Sezer'in , " erteleme değil , af " diye nitelendirdiği yasayı veto etmesi , AB uyum yasaları ile önü açılan [E r d o ğ a n ' ı ] etkilemeyecek .
Sezer'in , " erteleme değil , af " diye nitelendirdiği yasayı veto etmesi , AB uyum yasaları ile önü açılan Erdoğan'ı [e t k i l e m e y e c e k ]
Küçük bir [m ı z r a p ] vuruşuyla çıkan güçlü ama madensel ses , denizde ki teknelere bir eğlencenin başlamak üzere olduğunu haber verirdi .
Küçük bir mızrap vuruşuyla çıkan güçlü ama [m a d e n s e l ] ses , denizde ki teknelere bir eğlencenin başlamak üzere olduğunu haber verirdi .
Küçük bir mızrap vuruşuyla çıkan güçlü ama madensel ses , denizde ki [t e k n e l e r e ] bir eğlencenin başlamak üzere olduğunu haber verirdi .
Küçük bir mızrap vuruşuyla çıkan güçlü ama madensel ses , denizde ki teknelere bir [e ğ l e n c e n i n ] başlamak üzere olduğunu haber verirdi .
Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her [s ö y l e m i m i z ] ve davranışımızdan bazı sonuçlar çıkarıldığının ve kuşku duyulduğunun farkında yız .
Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her söylemimiz ve [d a v r a n ı ş ı m ı z d a n ] bazı sonuçlar çıkarıldığının ve kuşku duyulduğunun farkında yız .
Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her söylemimiz ve davranışımızdan bazı sonuçlar [ç ı k a r ı l d ı ğ ı n ı n ] ve kuşku duyulduğunun farkında yız .
Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her söylemimiz ve davranışımızdan bazı sonuçlar çıkarıldığının ve kuşku [d u y u l d u ğ u n u n ] farkında yız .
Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her söylemimiz ve davranışımızdan bazı sonuçlar çıkarıldığının ve kuşku duyulduğunun farkında [y ı z ] .
Üniversitede hoca [y ı z ] desek Şüphe li kişi olacağız çünkü .
[T ü m ü y l e ] meşru yollarla yüksek rakım lı tepeye çıkmış adamı şişman ve ahaliyi pişman eyliyorlar .
Tümüyle meşru yollarla yüksek rakım lı tepeye çıkmış adamı şişman ve ahaliyi pişman [e y l i y o r l a r ] .
[K e n d i l e r i y l e ] görüştüğümden edindiğim izlenim , gazeteciye verilen bilgilerle alakasız bir haberin yayımlanmış olduğu dur .
Kendileriyle [g ö r ü ş t ü ğ ü m d e n ] edindiğim izlenim , gazeteciye verilen bilgilerle alakasız bir haberin yayımlanmış olduğu dur .
Kendileriyle görüştüğümden [e d i n d i ğ i m ] izlenim , gazeteciye verilen bilgilerle alakasız bir haberin yayımlanmış olduğu dur .
[A r ı n ç ' ı n ] farklı yazıldığını iddia ettiği sözlerine ilişkin bölüm teyp kaydından aynen şöyle : .
Haberin yayımlandığı günle ilgili olarak [A r ı n ç ' ı n ] Akyol'a böyle yansıttığı Milliyet temsilcileriyle diyalogları ise şöyle gelişti : .
Uzun vade li yatırımcı için [e l l i b e ş ] sent seviyelerinde pozisyon oluşturmak mantık lı .
[Y e r i m d e n ] fırladım , kapıyı hızla açıp Ömür Uzatma Kıraathanesi'nden dışarıya çıktım .
Yerimden [f ı r l a d ı m ] , kapıyı hızla açıp Ömür Uzatma Kıraathanesi'nden dışarıya çıktım .
Yerimden fırladım , kapıyı hızla açıp Ömür Uzatma [K ı r a a t h a n e s i ' n d e n ] dışarıya çıktım .
Yerimden fırladım , kapıyı hızla açıp Ömür Uzatma Kıraathanesi'nden dışarıya [ç ı k t ı m ] .
Bayındır Sokak'ta ki bekar evimden [ç ı k t ı m ] .
[İ z i n i ] bulursanız , bu numaraya haber verirsiniz , dedi .
İzini [b u l u r s a n ı z ] , bu numaraya haber verirsiniz , dedi .
İzini bulursanız , bu numaraya haber [v e r i r s i n i z ] , dedi .
[T a z m i n a t ] almak amacından öte asıl amaç belgelere ulaşmak tı .
Bu kamp alanında [d e p o l a r ı n ] dışında iki ev var .
Ramiz yerinden kalkmış Naci Beyin yanına kadar [s o k u l m u ş t u ] .
Oğlunun neden [e r o i n m a n ] olduğunu anlayamaması çok doğal dı .
Oğlunun neden eroinman olduğunu [a n l a y a m a m a s ı ] çok doğal dı .
Herkes istediği gibi [s e v i ş i y o r ] , her şey serbest .
Bayındır Sokak'ta ki bekar [e v i m d e n ] çıktım .
Gel bak , sana evi [g ö s t e r e y i m ] .
[H ı ç k ı r ı k l a r ı m ı n ] arasında söylediklerini dinlemeye başladım .
Her istediğini yerine [g e t i r i y o r d u m ] .
[H a f t a l a r ] sonra bulmuş .
[E p e y ] iş yaptılar .
Gece [y ü z ü m e ] çarptı .
Hangisini sen kazandın ki ? deyip dik dik bakmıştı [y ü z ü m e ] .
[B a l ı k l a r d a n ] hamsi .
Ne [d i y e c e k t i k ] .
Türkiye'nin bir an önce karar vermesini beklediklerini vurgulayan [U n a k ı t a n ] , ABD'nin müdahale için meşruiyet aradığını ve ikinci BM kararına ihtiyaç duyduğunu ifade ederek , şöyle konuştu : " Ancak
[U n a k ı t a n ] hükümeti , işçilerin yasal zorunluluktan kaynaklanan ve toplusözleşmeye konulması şartıyla ödenen iki ikramiyeden ikisini ödememe konusunu değerlendirecek .
duyduğunu ifade ederek , şöyle konuştu : " Ancak ülkemize yönelik bir tehdidi ortadan kaldırma ve doğrudan müdahale etmek için de kimseden izin [A l l a h a ş k ı n a ]
[A r ı n ı n ] ki petek , kuşun ki yuva , ayının ki in ; ama insanın barınağı hemen ev olmamış , çünkü ev
Bir yandan da [K a h v e ' n i n ] günde kaç öğün yemek yiyeceğini , hangi vitaminleri alacağını , muhallebisinin şeker siz olması gerektiğini yok sa gözlerinin bozulacağını ,
Bir yandan da Kahve'nin günde kaç öğün yemek yiyeceğini , hangi vitaminleri alacağını , [m u h a l l e b i s i n i n ] şeker siz olması gerektiğini yok sa gözlerinin bozulacağını , aşılarının tarihini anlatıp duruyordu .
Bir yandan da Kahve'nin günde kaç öğün yemek yiyeceğini , hangi vitaminleri alacağını , muhallebisinin şeker siz olması gerektiğini yok sa gözlerinin [b o z u l a c a ğ ı n ı ] , aşılarının tarihini anlatıp
Bir yandan da Kahve'nin günde kaç öğün yemek yiyeceğini , hangi vitaminleri alacağını , muhallebisinin şeker siz olması gerektiğini yok sa gözlerinin bozulacağını , [a ş ı l a r ı n ı n ]
Bir çocuğa ailenin vereceği en önem li şey , kendisini değerli hissetmesi , varlığından mutlu [o l u n d u ğ u n u ] bilmesi , önemsendiğini hissetmesi ve kendisine güven duymaya teşvik edilmesi dir .
Bir çocuğa ailenin vereceği en önem li şey , kendisini değerli hissetmesi , varlığından mutlu olunduğunu bilmesi , [ö n e m s e n d i ğ i n i ] hissetmesi ve kendisine güven duymaya teşvik edilmesi dir .
[Ö n l e r i n d e ] hazırlanan raporların hepsi var dı artık ve zaman makinesi bir kez daha , bu sefer geriye , kazanın olduğu o
Önlerinde hazırlanan [r a p o r l a r ı n ] hepsi var dı artık ve zaman makinesi bir kez daha , bu sefer geriye , kazanın olduğu o ilk anlara
Önlerinde hazırlanan raporların hepsi var dı artık ve zaman makinesi bir kez daha , bu sefer geriye , kazanın olduğu o ilk [a n l a r a ] doğru
Genelkurmay Başkanı eşlerinin [Y A Ş ] üyelerinin eşlerine geleneksel olarak verdikleri öğle yemeği , Başbakan Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün türban lı olması nedeniyle gerçekleştirilmedi .
Genelkurmay Başkanı eşlerinin YAŞ üyelerinin eşlerine geleneksel olarak verdikleri öğle yemeği , Başbakan Gül'ün eşi [H a y r ü n n i s a ] Gül'ün türban lı olması nedeniyle gerçekleştirilmedi .
Genelkurmay Başkanı eşlerinin YAŞ üyelerinin eşlerine geleneksel olarak verdikleri öğle yemeği , Başbakan Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün türban lı olması nedeniyle [g e r ç e k l e ş t i r i l m e d i ]
[S t a s ] , evin dışında ki yine kütüklerden inşa edilmiş depoda yeni avlanmış bir yaban koyununun derisini ve boynuzunu gösteriyor misafire .
[S t a s ] bir kapan ı işaret ediyor .
Stas , evin dışında ki yine [k ü t ü k l e r d e n ] inşa edilmiş depoda yeni avlanmış bir yaban koyununun derisini ve boynuzunu gösteriyor misafire .
Stas , evin dışında ki yine kütüklerden inşa edilmiş depoda yeni [a v l a n m ı ş ] bir yaban koyununun derisini ve boynuzunu gösteriyor misafire .
Stas , evin dışında ki yine kütüklerden inşa edilmiş depoda yeni avlanmış bir yaban [k o y u n u n u n ] derisini ve boynuzunu gösteriyor misafire .
Stas , evin dışında ki yine kütüklerden inşa edilmiş depoda yeni avlanmış bir yaban koyununun derisini ve [b o y n u z u n u ] gösteriyor misafire .
O da , sizin onu [s e v d i ğ i n i z ] kadar , sizi seviyorsa , yarısını kesip size verir ( Karım böyle yapar ) .
O da , sizin onu sevdiğiniz kadar , sizi [s e v i y o r s a ] , yarısını kesip size verir ( Karım böyle yapar ) .
O da , sizin onu sevdiğiniz kadar , sizi seviyorsa , yarısını kesip size verir ( [K a r ı m ] böyle yapar ) .
Ana'nın orada olmadığını söyledikten sonra ben , buna ne [i n a n ı r m ı ş ] , ne de inanmazmış gibi bir tavır takındım .
Ana'nın orada olmadığını söyledikten sonra ben , buna ne inanırmış , ne de [i n a n m a z m ı ş ] gibi bir tavır takındım .
Ana'nın orada olmadığını söyledikten sonra ben , buna ne inanırmış , ne de inanmazmış gibi bir tavır [t a k ı n d ı m ] .
[U y a n ı r ] gibi oldum ve o zaman ki genç kızın artık dünyamızda olmadığını , erken bir ölümle öldüğünü düşündüm .
Uyanır gibi oldum ve o zaman ki genç kızın artık [d ü n y a m ı z d a ] olmadığını , erken bir ölümle öldüğünü düşündüm .
Ama , dedim , ben ne şiir [o k u y a b i l i r i m ] , ne de şarkı .
Bu kızın izini bulmak için , polisten yardım [i s t e m e m d e n ] başka çare yok .
Doktorlar ara sıra [g ö r ü n m e m i ] salık vermişlerdi oysa .
Son sevgilisi [y i m ] ben onun .
Esin geceliğinin eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi [y i m ] . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki birden sustu : Ama abi bu evde iki prens var .
Ben de kelle [y i m ] tabii , bir de herif ölcem mölcem diyor ya , ister istemez moralin bozuluyor .
Onun arkasında yım hep , peşinde [y i m ] okullarda .
Ben onların Hüseyin abileri [y i m ] .
- Neden [b ı r a k t ı n ] beni .
- Sen yaptın , beni yalnız [b ı r a k t ı n ] , hep başkaları oldu hayatımızda .
[Ş i r i n ' d e ] üzülecek arayacak yavrusunu .
Şirin'de [ü z ü l e c e k ] arayacak yavrusunu .
Şirin'de üzülecek [a r a y a c a k ] yavrusunu .
[G ö r d ü n ] , neye dönmüşüm .
Gördün , neye [d ö n m ü ş ü m ] .
El [v u r d u m ] basa basa .
[K i m s e y l e ] konuşmaz ilk kocası .
Yolu [y a r ı l a m ı ş t ı k ] neredeyse .
[K a b u ğ u n u ] bile korumuştur .
Bir mucize [g e r ç e k l e ş s e ] .
[D ö n m ü y o r ] da zaten ...
Fransız [b ö b ü r l e n i r ] .
[G a l i b a ] haklı .
[G a l i b a ] çalmayacaktım .
[Ö l ü y o r m u ş ] aşkımdan .
Ölüyormuş [a ş k ı m d a n ] .
Keskin toplum eleştirisi , espri li ve zeki [ö z e l e ş t i r i ] , bir çeşit kara mizah , bilgi düzeylerinin çok üstünde bir entelektüel performans onlarla tanışan ları şaşırtır ve çarpar .
Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden [a y ı r d e d i p ] insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla duyardım
Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını [k o k u l a r ı n d a n ] anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla duyardım onların sesini .
Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini [t a n ı r d ı m ] , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla duyardım onların sesini .
Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu [b i l i r d i m ] , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla duyardım onların sesini .
Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca [k u l a k l a r ı m l a ] değil bütün vücudumla duyardım onların sesini
Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün [v ü c u d u m l a ]
bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla [d u y a r d ı m ]
Ne ilgisi varsa bilmem , Kaymakam Arif Beyin kızı davet etmiş ilk kez , ilk kez [1 9 1 2 ' d e ] geldikleri İstanbul'da çektirmişler bu fotoğrafı .
Ne ilgisi varsa bilmem , Kaymakam Arif Beyin kızı davet etmiş ilk kez , ilk kez 1912'de geldikleri İstanbul'da [ç e k t i r m i ş l e r ] bu fotoğrafı .
Nitekim , Kemal şöyle devam etti : Ben diyorum ki , bu günah çıkarma [h a d i s e s i n d e n ] kendimize yönelik bir sonuç elde edelim .
Gözlem ve deneyler [ö n g ö r ü l e r ] doğrultusunda sonuçlar verirse , kuram kanıtlandı denmez , kuram gözlemlerle tutarlı dır denir .
Gözlem ve deneyler öngörüler doğrultusunda sonuçlar verirse , kuram kanıtlandı [d e n m e z ] , kuram gözlemlerle tutarlı dır denir .
Onun bir çocuk olmadığını , takındığı çocuksu [t a v ı r l a r ı n ] aslında bir maske olduğunu bir tek ben biliyordum .
O ruhun , o belleğin içine [g i r d i ğ i n i z ] an , tutsak sınız .
O ruhun , o belleğin içine girdiğiniz an , tutsak [s ı n ı z ] .
Siz , en büyük korkunuzun gerçekleşmesinden korktuğunuz için burada [s ı n ı z ] .
[T a ş h a n ' ı n ] kapısını itip bu yarı karanlık dünyanın içine girdim .
[K u r s a n ı z ] bile sonunu çok başka bir biçimde bitirirsiniz .
Kursanız bile sonunu çok başka bir biçimde [b i t i r i r s i n i z ] .
[T o k u m ] , yine de gitmez bu meret böyle .
Tokum , yine de gitmez bu [m e r e t ] böyle .
[B u y u r ] , Ayşe abla , geç sofraya .
[B u y u r ] etmişler .
İnek sütünden yapılan peynir aynı tadı [v e r m e z m i ş ] .
Bir an ona haksızlık [y a p ı y o r m u ş u m ] hissine kapıldım .
Bir an ona haksızlık yapıyormuşum hissine [k a p ı l d ı m ] .
Bunları izlediğimde olayın kapatılmaya çalışıldığı izlenimine [k a p ı l d ı m ] .
Zeynep : [G i y e c e k ] , yiyecek götürelim .
Zeynep : Giyecek , yiyecek [g ö t ü r e l i m ] .
Buna göre bakanlık soruşturmayı [y e n i l e y e b i l i r d i ] .
[K a t k ı s ı ] için Ayhan'a teşekkürler .
Katkısı için [A y h a n ' a ] teşekkürler .
Dün gece [d i s k o d a ] unutmuşsun .
Dün gece diskoda [u n u t m u ş s u n ] .
[Y e n i s i n e ] ben bile dayanamam .
Yenisine ben bile [d a y a n a m a m ] .
[K ı z ı l l a ] siyah arası .
[D ü ş ü n ü y o r ] mu Mebrure'yi .
Düşünüyor mu [M e b r u r e ' y i ] .
[M i s k o y e ] aşağıda ydı .
[P i k a b ı ] vardı .
[N e n i z ] var .
[B a ş e s g i o ğ l u ] verdiği önergeyle güvenlik , savunma amaçlı hibe ve yardımlara ilişkin uygulama boşluğu doğmaması için , 2002'de mevcut olan düzenlemelerin devamı
Chp 'li lerin tarım ve sağlık sektörüne destek amacıyla verdiği önergeler ise " gider [B a ş e s g i o ğ l u ] " olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi .
Başesgioğlu verdiği [ö n e r g e y l e ] güvenlik , savunma amaçlı hibe ve yardımlara ilişkin uygulama boşluğu doğmaması için , 2002'de mevcut olan düzenlemelerin devamı sağlandı .
Başesgioğlu verdiği önergeyle güvenlik , savunma amaçlı hibe ve [y a r d ı m l a r a ] ilişkin uygulama boşluğu doğmaması için , 2002'de mevcut olan düzenlemelerin devamı sağlandı .
Başesgioğlu verdiği önergeyle güvenlik , savunma amaçlı hibe ve yardımlara ilişkin uygulama boşluğu [d o ğ m a m a s ı ] için , 2002'de mevcut olan düzenlemelerin devamı sağlandı .
Başesgioğlu verdiği önergeyle güvenlik , savunma amaçlı hibe ve yardımlara ilişkin uygulama boşluğu doğmaması için , [2 0 0 2 ' d e ] mevcut olan düzenlemelerin devamı sağlandı .
Tayyip Erdoğan'ın yanında , onun [y a n l ı ş l a r ı n a ] ortak olsaydım kesinlikle bu noktalarda bulunmazdım " sözünün Milliyet tarafından farklı yansıtıldığını öne sürdü .
Tayyip Erdoğan'ın yanında , onun yanlışlarına ortak olsaydım kesinlikle bu noktalarda [b u l u n m a z d ı m ] " sözünün Milliyet tarafından farklı yansıtıldığını öne sürdü .
Tayyip Erdoğan'ın yanında , onun yanlışlarına ortak olsaydım kesinlikle bu noktalarda bulunmazdım " sözünün Milliyet tarafından farklı [y a n s ı t ı l d ı ğ ı n ı ] öne sürdü .
Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı [y a n s ı t ı l d ı ğ ı n ı ]
TKP avukatları , bunun dışında , şu ana kadar [y u z e l l i ] partilinin hakkında bildiri dağıtmaktan soruşturma açıldığını söylediler .
TKP avukatları , bunun dışında , şu ana kadar yuzelli [p a r t i l i n i n ] hakkında bildiri dağıtmaktan soruşturma açıldığını söylediler .
TKP avukatları , bunun dışında , şu ana kadar yuzelli partilinin hakkında bildiri [d a ğ ı t m a k t a n ] soruşturma açıldığını söylediler .
Ben [h a n ı m e f e n d i y l e ] beraber davaya başladıktan sonra elimizde belge , doküman yok tu .
Türkiye , geçmişle ve geçmişin [k o r k u l a r ı y l a ] bağlarını kopardı gidiyor .
[K ı z c a ğ ı z ] oturdukları yerden daha uzaklarda iş aramaya başlamış .
Belki sekiz on - [a v u k a t a ] müracaat ettim .
Teknik raporun [d e ş i f r e s i ] kısa süre içinde yaptırıldı .
Şu üniversite işini bir türlü [o t u r t a m a d ı k ] .
[U ç a k t a n ] indiğimde , Üstünde kiler olmaz .
Uçaktan [i n d i ğ i m d e ] , Üstünde kiler olmaz .
O halde ? [B i l m e y e c e k ] ne var ?
[E r o i n ] krizi gibi bir kriz geçiriyor .
[E r o i n ] ve tüm uyuşturucu kullanımında bir duyguları öldürme eşiği var dır , bu eşik kişiden kişiye değişir .
[E r o i n ] bağımlılarıyla iki ay süren çalışmam boyunca onlarda ki zeka pırıltıları beni etkiledi .
[E r o i n ] siz bir yaşam ona göre zaten mümkün değil .
[P e n c e r e l e r i n d e n ] birinde dürbünle bakan bir ihtiyar .
[A l ı n a c a k ] gibi değil ki yanlarına .
[Ç a r p ı n t ı s ı ] geçince yazmayı sürdürdü .
[A n n e m e ] doktorlar tümüyle yasakladı .
Ayrıca Eleni [M u s a k k a ] farklı .
Ona bir mektup [y a z s a n ı z ] ...
' [D U Y U R U ] YAPAMAZSIN ' .
' DUYURU [Y A P A M A Z S I N ] ' .
[K a z a n c ı n ı ] yatırıma dönüştürdü .
[H a b l e m i t o ğ l u ' n a ] ortak aranıyor .
Ayhan [i m r e n m i ş ] .
[Ç a r p ı l ı r s ı n ] .
Lange [L e i d s e w a r d s ] Straat'da Kierkegaard okuyan kıza , kendisiyle yeniden görüşmekten sevinç duyacağımı söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın
Lange Leidsewards [S t r a a t ' d a ] Kierkegaard okuyan kıza , kendisiyle yeniden görüşmekten sevinç duyacağımı söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın başında
Lange Leidsewards Straat'da Kierkegaard okuyan kıza , kendisiyle yeniden [g ö r ü ş m e k t e n ] sevinç duyacağımı söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın başında ki o güzel , iki kat lı
Lange Leidsewards Straat'da Kierkegaard okuyan kıza , kendisiyle yeniden görüşmekten sevinç [d u y a c a ğ ı m ı ] söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın başında ki o güzel , iki kat lı kahveye çağırmıştım
görüşmekten sevinç duyacağımı söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın başında ki o güzel , iki kat lı kahveye [ç a ğ ı r m ı ş t ı m ]
Kaç kez [d e n e m i ş t i ] ; iki türküden sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , masalarda
Kaç kez denemişti ; iki [t ü r k ü d e n ] sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , masalarda oturan yabancı kadınlara
Kaç kez denemişti ; iki türküden sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği [y e ğ l e y e r e k ] , masalarda oturan yabancı kadınlara göz süzmeye başlıyorlardı .
Kaç kez denemişti ; iki türküden sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , [m a s a l a r d a ] oturan yabancı kadınlara göz süzmeye
türküden sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , masalarda oturan yabancı kadınlara göz [s ü z m e y e ]
balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , masalarda oturan yabancı kadınlara göz süzmeye [b a ş l ı y o r l a r d ı ]
[b i l d i r i l e r i n i n ] hepsinde , evrim kuramına karşı geliştirilen bir sav ön plana çıkmaktadır : bir kuram , hipotez veya varsayım gözlem ,
hepsinde , evrim kuramına karşı geliştirilen bir sav ön plana çıkmaktadır : bir kuram , hipotez veya varsayım gözlem , deney veya bulgularla [k a n ı t l a n m a d ı k ç a ]
[S e z g i n l e r ] ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i uyarma
Sezginler ne ile [u ğ r a ş t ı ğ ı n ı ] o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i uyarma ihtiyacını hissediyordu .
Sezginler ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak [b i l e m e s e ] de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i uyarma ihtiyacını hissediyordu .
Sezginler ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına [g e l e b i l e c e k l e r i ] tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i uyarma ihtiyacını hissediyordu .
Sezginler ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden [S e z g i n l e r ' i ] uyarma ihtiyacını hissediyordu .
Sezginler ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i [u y a r m a ] ihtiyacını hissediyordu .
Rusların yönetimine girmeden önce de Saka Türklerinin [h e g e m o n y a s ı ] altında yaşamak zorunda kalmaları , Mançu Tunguz - dil grubuna bağlı Evenceyi unutmalarına neden oldu .
Rusların yönetimine girmeden önce de Saka Türklerinin hegemonyası altında yaşamak zorunda kalmaları , Mançu Tunguz - dil grubuna bağlı [E v e n c e y i ] unutmalarına neden oldu .
Rusların yönetimine girmeden önce de Saka Türklerinin hegemonyası altında yaşamak zorunda kalmaları , Mançu Tunguz - dil grubuna bağlı Evenceyi [u n u t m a l a r ı n a ] neden oldu .
Ekonomi yetkililerinin [Y P K ] toplantısında gündeme getirmeyi planladığı toplusözleşme görüşmeleri konusunda da işçi konfederasyonlarına düşük oran lı bir zammın önerilmesi tartışılıyor .
Ekonomi yetkililerinin YPK toplantısında gündeme getirmeyi planladığı [t o p l u s ö z l e ş m e ] görüşmeleri konusunda da işçi konfederasyonlarına düşük oran lı bir zammın önerilmesi tartışılıyor .
Ekonomi yetkililerinin YPK toplantısında gündeme getirmeyi planladığı toplusözleşme görüşmeleri konusunda da işçi [k o n f e d e r a s y o n l a r ı n a ] düşük oran lı bir zammın önerilmesi tartışılıyor .
Ekonomi yetkililerinin YPK toplantısında gündeme getirmeyi planladığı toplusözleşme görüşmeleri konusunda da işçi konfederasyonlarına düşük oran lı bir [z a m m ı n ] önerilmesi tartışılıyor .
Ekonomi yetkililerinin YPK toplantısında gündeme getirmeyi planladığı toplusözleşme görüşmeleri konusunda da işçi konfederasyonlarına düşük oran lı bir zammın [ö n e r i l m e s i ] tartışılıyor .
Bu yanıtın [d ü ş ü n d ü k l e r i m l e ] hiç ilgisi yok tu , ama onunla korkularımı tartışacak bir cesaretim olsa zaten hayatım başka türlü olurdu .
Bu yanıtın düşündüklerimle hiç ilgisi yok tu , ama onunla [k o r k u l a r ı m ı ] tartışacak bir cesaretim olsa zaten hayatım başka türlü olurdu .
Bu yanıtın düşündüklerimle hiç ilgisi yok tu , ama onunla korkularımı [t a r t ı ş a c a k ] bir cesaretim olsa zaten hayatım başka türlü olurdu .
Bu yanıtın düşündüklerimle hiç ilgisi yok tu , ama onunla korkularımı tartışacak bir [c e s a r e t i m ] olsa zaten hayatım başka türlü olurdu .
Matematiğin kötü ellerde [h o r t l a y a n ] ve doğa bilimlerini olumsuz yönde etkileyen yanı da burada , kusursuzluğunda yatmaktadır .
Matematiğin kötü ellerde hortlayan ve doğa bilimlerini olumsuz yönde etkileyen yanı da burada , [k u s u r s u z l u ğ u n d a ] yatmaktadır .
[B a k a r ı z ] , dedi kadın , sonra sandalyesini biraz yan çevirdi , çalgıcıları görmek için .
Bakarız , dedi kadın , sonra [s a n d a l y e s i n i ] biraz yan çevirdi , çalgıcıları görmek için .
Bakarız , dedi kadın , sonra sandalyesini biraz yan çevirdi , [ç a l g ı c ı l a r ı ] görmek için .
Gece [r ü z g a r ı n d a n ] saçım başım dağıldı , dedi genç erkek ; elleriyle saçını düzeltmeye çalıştı .
Gece rüzgarından [s a ç ı m ] başım dağıldı , dedi genç erkek ; elleriyle saçını düzeltmeye çalıştı .
Gece rüzgarından saçım [b a ş ı m ] dağıldı , dedi genç erkek ; elleriyle saçını düzeltmeye çalıştı .
Bir tür serbest atım , mayo niyetine kullandığımız [ş o r t l a r ı m ı z ] üzerimizde yken yapıyoruz bunu .
Bir tür serbest atım , mayo niyetine kullandığımız şortlarımız [ü z e r i m i z d e ] yken yapıyoruz bunu .
Bir tür serbest atım , mayo niyetine kullandığımız şortlarımız üzerimizde [y k e n ] yapıyoruz bunu .
Bir gece zamanı , yatakta [y k e n ] söyledi hem de ...
Ne tuhaf şeyler değil mi , şu [a n l a t t ı k l a r ı m ] size ?
Bu yüzden alışveriş bilimini yaratırken [a n t r o p l o j i n i n ] katkısı tartışılmaz .
Kentten iki [m i k r o f o n l a ] , gerekli öteki aygıtları getirtmişti .
Kentten iki mikrofonla , gerekli öteki aygıtları [g e t i r t m i ş t i ] .
Efendi görünme [d a l g a s ı n a ] değildi , zorunluluktan dı .
Efendi görünme dalgasına değildi , [z o r u n l u l u k t a n ] dı .
Unakıtan hükümeti , işçilerin yasal [z o r u n l u l u k t a n ] kaynaklanan ve toplusözleşmeye konulması şartıyla ödenen iki ikramiyeden ikisini ödememe konusunu değerlendirecek .
[B o z d u ğ u n u ] onun tamir etmesi imkansız dı artık .
Senin de bu gösteriyi [i z l e m e n i ] isterdim .
Kumru sabah akşam [s a r ı l ı y o r m u ş ] telefona .
[S a k i n l e ş t i r i r ] bu beni yavaş yavaş .
Ah ! diye [m ı r ı l d a n d ı ] Kerem ...
Kurtulamamışım demek , diye [m ı r ı l d a n d ı ] .
Bu heyecana nasıl dayanabilirim . diye [m ı r ı l d a n d ı ] Celal .
Siz üniversiteyi İstanbul'da mı [o k u m u ş t u n u z ] .
[Ç o c u k l u ğ u m u z ] hep Anadolu'da geçti .
[N a m l u l a r ] alnımıza doğrultulmuş .
Namlular [a l n ı m ı z a ] doğrultulmuş .
Namlular alnımıza [d o ğ r u l t u l m u ş ] .
Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup [T a h i n c i o ğ l u ] ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı Kirkor Ağabaloğlu , yönetmelikle kendi cemaatlerine yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .
Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup Tahincioğlu ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı [K i r k o r ] Ağabaloğlu , yönetmelikle kendi cemaatlerine yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .
Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup Tahincioğlu ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı Kirkor [A ğ a b a l o ğ l u ] , yönetmelikle kendi cemaatlerine yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .
Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup Tahincioğlu ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı Kirkor Ağabaloğlu , [y ö n e t m e l i k l e ] kendi cemaatlerine yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .
AB'nin de yakından ilgilendiği bu soruna yeni [y ö n e t m e l i k l e ] çözüm getirilmeliydi .
Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup Tahincioğlu ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı Kirkor Ağabaloğlu , yönetmelikle kendi [c e m a a t l e r i n e ] yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .
Milli Eğitim Bakanı , YÖK [B a ş k a n ı ' n ı ] uyararak , " Hiç kimsenin rejimin jandarmalığına soyunmasına gerek yok " dedi .
Milli Eğitim Bakanı , YÖK Başkanı'nı uyararak , " Hiç kimsenin rejimin [j a n d a r m a l ı ğ ı n a ] soyunmasına gerek yok " dedi .
Milli Eğitim Bakanı , YÖK Başkanı'nı uyararak , " Hiç kimsenin rejimin jandarmalığına [s o y u n m a s ı n a ] gerek yok " dedi .
Görgü [t a n ı k l a r ı n ı n ] ifadesine göre havada çarpışan uçaklar , İnkaya mevkiinde ki orman lık alanda ateş topu halinde düştü .
[K A N A L ] D'nin ilgiyle izlenen ' Koltuk ' isim li yarışma programı , ününü yurtdışına taşıdı .
Kazada hayatını kaybeden [ç i f t l e r d e n ] biri de Servet ve Sevinç Karadağ .
[H a n g i s i n i ] sen kazandın ki ? deyip dik dik bakmıştı yüzüme .
Hangisini sen [k a z a n d ı n ] ki ? deyip dik dik bakmıştı yüzüme .
Hangisini sen kazandın ki ? deyip dik dik [b a k m ı ş t ı ] yüzüme .
Ne rahat , ne güzel bir ev [b u l m u ş s u n ] .
[A l k o l l e ] ve memleket meselelerinin çözüm yollarıyla yüklü yüz .
Alkolle ve memleket [m e s e l e l e r i n i n ] çözüm yollarıyla yüklü yüz .
Sonradan çark etti , [S o d e x h o ] gözbebeğimiz Sodexho dedi .
Sonradan çark etti , Sodexho gözbebeğimiz [S o d e x h o ] dedi .
Sonradan çark etti , Sodexho [g ö z b e b e ğ i m i z ] Sodexho dedi .
Büyük [a b l a m ] annemle sık sık kavga ediyor .
Büyük ablam [a n n e m l e ] sık sık kavga ediyor .
O kadar çok şey saydı ki , [a n n e m l e ] konuşurken kapıldığım korkular yeniden ortaya çıktı .
En uzun [b i r l i k t e l i ğ i m i z ] sofra başında oluyor .
Bir [y e d i ğ i n ] peyniri bir daha yeme .
Biraz [g ü l ü ş e r e k ] olan ları anlattık .
Biraz gülüşerek olan ları [a n l a t t ı k ] .
İşte burda biri [k a b a h a t l i ] .
[U y a n d ı ğ ı n ı z d a n ] emin olmak istedim .
[M e r a k l a ] Kerem'in anlattıklarını dinliyorduk .
Merakla [K e r e m ' i n ] anlattıklarını dinliyorduk .
Merakla Kerem'in anlattıklarını [d i n l i y o r d u k ] .
[C a n ı ] sıkılmış gibi ydi .
[D u y u l m a m a s ı ] için anımsamamanız gerek .
Duyulmaması için [a n ı m s a m a m a n ı z ] gerek .
Bir yerlere [y e t i ş i r l e r ] .
Güneye [i n d i k ç e ] sertleşmiş .
Güneye indikçe [s e r t l e ş m i ş ] .
Bir kahve [s ö y l e r i m ] .
Ölümü [e n s e m d e ] hissediyordum .
Ölümü ensemde [h i s s e d i y o r d u m ] .
Uykuya da az gereksinim duyduğumu [h i s s e d i y o r d u m ] .
Cevap [v e r m e d i m ] .
[T e h l i k e y i ] bilirim .
El [k a l d ı r m a d ı k ] .
[D E H A P ] UĞRAŞIYOR .
DEHAP [U Ğ R A Ş I Y O R ] .
Niye mutsuz olduklarını ise [s ö y l e m e z l e r d i ] , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca
Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , [m u t s u z l u k l a r ı n ı n ] nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne
Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca [m u t s u z l u k l a r ı n ı n ] üstüne örtmeye çalıştıkları yak
Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda [y d ı n ı z ] , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak ıcı bir
Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu [k e ş f e d e m e z s e n i z ] biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak ıcı bir örtü ydü .
Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha [d ü ş m a n l a ş ı r l a r d ı ] ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak ıcı bir örtü ydü .
Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne [ö r t m e y e ]
mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak [ı c ı ]
, bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak ıcı bir örtü [y d ü ]
Esin [g e c e l i ğ i n i n ] eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi
Esin geceliğinin eteklerini [s a v u r a ] savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki
Esin geceliğinin eteklerini savura [s a v u r a ] odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki birden
Esin geceliğinin eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir [p e n s e s i m ] , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki birden sustu : Ama abi bu evde
Esin geceliğinin eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi [m ı r ı l d a n ı y o r d u ] ki birden sustu : Ama abi bu evde iki prens
Esin geceliğinin eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki birden [s u s t u ] : Ama abi bu
Bir süre sonra Milli Savunma Bakanlığı'nda bize , çok gerekçe li bir dosya [h a z ı r l a d ı ğ ı m ] ız halde , iki satır lık bir cevap geldi .
Irak tehdidi [t e p e m i z d e ] durmasına karşın borsacıların hayalinde ki hükümet formülü olan DYP CHP - koalisyonunun gerçekleşmesi durumunda borsa seçimden sonra bir ralli yapabilir
Irak tehdidi tepemizde durmasına karşın [b o r s a c ı l a r ı n ] hayalinde ki hükümet formülü olan DYP CHP - koalisyonunun gerçekleşmesi durumunda borsa seçimden sonra bir ralli yapabilir .
Irak tehdidi tepemizde durmasına karşın borsacıların hayalinde ki hükümet formülü olan DYP CHP - [k o a l i s y o n u n u n ] gerçekleşmesi durumunda borsa seçimden sonra bir ralli yapabilir .
Ben de kelle yim tabii , bir de herif [ö l c e m ] mölcem diyor ya , ister istemez moralin bozuluyor .
Ben de kelle yim tabii , bir de herif ölcem [m ö l c e m ] diyor ya , ister istemez moralin bozuluyor .
Ben de kelle yim tabii , bir de herif ölcem mölcem diyor ya , ister istemez [m o r a l i n ] bozuluyor .
Ben de kelle yim tabii , bir de herif ölcem mölcem diyor ya , ister istemez moralin [b o z u l u y o r ] .
Onların gürültü lü [n e ş e s i ] , duyduğum yalnızlık duygularını azaltıyordu , ama neler konuştuklarını da anlamıyordum .
Onların gürültü lü neşesi , duyduğum yalnızlık duygularını [a z a l t ı y o r d u ] , ama neler konuştuklarını da anlamıyordum .
Onların gürültü lü neşesi , duyduğum yalnızlık duygularını azaltıyordu , ama neler konuştuklarını da [a n l a m ı y o r d u m ] .
elli bin dolar lık [t e r k i n ] limiti en az ikiyüzelli bin dolara çıkarılsın .
elli bin dolar lık terkin limiti en az [i k i y ü z e l l i ] bin dolara çıkarılsın .
elli bin dolar lık terkin limiti en az ikiyüzelli bin dolara [ç ı k a r ı l s ı n ] .
Çin [r e s t o r a n l a r ı n ı ] artırmak için otelleri teşvik ediyoruz " diye konuştu .
Diyarbakır'a gideceğini ancak sabah [u y u y a k a l d ı ğ ı n ı ] ve sabah uçağına yetişemediğini söyledi .
Diyarbakır'a gideceğini ancak sabah uyuyakaldığını ve sabah uçağına [y e t i ş e m e d i ğ i n i ] söyledi .
Annem şen bir [k a h k a h a ] patlatınca benim de neşem yerine geldi .
Annem şen bir kahkaha [p a t l a t ı n c a ] benim de neşem yerine geldi .
Annem şen bir kahkaha patlatınca benim de [n e ş e m ] yerine geldi .
Gözün [k a n l a n m ı ş ] , sol gözün , dedi Gül Abla .
Ben dün gece siz yattıktan sonra evden [k a ç t ı m ] .
[A n n e c i ğ i ] ile birlikte bir bardak pekmezi paylaşmışlar .
Anneciği ile birlikte bir bardak pekmezi [p a y l a ş m ı ş l a r ] .
[G ö z l e r i n d e ] korku ve acı ile bize bakıyordu .
[O n c a ] sopayı yerdi de yine bildiğinden şaşmazdı .
Onca [s o p a y ı ] yerdi de yine bildiğinden şaşmazdı .
Onca sopayı yerdi de yine bildiğinden [ş a ş m a z d ı ] .
Korkunç bir şey bu ! diye [m ı r ı l d a n d ı m ] .
Tuhaf bir kadın , diye [m ı r ı l d a n d ı m ] .
[Z e y n e p ' t e ] en az Orhan kadar heyecanlanmıştı .
Zeynep'te en az Orhan kadar [h e y e c a n l a n m ı ş t ı ] .
Unvan ? [M C B ] diye bir remiz .
ne dir bu [M C B ] .
Unvan ? MCB diye bir [r e m i z ] .
[B i s m i l l a h ] , özgürlük gitti elden .
Durumu çok iyi [ö z e t l i y o r d u ] .
Allah [l a y ı ğ ı n ı ] versin !
[İ T Ü ' y e ] girdi ..
Ama diye devam etti , Köpek kahverengi [y m i ş ] , bazı yerleri beyaza daha yakın mış , Kahve onun için daha uygun bir isim .
iki ) Cimri [y m i ş ] .
Ama diye devam etti , Köpek kahverengi ymiş , bazı yerleri beyaza daha yakın [m ı ş ] , Kahve onun için daha uygun bir isim .
Diyarbakır'da bir inşaat firmasında proje müdürü olarak çalışan inşaat mühendisi Servet Karadağ , evlendikten sonra da eşini yanından hiç [a y ı r m a d ı ] .
Yorum : Haberi geçen Doğan Haber Ajansı ( DHA ) Konya muhabiri Mehmet [B ü y ü k a r ı ] , haberin doğru olduğunda ısrarlı .
Neyin var Ali ? Hasta mısın yok sa ? diye sorunca Bir [ş e y i m ] yok diye cevap verdi .
[A l d ı ğ ı m ] şeyin isminin önemi yok tu , geçici de olsa yeter ki deliği kapatsın .
Aldığım şeyin isminin önemi yok tu , geçici de olsa yeter ki deliği [k a p a t s ı n ] .
Gerçi bu karar metni [m ü v e k k i l i n e ] önceden yollanmıştı ama yine de bir usulsüzlük olabilirdi .
Gerçi bu karar metni müvekkiline önceden [y o l l a n m ı ş t ı ] ama yine de bir usulsüzlük olabilirdi .
Gerçi bu karar metni müvekkiline önceden yollanmıştı ama yine de bir [u s u l s ü z l ü k ] olabilirdi .
Tabii aralarında ki sınıf ve kültür [u ç u r u m u n u ] bildiğinden övgülerinde onun kadar ileri gitmiyordu .
Tabii aralarında ki sınıf ve kültür uçurumunu bildiğinden [ö v g ü l e r i n d e ] onun kadar ileri gitmiyordu .
Tabii aralarında ki sınıf ve kültür uçurumunu bildiğinden övgülerinde onun kadar ileri [g i t m i y o r d u ] .
Yaklaşık bir ay sonra [m a e s t r o ] kürsüsünde kalp krizi geçirip ölecekti , Paris'te .
Yaklaşık bir ay sonra maestro kürsüsünde kalp krizi geçirip [ö l e c e k t i ] , Paris'te .
Geyik ve yaban koyunu derileri arasında ılık bir yorgunluk sardı tüm [b e d e n i m i ] .
Ona göre , filozof da , bu [a r a y ı ş a ] benzer bir şeyi anlatıyordu .
Ama davranmak da istiyorum , senden [v a z g e ç m e y e ] niyetim yok .
Ama davranmak da istiyorum , senden vazgeçmeye [n i y e t i m ] yok .
İşte biz , bu [t o p l a n t ı l a r ı m ı z ı n ] kurallarını bugünlerde saptadık .
İşte biz , bu toplantılarımızın kurallarını bugünlerde [s a p t a d ı k ] .
[P a r k t a n ] çıkıp buraya doğru koşarken hepsi aklımda ydı .
Ben : [A z ı c ı k ] pencereyi açayım mı ? .
Ben : Azıcık [p e n c e r e y i ] açayım mı ? .
Ben : Azıcık pencereyi [a ç a y ı m ] mı ? .
Eski [a ş ı k l a r ı ] , kocaları yok mu aralarında .
Eski aşıkları , [k o c a l a r ı ] yok mu aralarında .
Türkiye , o limandan gitgide [u z a k l a ş ı y o r ] .
Evet , [t u t k u y u ] anlattın sen bize .
Evet , tutkuyu [a n l a t t ı n ] sen bize .
Tutkuyu [a n l a t t ı n ] oğlum , dedi Şakir .
Bir [ü t ü ] bile tamir edemiyor ...
Bir ütü bile tamir [e d e m i y o r ] ...
Bir mektup [g e t i r m i ş t i m ] Mahmut Beye .
Saffet [A ğ a b e y i m ] istedi , verdim .
[U l a ş m a k ] ise imkansız dı .
[P e y n i r i ] yapmayı biliyoruz .
[S o k a ğ a ] çıkmamaya hazırlandık .
Sokağa [ç ı k m a m a y a ] hazırlandık .
Sokağa çıkmamaya [h a z ı r l a n d ı k ] .
Galiba [ç a l m a y a c a k t ı m ] .
[Ç a l m a y a ] başlamadan yarım saat kadar önce , Recep , darbukasını masalardan birinde , kalabalık bir yerli turist grubuyla oturan sekiz ,
Çalmaya başlamadan yarım saat kadar önce , Recep , [d a r b u k a s ı n ı ] masalardan birinde , kalabalık bir yerli turist grubuyla oturan sekiz , dokuz yaşlarında , sarışın , mavi göz lü ,
Çalmaya başlamadan yarım saat kadar önce , Recep , darbukasını [m a s a l a r d a n ] birinde , kalabalık bir yerli turist grubuyla oturan sekiz , dokuz yaşlarında , sarışın , mavi göz lü , aydınlık
Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , [m a s a l a r d a n ] birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla paçavra gibi olmuş gazeteyi eline aldı .
CHP'nin Doğu ve Güneydoğu için hazırladığı demokratikleşme paketinde isteyen lere ana dillerini , devlet denetiminde ki özel kurslarda öğrenme olanağı [s a ğ l a n a c a ğ ı ] ve üniversitelerde enstitü kurulacağı vaadinde bulunuldu .
Güneydoğu için hazırladığı demokratikleşme paketinde isteyen lere ana dillerini , devlet denetiminde ki özel kurslarda öğrenme olanağı sağlanacağı ve üniversitelerde enstitü kurulacağı [v a a d i n d e ]
Bilimsel gerçek , nesnel gerçekliğe ilişkin , doğruluğu pratikte deney ya da [g ö z l e m l e ] sınanmış ve soyutlama yoluyla sistemleştirilmiş bilgilerimizden oluşur .
Bilimsel gerçek , nesnel gerçekliğe ilişkin , doğruluğu pratikte deney ya da gözlemle [s ı n a n m ı ş ] ve soyutlama yoluyla sistemleştirilmiş bilgilerimizden oluşur .
Bilimsel gerçek , nesnel gerçekliğe ilişkin , doğruluğu pratikte deney ya da gözlemle sınanmış ve soyutlama yoluyla [s i s t e m l e ş t i r i l m i ş ] bilgilerimizden oluşur .
Bilimsel gerçek , nesnel gerçekliğe ilişkin , doğruluğu pratikte deney ya da gözlemle sınanmış ve soyutlama yoluyla sistemleştirilmiş [b i l g i l e r i m i z d e n ] oluşur .
Avukat Nusret Senem : Olayın böyle [ü s t ü n k ö r ü ] kapatılmaya çalışıldığı konusunda , askeri makamlarda genel bir mutabakat olduğu anlaşılıyordu .
Avukat Nusret Senem : Olayın böyle üstünkörü [k a p a t ı l m a y a ] çalışıldığı konusunda , askeri makamlarda genel bir mutabakat olduğu anlaşılıyordu .
Bunları izlediğimde olayın [k a p a t ı l m a y a ] çalışıldığı izlenimine kapıldım .
Avukat Nusret Senem : Olayın böyle üstünkörü kapatılmaya çalışıldığı konusunda , askeri makamlarda genel bir mutabakat olduğu [a n l a ş ı l ı y o r d u ] .
[B o n n o r ] : Fiziksel bir süreci betimlemeye çalışan matematiksel bir modelde ortaya çıkan tekillik genellikle kuramın çöktüğüne işaret eder .
Bonnor : Fiziksel bir süreci [b e t i m l e m e y e ] çalışan matematiksel bir modelde ortaya çıkan tekillik genellikle kuramın çöktüğüne işaret eder .
Bonnor : Fiziksel bir süreci betimlemeye çalışan matematiksel bir modelde ortaya çıkan tekillik genellikle kuramın [ç ö k t ü ğ ü n e ] işaret eder .
Haberin yayımlandığı [g ü n l e ] ilgili olarak Arınç'ın Akyol'a böyle yansıttığı Milliyet temsilcileriyle diyalogları ise şöyle gelişti : .
Haberin yayımlandığı günle ilgili olarak Arınç'ın [A k y o l ' a ] böyle yansıttığı Milliyet temsilcileriyle diyalogları ise şöyle gelişti : .
Haberin yayımlandığı günle ilgili olarak Arınç'ın Akyol'a böyle yansıttığı Milliyet [t e m s i l c i l e r i y l e ] diyalogları ise şöyle gelişti : .
Türkiye'de bütün merkezi ve kitleyi [k u c a k l a y a n ] yeni bir kitle partisi haline gelecek " diye konuştu .
Bütün bunlar en azından tartışmaya [d e ğ e c e k ] kadar mantık lı ydı .
Bu [k ı z g ı n l ı ğ ı m ] yüzünden sana normal davranamıyorum .
Bu kızgınlığım yüzünden sana normal [d a v r a n a m ı y o r u m ] .
yedi [y a b a n c ı y ı ] ölüm Türkiye'de yakaladı .
Yavaş ça yanına [y a k l a ş t ı m ] .
[P e r d e l e r ] uymuyor , değiştirelim .
Perdeler uymuyor , [d e ğ i ş t i r e l i m ] .
Sen politikacı [o l a b i l i r s i n ] .
Doğum [g ü n ü m ] yaklaşıyor .
[A ğ b i m e ] güvenirim .
Ağbime [g ü v e n i r i m ] .
Sen [i ç e b i l i r s i n ] .
[Ç e k e r ] .
Bu iş böyle olmayacaktı , çünkü çok sık [b e l i m i z e ] dek suya giriyorduk ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını
Bu iş böyle olmayacaktı , çünkü çok sık belimize dek suya [g i r i y o r d u k ] ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını çakıyoruz ) ,
Bu iş böyle olmayacaktı , çünkü çok sık belimize dek suya giriyorduk ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli [u z a k l ı k l a r a ] dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını çakıyoruz ) , bu durumdan rahatsız olacaklarını düşünmeye başlamıştık .
Bu iş böyle olmayacaktı , çünkü çok sık belimize dek suya giriyorduk ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış [s e v g i l i l e r i n ] ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını çakıyoruz ) , bu durumdan rahatsız olacaklarını düşünmeye başlamıştık .
Bu iş böyle olmayacaktı , çünkü çok sık belimize dek suya giriyorduk ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını [ç a k ı y o r u z ]
birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını çakıyoruz ) , bu durumdan rahatsız olacaklarını düşünmeye [b a ş l a m ı ş t ı k ]
Artık savını şöyle düzeltmeyi öneriyorum : Deneysel ve [g ö z l e m s e l ] içerikten yoksun olan bir bilimsel kuram , kendi içinde tutarlı da olsa mantıksal olarak zayıf tır , metafizik tir .
Okulun açılış törenine İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir , İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer [B a l ı b e y ] ve Yaşar Nuri Öztürk de katıldı .
İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer [B a l ı b e y ] , okulun dortyuz milyarını Can'ın besyuz milyarını da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok
Ben Ceza , dedim , sırtında [l a n e t i n i ] taşıyan adam , böyle doğmuşum ; bunda ne anamın suçu var , ne babamın .
Ben Ceza , dedim , sırtında lanetini taşıyan adam , böyle [d o ğ m u ş u m ] ; bunda ne anamın suçu var , ne babamın .
Ben Ceza , dedim , sırtında lanetini taşıyan adam , böyle doğmuşum ; bunda ne [a n a m ı n ] suçu var , ne babamın .
[b i n d o k u z y u z y e t m i s b e s ] yılında Vassar College'dan mezun olan Paco Underhill , merkezi New York'ta bulunan Envirosell firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .
bindokuzyuzyetmisbes yılında [V a s s a r ] College'dan mezun olan Paco Underhill , merkezi New York'ta bulunan Envirosell firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .
bindokuzyuzyetmisbes yılında Vassar [C o l l e g e ' d a n ] mezun olan Paco Underhill , merkezi New York'ta bulunan Envirosell firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .
bindokuzyuzyetmisbes yılında Vassar College'dan mezun olan Paco [U n d e r h i l l ] , merkezi New York'ta bulunan Envirosell firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .
bindokuzyuzyetmisbes yılında Vassar College'dan mezun olan Paco Underhill , merkezi New York'ta bulunan [E n v i r o s e l l ] firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .
Ve fark ettim ki , onlarca [k u t u d a n ] , yüzlerce eşyanın arasından bir tek bilgisayar disketi bile düşmedi yere .
Ve fark ettim ki , onlarca kutudan , yüzlerce eşyanın arasından bir tek bilgisayar [d i s k e t i ] bile düşmedi yere .
Ve fark ettim ki , onlarca kutudan , yüzlerce eşyanın arasından bir tek bilgisayar disketi bile [d ü ş m e d i ] yere .
Bugün , bu kente [g e l e l i ] beşinci gün , hiçbir yerde bulabilmiş değilim onu .
Bugün , bu kente geleli beşinci gün , hiçbir yerde [b u l a b i l m i ş ] değilim onu .
Orhan o geceyi tekrar [y a ş ı y o r m u ş ] gibi aynı heyecanla olan ları Zeynep'e anlattı .
Orhan o geceyi tekrar yaşıyormuş gibi aynı heyecanla olan ları [Z e y n e p ' e ] anlattı .
Öyle ya , böyle bir soruyu o güne kadar kimse [s o r m a m ı ş t ı ] ona .
[L e b l e b i y l e ] kız isteyen adama da servi boylu kız verecek değiller ya .
Evden ayrılıp giderken , ne almama izin [v e r i r s i n ] diye sormuştum babama .
Evden ayrılıp giderken , ne almama izin verirsin diye [s o r m u ş t u m ] babama .
Evden ayrılıp giderken , ne almama izin verirsin diye sormuştum [b a b a m a ] .
Onunla aynı ortamı paylaşmış olan lar böyle [a n l a t ı y o r l a r d ı ] büyük amcamı .
Onunla aynı ortamı paylaşmış olan lar böyle anlatıyorlardı büyük [a m c a m ı ] .
[M a r u l ] göbeğini soyup aynı ritüel kadın için de geçerli tabi .
Marul [g ö b e ğ i n i ] soyup aynı ritüel kadın için de geçerli tabi .
Marul göbeğini [s o y u p ] aynı ritüel kadın için de geçerli tabi .
Biraz , çok değil , biraz [s o l u k l a n m a m ] gerek , kısacası .
Ne [s o r a c a ğ ı m ı ] anlamıştı , sor , dedi gönülsüzce .
Niçin beni rahatsız [e d i y o r s u n ] ufaklık ? diye homurdanmış .
Niçin beni rahatsız ediyorsun [u f a k l ı k ] ? diye homurdanmış .
Niçin beni rahatsız ediyorsun ufaklık ? diye [h o m u r d a n m ı ş ] .
Böylece kazanları [H a b l e m i t o ğ l u ] ürünümüze katma değer kazandıracağız .
Böylece kazanları Hablemitoğlu [ü r ü n ü m ü z e ] katma değer kazandıracağız .
Böylece kazanları Hablemitoğlu ürünümüze katma değer [k a z a n d ı r a c a ğ ı z ] .
[A n l a m a d ı k l a r ı ] , ölen benim kardeşim di ...
[K u r t u l a m a m ı ş ı m ] demek , diye mırıldandı .
[G e r e k m e z d i ] ya , mersi .
Gerekmezdi ya , [m e r s i ] .
[K i m b i l i r ] ... dedi adam .
[K i m b i l i r ] güneşte ne güzel görünürlerdi .
[K i m b i l i r ] nereye gitti ? dedi .
[Ç ö r e k l e r e ] iliştirilmiş davetiyeler de .
Çöreklere [i l i ş t i r i l m i ş ] davetiyeler de .
Çöreklere iliştirilmiş [d a v e t i y e l e r ] de .
Nasıl [b u l d u n ] onu .
Bununla neden [s ö z e d i l i r ] ?
[T a k ı r ] takır .
Takır [t a k ı r ] .
[S a y ı l m a z ] .
İş [G ü v e n c e s i ] Yasasında ki uygulama tarihini ileri atmak gibi bir planları olmadığını da vurgulayan Şahin , atıl istihdamda izlenecek yolda kesin karar
İş Güvencesi [Y a s a s ı n d a ] ki uygulama tarihini ileri atmak gibi bir planları olmadığını da vurgulayan Şahin , atıl istihdamda izlenecek yolda kesin karar vermediklerini
İş Güvencesi Yasasında ki uygulama tarihini ileri atmak gibi bir planları olmadığını da vurgulayan Şahin , atıl [i s t i h d a m d a ] izlenecek yolda kesin karar vermediklerini de belirtti .
İş Güvencesi Yasasında ki uygulama tarihini ileri atmak gibi bir planları olmadığını da vurgulayan Şahin , atıl istihdamda izlenecek yolda kesin karar [v e r m e d i k l e r i n i ] de
Hiç evlenmemiş , tek başına yaşayan bu kadın eroin bağımlısı genç bir [d e l i k a n l ı y l a ] özlemini çektiği ana - oğul ilişkisi yaşadığını söylüyor .
[C h p ] 'li lerin tarım ve sağlık sektörüne destek amacıyla verdiği önergeler ise " gider Başesgioğlu " olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi .
Chp [' l i ] lerin tarım ve sağlık sektörüne destek amacıyla verdiği önergeler ise " gider Başesgioğlu " olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi .
Chp 'li lerin tarım ve sağlık sektörüne destek amacıyla verdiği [ö n e r g e l e r ] ise " gider Başesgioğlu " olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi .
Tamam usta ya , [g i r m i y o r u m ] , bir işeyip geleceğim , diye yanıtladı çocuk .
Tamam usta ya , girmiyorum , bir [i ş e y i p ] geleceğim , diye yanıtladı çocuk .
Tamam usta ya , girmiyorum , bir işeyip [g e l e c e ğ i m ] , diye yanıtladı çocuk .
Ben [a n n e m d e n ] izin koparabilmek için onca dil dökmüş , onca gün sabırla beklemiştim .
Ben annemden izin [k o p a r a b i l m e k ] için onca dil dökmüş , onca gün sabırla beklemiştim .
Ben annemden izin koparabilmek için onca dil [d ö k m ü ş ] , onca gün sabırla beklemiştim .
Ben annemden izin koparabilmek için onca dil dökmüş , onca gün sabırla [b e k l e m i ş t i m ] .
Eee birini [s e v i y o r s a n ] onunla beraber yaşamanın bedelini ödersin . dedi .
Eee birini seviyorsan onunla beraber yaşamanın bedelini [ö d e r s i n ] . dedi .
Acaba senin büyük [d a y ı n ] gibi ben de aşık mıyım ?
Hiç [k o n u ş m a s a n ı z ] da aklınızdan geçirdiğiniz her şey duyulacak .
Hiç konuşmasanız da [a k l ı n ı z d a n ] geçirdiğiniz her şey duyulacak .
Hiç konuşmasanız da aklınızdan [g e ç i r d i ğ i n i z ] her şey duyulacak .
Hiç konuşmasanız da aklınızdan geçirdiğiniz her şey [d u y u l a c a k ] .
[İ ç i m i ] çektim , sesim tahminimden daha dertli çıktı .
İçimi çektim , [s e s i m ] tahminimden daha dertli çıktı .
İçimi çektim , sesim [t a h m i n i m d e n ] daha dertli çıktı .
İçimi çektim , sesim tahminimden daha [d e r t l i ] çıktı .
Bu maddede [k ı r k a l t ı ] ret , dörtyüzotuzdört kabul çıktı .
Bu maddede kırkaltı ret , [d ö r t y ü z o t u z d ö r t ] kabul çıktı .
Gerçek parçacıklar Geiger [s a y ı c ı l a r ı n d a ] click sesi üretirler .
Kendini o [h a l i n l e ] yeni doğmuş bebeklere benzetmiştin .
Kendini o halinle yeni doğmuş bebeklere [b e n z e t m i ş t i n ] .
Aslında bizim de tek istediğimiz bu [y d u ] .
Yaşam denilen şey çelişki üzerine kurulu [y d u ] : yaşamla varoluşun birbiriyle çakışması , buluşması , uyum sağlaması olanaksız dı .
Futbol Federasyonu eski Başkanı Kemal Ulusu'nun oğlu Altuğ Ulusu , düşen uçağın ikinci pilotu [y d u ] .
Kimbilir güneşte ne güzel [g ö r ü n ü r l e r d i ] .
Tel li sazlar [a k o r d ] ediliyor .
Fakat bu [m u a m m a y ı ] sonunda çözdüm .
Fakat bu muammayı sonunda [ç ö z d ü m ] .
[H a k k ı ' y l a ] ihtilale bakmak istiyorduk .
Hakkı'yla [i h t i l a l e ] bakmak istiyorduk .
Hakkı'yla ihtilale bakmak [i s t i y o r d u k ] .
[L e b l e b i ] ise figüran dır .
Kısmetsiz adam [L e b l e b i ] bile diyemeden pazar bitermiş .
[Y u t t u r m a c a ] .
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert ' , Irak konusunda barışçı [ç ö z ü m d e ] ısrar edeceklerini ve sorunun savaş sız bitmesini arzu ettiklerini belirterek , " Saddam giderse savaş şartları ortadan kalkar " dedi
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert ' , Irak konusunda barışçı çözümde ısrar edeceklerini ve sorunun savaş [s ı z ] bitmesini arzu ettiklerini belirterek , " Saddam giderse savaş şartları ortadan kalkar " dedi .
Rus sömürgeciler Sibirya'ya adım attıklarında karşılarında savunma [s ı z ] halkları bulmuşlardı .
Resmine bakıp bir parça gözyaşı döküyorsak eğer , onu da aşkımızın imkan [s ı z ] lığına verin ...
Aygün , tüccar ve [s a n a y i c i n i n ] ödeyemediği vergilerden dolayı sıkıntı içinde olduğunu , bunların bir kısmı için icra işlemi başlatıldığını aktararak , ' düzenleme talebinde bulunduklarını
Aygün , tüccar ve sanayicinin ödeyemediği vergilerden dolayı sıkıntı içinde olduğunu , bunların bir kısmı için icra işlemi [b a ş l a t ı l d ı ğ ı n ı ] aktararak , ' düzenleme talebinde bulunduklarını ifade etti .
Okul yetkilileri , " [S u l h i ] Bey'in yaptırdığı afiş haberi Milliyet'te çıktıktan sonra , İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü asılmaması talimatı verdi " diye konuştu .
Okul yetkilileri , " Sulhi Bey'in yaptırdığı afiş haberi [M i l l i y e t ' t e ] çıktıktan sonra , İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü asılmaması talimatı verdi " diye konuştu .
TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " [M i l l i y e t ' t e ] yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı yansıtıldığını iddia etti .
Okul yetkilileri , " Sulhi Bey'in yaptırdığı afiş haberi Milliyet'te çıktıktan sonra , İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü [a s ı l m a m a s ı ] talimatı verdi " diye konuştu .
Geride bırakılan birkaç genç ve yolculuğa dayanma gücü olmayan bir yaşlı kadın dışında tüm çobanlar [k e r v a n l a ] yola çıkıyorlar .
Irak'ta ki gelişmeler yakından [i z l e n m e k ] koşuluyla temeli sağlam , borcu az , ihracatçı şirketlere yatırım yapılabilir .
Irak'ta ki gelişmeler yakından izlenmek koşuluyla temeli sağlam , borcu az , [i h r a c a t ç ı ] şirketlere yatırım yapılabilir .
Her bakımdan ikna etmek konusunda titiz [d a v r a n ı r s a n ı z ] , kar lı lığınız garanti altına girer .
Her bakımdan ikna etmek konusunda titiz davranırsanız , kar lı [l ı ğ ı n ı z ] garanti altına girer .
Giderek doğruluğuna inandığım ifade şu olmuştur : [Y a ş a n t ı ] , hayat tarzı , evi biçimlendirir .
Giderek doğruluğuna inandığım ifade şu olmuştur : Yaşantı , hayat tarzı , evi [b i ç i m l e n d i r i r ] .
[A ğ a b e y i n i z i ] öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu düşüncenizin başkalarınca bilineceğinden korktunuz .
Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın [f ı ş k ı r ı ş ı n ı ] görmekten çok , bu düşüncenizin başkalarınca bilineceğinden korktunuz .
Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu [d ü ş ü n c e n i z i n ] başkalarınca bilineceğinden korktunuz .
Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu düşüncenizin [b a ş k a l a r ı n c a ] bilineceğinden korktunuz .
Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu düşüncenizin başkalarınca [b i l i n e c e ğ i n d e n ] korktunuz .
Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu düşüncenizin başkalarınca bilineceğinden [k o r k t u n u z ] .
Hemen hemen [p l a n l a n m a m ı ş ] alışverişin tamamı mağazada dokunarak yapılmış alışverişler dir .
Hemen hemen planlanmamış [a l ı ş v e r i ş i n ] tamamı mağazada dokunarak yapılmış alışverişler dir .
Hemen hemen planlanmamış alışverişin tamamı mağazada dokunarak yapılmış [a l ı ş v e r i ş l e r ] dir .
Yanlış düşünüyor olabilirim ; ama böyle bir [s a p l a n t ı m ] var .
[G e l d i k ] ! diye bağırdı Kerem .
Oysa kabak , [p a t l ı c a n ı n ] kuzeni .
Cami [a v l u s u n d a n ] koşarak çıktılar .
[Y e m e k t e ] puf böreği var .
Yemekte [p u f ] böreği var .
Ama okuma yazma [ö ğ r e n e c e k t i ] .
Böylece o da ismine alışacak , çağırdığım zaman gelecek , bir bakıma yavaş yavaş bizim dilimizi [ö ğ r e n e c e k t i ] .
Yaşamın ruhunu duygularla [y a k a l a r ı z ] .
Herkesin [v i c d a n ı n a ] yükleniyorsun .
Herkesin vicdanına [y ü k l e n i y o r s u n ] .
Bırak [z ı r l a s ı n ] .
Kapıyı [t ı k l a t t ı ] .
Muhabbet [d u y d u k ] .
[T ı k a n ı k l ı ğ ı n ] aşılması için sorunların çözümlenmesinin gereğine değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde elli'yi bulan vergiler ve
Tıkanıklığın aşılması için sorunların [ç ö z ü m l e n m e s i n i n ] gereğine değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde elli'yi bulan vergiler ve siyasi belirsizliğin de baskı
Tıkanıklığın aşılması için sorunların çözümlenmesinin [g e r e ğ i n e ] değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde elli'yi bulan vergiler ve siyasi belirsizliğin de baskı yarattığını
Tıkanıklığın aşılması için sorunların çözümlenmesinin gereğine değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde [e l l i ' y i ] bulan vergiler ve siyasi belirsizliğin de baskı yarattığını söyledi .
Tıkanıklığın aşılması için sorunların çözümlenmesinin gereğine değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde elli'yi bulan vergiler ve siyasi [b e l i r s i z l i ğ i n ] de baskı yarattığını
Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı [t o n l a m a l a r ] değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir köpekten kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .
Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak [i s t e s e l e r ] de bunu beceremezler , bir köpekten kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .
Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu [b e c e r e m e z l e r ] , bir köpekten kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .
Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir [k ö p e k t e n ] kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .
Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir köpekten [k o k u l a r ı n ı ] saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .
Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir köpekten kokularını [s a k l a y a m a y a c a k l a r ı ] gibi benden de seslerini saklayamazlardı .
seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir köpekten kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini [s a k l a y a m a z l a r d ı ]
Eğer sözünü ettiğiniz şey çift üretimi ( pair production ) adı verilen süreç se , bunu hiç yoktan [y a r a t ı l m a ] olarak sunmak bir aldatmaca dır .
Eğer sözünü ettiğiniz şey virtual parçacıklar sa ( aşağıda ki [s a t ı r l a r d a ] Verschuur'dan yapılan alıntıya bakınız ) durum hala inandırıcı olmaktan uzak demek tir .
Eğer sözünü ettiğiniz şey virtual parçacıklar sa ( aşağıda ki satırlarda [V e r s c h u u r ' d a n ] yapılan alıntıya bakınız ) durum hala inandırıcı olmaktan uzak demek tir .
Eğer sözünü ettiğiniz şey virtual parçacıklar sa ( aşağıda ki satırlarda Verschuur'dan yapılan [a l ı n t ı y a ] bakınız ) durum hala inandırıcı olmaktan uzak demek tir .
[İ ç e r i d e n ] fırlayan genç çobanlar , geyikleri kızaklarından çözmeye başlarken yolcular hızla içeri girdi , ben de arkalarından .
İçeriden fırlayan genç çobanlar , geyikleri [k ı z a k l a r ı n d a n ] çözmeye başlarken yolcular hızla içeri girdi , ben de arkalarından .
[D e l i ğ i ] alkolle , haplarla , kokainle , LSD ile ya da eroin ile doldurmam fark etmiyordu .
Deliği alkolle , [h a p l a r l a ] , kokainle , LSD ile ya da eroin ile doldurmam fark etmiyordu .
Deliği alkolle , haplarla , [k o k a i n l e ] , LSD ile ya da eroin ile doldurmam fark etmiyordu .
Kimi bir şişe rakıyla öldürüyor , kimi üç gram [k o k a i n l e ] , kimi beş gram eroinle .
Deliği alkolle , haplarla , kokainle , LSD ile ya da eroin ile [d o l d u r m a m ] fark etmiyordu .
[Y a r ı n a ] ilişkin hesaplarınız ve kaygılarınızda tarihin yanlış kurgusunda ki karelerin yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .
Yarına ilişkin [h e s a p l a r ı n ı z ] ve kaygılarınızda tarihin yanlış kurgusunda ki karelerin yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .
Yarına ilişkin hesaplarınız ve [k a y g ı l a r ı n ı z d a ] tarihin yanlış kurgusunda ki karelerin yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .
Yarına ilişkin hesaplarınız ve kaygılarınızda tarihin yanlış [k u r g u s u n d a ] ki karelerin yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .
Yarına ilişkin hesaplarınız ve kaygılarınızda tarihin yanlış kurgusunda ki [k a r e l e r i n ] yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .
[İ N A N O Ğ L U ] , bu konuda " Evet , böyle şeyler söyledim ama artık işlerim yoluna girdi .
İNANOĞLU , bu konuda " Evet , böyle şeyler söyledim ama artık [i ş l e r i m ] yoluna girdi .
[K a l m a y ı z ] , dedi , koşa koşa gideriz , erikleri de senin heybene doldururuz .
Kalmayız , dedi , [k o ş a ] koşa gideriz , erikleri de senin heybene doldururuz .
Kalmayız , dedi , koşa [k o ş a ] gideriz , erikleri de senin heybene doldururuz .
Bağışlayın , [k o ş a ] koşa geldim buraya .
Bağışlayın , koşa [k o ş a ] geldim buraya .
Kalmayız , dedi , koşa koşa [g i d e r i z ] , erikleri de senin heybene doldururuz .
Kalmayız , dedi , koşa koşa gideriz , [e r i k l e r i ] de senin heybene doldururuz .
Kalmayız , dedi , koşa koşa gideriz , erikleri de senin [h e y b e n e ] doldururuz .
Kalmayız , dedi , koşa koşa gideriz , erikleri de senin heybene [d o l d u r u r u z ] .
[S a n ı y o r u m ] , zaman aşımına uğradığı için benim itiraz sürem de geçmişti .
Sanıyorum , zaman [a ş ı m ı n a ] uğradığı için benim itiraz sürem de geçmişti .
Sanıyorum , zaman aşımına uğradığı için benim itiraz [s ü r e m ] de geçmişti .
Ağabey , ben [t a ş ı y a y ı m ] , diye atıldı çocuk darbukaya doğru .
Ağabey , ben taşıyayım , diye atıldı çocuk [d a r b u k a y a ] doğru .
Ne gezer , [o r a m ı ] ovalıyorum hala , hafiflediği halde acısı .
Ne gezer , oramı [o v a l ı y o r u m ] hala , hafiflediği halde acısı .
Ne gezer , oramı ovalıyorum hala , [h a f i f l e d i ğ i ] halde acısı .
[G e n e t i k l e ] mi , sosyal hayatımızla mı var oluruz .
Genetikle mi , sosyal [h a y a t ı m ı z l a ] mı var oluruz .
[K ı z a k l a r ı ] geyiklere bağlayan deri kayışları gözden geçirdi Yura .
Kızakları [g e y i k l e r e ] bağlayan deri kayışları gözden geçirdi Yura .
Kızakları geyiklere bağlayan deri [k a y ı ş l a r ı ] gözden geçirdi Yura .
Kızakları geyiklere bağlayan deri kayışları gözden geçirdi [Y u r a ] .
Onun arkasında [y ı m ] hep , peşinde yim okullarda .
[K a v u ş a m a y a n ] sevgililer di bunlar , anlarsınız ya ...
Kavuşamayan sevgililer di bunlar , [a n l a r s ı n ı z ] ya ...
Hiç [d ü ş ü n m e d i m ] bunu , dedi doğallıkla .
Hiç düşünmedim bunu , dedi [d o ğ a l l ı k l a ] .
[B a ğ ı ş l a y ı n ] , koşa koşa geldim buraya .
Beni köşeye [s ı k ı ş t ı r ı r l a r s a ] çıkaracaktım ortaya .
Beni köşeye sıkıştırırlarsa [ç ı k a r a c a k t ı m ] ortaya .
[K a l e m l e r i n ] de flasterlerin de duruyor .
Kalemlerin de [f l a s t e r l e r i n ] de duruyor .
[G ü y a ] dinliyoruz , süzgün gözlerle .
Güya [d i n l i y o r u z ] , süzgün gözlerle .
Güya dinliyoruz , [s ü z g ü n ] gözlerle .
Güya dinliyoruz , süzgün [g ö z l e r l e ] .
Bir de Tibet [g e l m e z s e ] ?
Çok iyi arkadaş [t ı l a r ] .
[S e y r e t m e k l e ] de kalmadık .
Seyretmekle de [k a l m a d ı k ] .
[A y a k l a n d ı ] .
Melek her zaman ki yerinde , [ü m i t l e ] gelen e geçen e flasterlerini ve kalemlerini uzatıyordu , ama nafile ; kimsenin ona aldırdığı yok tu .
Melek her zaman ki yerinde , ümitle gelen e geçen e [f l a s t e r l e r i n i ] ve kalemlerini uzatıyordu , ama nafile ; kimsenin ona aldırdığı yok tu .
Melek her zaman ki yerinde , ümitle gelen e geçen e flasterlerini ve [k a l e m l e r i n i ] uzatıyordu , ama nafile ; kimsenin ona aldırdığı yok tu .
Melek her zaman ki yerinde , ümitle gelen e geçen e flasterlerini ve kalemlerini [u z a t ı y o r d u ] , ama nafile ; kimsenin ona aldırdığı yok tu .
Melek her zaman ki yerinde , ümitle gelen e geçen e flasterlerini ve kalemlerini uzatıyordu , ama nafile ; kimsenin ona [a l d ı r d ı ğ ı ] yok tu
Çin'e tanıtım için [a l t ı y ü z ] bin dolar lık bütçe ayırdıklarını söyleyen Akşit , " Çince seksen bin broşür bastırdık .
Çin'e tanıtım için altıyüz bin dolar lık bütçe [a y ı r d ı k l a r ı n ı ] söyleyen Akşit , " Çince seksen bin broşür bastırdık .
Çin'e tanıtım için altıyüz bin dolar lık bütçe ayırdıklarını söyleyen Akşit , " Çince seksen bin broşür [b a s t ı r d ı k ] .
Üç makine , beş makine derken şaka [m a k a ] dükkan , koca atölye oldu .
Çoğu , çok kere beni daha çok falan filan [b u l u r l a r m ı ş ] .
Dolayısıyla ilk günden itibaren [c i d d i y e t l e ] yapılması gereken bir soruşturma ydı .
Arçelik olarak genelde [t a h m i n i m i z i n ] üzerinde iyi bir yıl geçirdik .
Arçelik olarak genelde tahminimizin üzerinde iyi bir yıl [g e ç i r d i k ] .
[E m s a n ] vergi barışı projesi ile ilgili görüşleri şöyle : .
[R e h b e r i m ] Yura'nın ne kadar haklı olduğunu düşündüm .
Rehberim [Y u r a ' n ı n ] ne kadar haklı olduğunu düşündüm .
[Y u r a ' n ı n ] ablası Sveta ve görümcesi Şura ellerinde birer fincanla daldılar geyiklerin arasına .
[K ı s m e t s i z ] adam Leblebi bile diyemeden pazar bitermiş .
Kısmetsiz adam Leblebi bile [d i y e m e d e n ] pazar bitermiş .
Kısmetsiz adam Leblebi bile diyemeden pazar [b i t e r m i ş ] .
[B o ğ u l u y o r u m ] , perişan ım , dedi .
[H a y r e t ] , ne zaman yazmışım ?
[H a y r e t ] içinde ydim .
Hayret , ne zaman [y a z m ı ş ı m ] ?
[M e m u r l a r ] ne kadar alacak ? .
Çevrede [k i m s e c i k l e r ] yok tu .
Bir an [d u r d u m ] .
[İ t h a l ] ederler .
[H e y e c a n l a n m ı ş t ı ] .
TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha [A k y o l ' u n ] sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki
TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " [E ğ r i s i ] Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı yansıtıldığını
TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te [y i r m i a l t ı ] Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı yansıtıldığını iddia etti .
TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım [i k i b i n i k i ] tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı yansıtıldığını iddia etti
İMKB [i k i b i n i k i ] yılını yüzde yirmibeş 'lik kayıpla kapatırken dolar baz lı yıllık kayıp ise yüzde otuzbeş oldu .
karma fonlar : Bu kategoride ki fonlar [i k i b i n i k i ] yılını yüzde onbir 'lik ortalama getiri ile kapattılar .
TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " [Y a n l ı ş l a r a ] Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı
Milliyet'i arayan Arınç , " [Y a n l ı ş l a r a ] ortak olmam " haberinde ki ifadenin rahatsızlık yarattığını , Erdoğan'ın Danimarka'dan arayarak tepki gösterdiğini belirtti .
TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak [O l m a m ] " başlığıyla yayımlanan röportajında ki
olsa - o başkalarının , o ailenin yaşantısını ve hatta hayatını yönlendirmek demek tir : Ne büyük bir sorumluluk , acaba altından [k a l k ı l a b i l i n i r ]
Oysa insan bir kez [a n ı m s a m a y a ] başlarsa gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li korkular
Oysa insan bir kez anımsamaya başlarsa [g i z l e d i k l e r i n i ] , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li korkular , en
Oysa insan bir kez anımsamaya başlarsa gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu [k e m i r i r ] , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li korkular , en olmayacak düşünceler , günahlar , suçlar yaratır
Oysa insan bir kez anımsamaya başlarsa gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni [k o r k u l a r ] , daha büyük , daha dehşet li korkular , en olmayacak düşünceler , günahlar , suçlar yaratır .
Oysa insan bir kez anımsamaya başlarsa gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li [k o r k u l a r ] , en olmayacak düşünceler , günahlar
O kadar çok şey saydı ki , annemle konuşurken kapıldığım [k o r k u l a r ] yeniden ortaya çıktı .
gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li korkular , en olmayacak düşünceler , [g ü n a h l a r ]
Ama dünyanın kendi [s a n d ı k l a r ı n d a n ] ibaret olmadığını bilmek , yardım isteyebilmek , danışabilmek , mütevazi liğin başlangıcı , ben merkezciliğin yavaş yavaş ölümü dür .
Ama dünyanın kendi sandıklarından ibaret olmadığını bilmek , yardım [i s t e y e b i l m e k ] , danışabilmek , mütevazi liğin başlangıcı , ben merkezciliğin yavaş yavaş ölümü dür .
Ama dünyanın kendi sandıklarından ibaret olmadığını bilmek , yardım isteyebilmek , [d a n ı ş a b i l m e k ] , mütevazi liğin başlangıcı , ben merkezciliğin yavaş yavaş ölümü dür .
Ama dünyanın kendi sandıklarından ibaret olmadığını bilmek , yardım isteyebilmek , danışabilmek , mütevazi [l i ğ i n ] başlangıcı , ben merkezciliğin yavaş yavaş ölümü dür .
Ama dünyanın kendi sandıklarından ibaret olmadığını bilmek , yardım isteyebilmek , danışabilmek , mütevazi liğin başlangıcı , ben [m e r k e z c i l i ğ i n ] yavaş yavaş ölümü dür .
[D i s k o t e ğ i ] sandığı kadar ürküt ücü bulmadı , belki de gençlere uyum sağlamak için ister istemez içtiği iki kadeh viski yüzünden .
Diskoteği sandığı kadar [ü r k ü t ] ücü bulmadı , belki de gençlere uyum sağlamak için ister istemez içtiği iki kadeh viski yüzünden .
Diskoteği sandığı kadar ürküt [ü c ü ] bulmadı , belki de gençlere uyum sağlamak için ister istemez içtiği iki kadeh viski yüzünden .
[Y T P ] Genel Başkanı İsmail Cem , Ankara Yüksel Caddesi'nde bulunan Leman Kültür Merkezi'nde gençlerle sohbet et ti .
İMKB ikibiniki yılını yüzde yirmibeş [' l i k ] kayıpla kapatırken dolar baz lı yıllık kayıp ise yüzde otuzbeş oldu .
karma fonlar : Bu kategoride ki fonlar ikibiniki yılını yüzde onbir [' l i k ] ortalama getiri ile kapattılar .
Linn Johannes , planın uzun vadede Türk toplumunun ortadan kalkmasına neden olacağını belirtirken , Türklerin yaşadığı yüzde 28 [' l i k ] nüfus alanının Rum alanı haline gelebileceğini söyledi .
İMKB ikibiniki yılını yüzde yirmibeş 'lik kayıpla [k a p a t ı r k e n ] dolar baz lı yıllık kayıp ise yüzde otuzbeş oldu .
İMKB ikibiniki yılını yüzde yirmibeş 'lik kayıpla kapatırken dolar baz lı yıllık kayıp ise yüzde [o t u z b e ş ] oldu .
Ama verdikleri [ç e k l e r i ] , ' Nakit ödeme yapacağız ' diye aldılar , beş parasız kaldım .
Ama verdikleri çekleri , ' [N a k i t ] ödeme yapacağız ' diye aldılar , beş parasız kaldım .
O kadar çok şey saydı ki , annemle konuşurken [k a p ı l d ı ğ ı m ] korkular yeniden ortaya çıktı .
İki yıl öncesine kadar senin [o t u r d u ğ u n ] kasanın başında genç bir kız oturuyordu .
İki yıl öncesine kadar senin oturduğun [k a s a n ı n ] başında genç bir kız oturuyordu .
[B i r a r a y a ] geldiğimizde günah çıkarma - rahiplik mevzuu açılacak diye diken üstünde ydim .
Biraraya geldiğimizde günah çıkarma - rahiplik [m e v z u u ] açılacak diye diken üstünde ydim .
Biraraya geldiğimizde günah çıkarma - rahiplik mevzuu açılacak diye diken üstünde [y d i m ] .
Hayret içinde [y d i m ] .
Derin derin [s o l u k l a n d ı m ] , gidip oturdum karşısında ki uzakça koltuğa .
Derin derin soluklandım , gidip [o t u r d u m ] karşısında ki uzakça koltuğa .
Derin derin soluklandım , gidip oturdum karşısında ki [u z a k ç a ] koltuğa .
Bizim evde bizim [k i l e r i n ] hep acelesi var dır .
Bizim evde bizim kilerin hep [a c e l e s i ] var dır .
Elma [a l ı n m a s ı n ] ama , domates ismini hak eder .
Yemek boyunca kaç hayvanın doğum yapacağı [h e s a p l a n ı y o r ] .
Bunları [i z l e d i ğ i m d e ] olayın kapatılmaya çalışıldığı izlenimine kapıldım .
Bunları izlediğimde olayın kapatılmaya çalışıldığı [i z l e n i m i n e ] kapıldım .
Bu [ö p ü ş ü ] , bu teması biliyorum ben .
Hem sonra annem buna sürpriz [d i y e b i l i r ] mi ?
İstanbul Milletvekili Kemal Derviş [k o k t e y l e ] katılmadı .
Orada şöyle [, b i r ] şey dikkatimi çekti .
[O t u r u p ] konuştuğumuz vakitler çok az .
[O t u r u p ] sigara yaktım , telaşe halimin geçmesini bekledim .
Sonradan bu olayı konuşup [g ü l ü ş m ü ş t ü k ] .
- [A t l a t t ı ] sayılır .
[F u h u ş u n ] ıslak dünyası .
Küçük [g ö r m e y i n ] .
' , bölgede ki bazı ülkelerde , iç faktörlerin , dış faktörlerden daha etkili olabileceğini [v u r g u l a d ı k t a n ] sonra , bölge ülkelerinin aksine , ' mali desteğinin sürdüğü ve NATO üyesi olan Türkiye'nin ise ekonomik programa sadık kalması
vurguladıktan sonra , bölge ülkelerinin aksine , ' mali desteğinin sürdüğü ve NATO üyesi olan Türkiye'nin ise ekonomik programa sadık kalması halinde kredi [n o t u n u n ]
, bölge ülkelerinin aksine , ' mali desteğinin sürdüğü ve NATO üyesi olan Türkiye'nin ise ekonomik programa sadık kalması halinde kredi notunun [y ü k s e l e b i l e c e ğ i n i ]
Aslında kişi [e r o i n i ] kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , kumara , alkole , esrara , sekse , sigaraya , aktivitelere ya
Aslında kişi eroini kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , [k u m a r a ] , alkole , esrara , sekse , sigaraya , aktivitelere ya da eğlenceye .
Aslında kişi eroini kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , kumara , alkole , [e s r a r a ] , sekse , sigaraya , aktivitelere ya da eğlenceye .
Aslında kişi eroini kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , kumara , alkole , esrara , [s e k s e ] , sigaraya , aktivitelere ya da eğlenceye .
Aslında kişi eroini kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , kumara , alkole , esrara , sekse , [s i g a r a y a ] , aktivitelere ya da eğlenceye .
Ses dalgalarının ulaştığı insanlar , müziğin başlayacağını anladılar ; ama [R e c e p ' i n ] biraz önce gördüğü darbuka lı çocukta daha başka şeyler oldu .
Babasının [ı s l ı ğ ı n ı n ] ne amaçla çalındığını anası da , Ramiz de , kardeşleri de , öküzler de , sarı köpek de bilirdi .
Babasının ıslığının ne amaçla [ç a l ı n d ı ğ ı n ı ] anası da , Ramiz de , kardeşleri de , öküzler de , sarı köpek de bilirdi .
[H a z i n e ' n i n ] bu hafta beş katrilyon lirası piyasaya olmak üzere toplam altı katrilyon lira tutarında iç borç geri ödemesi var .
Hazine'nin bu hafta beş [k a t r i l y o n ] lirası piyasaya olmak üzere toplam altı katrilyon lira tutarında iç borç geri ödemesi var .
Hazine'nin bu hafta beş katrilyon lirası piyasaya olmak üzere toplam altı [k a t r i l y o n ] lira tutarında iç borç geri ödemesi var .
[V i r g ü l d e n ] sonra Tayyip Bey'in de ismi gelince ikisi de aynı kefeye konmuş oluyor .
Virgülden sonra Tayyip Bey'in de ismi gelince ikisi de aynı [k e f e y e ] konmuş oluyor .
- Sen yaptın , beni yalnız bıraktın , hep başkaları oldu [h a y a t ı m ı z d a ] .
( Bakınız : Emre [A k ö z ] , Perihan Mağden , Cihan Demirci .
( Bakınız : Emre Aköz , Perihan [M a ğ d e n ] , Cihan Demirci .
Bu arada Ramiz de yerinden [f ı r l a m ı ş ] , arkadaşını savunmaya hazırlanmıştı .
AB'nin de yakından ilgilendiği bu soruna yeni yönetmelikle çözüm [g e t i r i l m e l i y d i ] .
Rus sömürgeciler Sibirya'ya adım [a t t ı k l a r ı n d a ] karşılarında savunma sız halkları bulmuşlardı .
Rus sömürgeciler Sibirya'ya adım attıklarında karşılarında savunma sız halkları [b u l m u ş l a r d ı ] .
[Ç e k t i ğ i m ] acıyı , duygularımı , onu görmek istediğimi ...
Çektiğim acıyı , [d u y g u l a r ı m ı ] , onu görmek istediğimi ...
Ağacın gövdesinin [ç a t a l l a n d ı ğ ı ] yerden kavrayıp ayaklarının yardımıyla tırmandı .
Ağacın gövdesinin çatallandığı yerden [k a v r a y ı p ] ayaklarının yardımıyla tırmandı .
Üç kez . Üç gece ... dedi [M e b r u r e ] .
Ama şu an düşündüğü o değil ; bak giremiyor kapıdan içeri [M e b r u r e ] ...
[M e b r u r e ] bir mektup yazdı ona .
[R o k f o r ' u n ] ünü yayılmış : Aşk peyniri .
[A m c a m ] birini bana verdi , dedi .
Ben onların Hüseyin [a b i l e r i ] yim .
Ben uzak bir yolculuğa [ç ı k ı y o r d u m ] .
Olur [e ş e k l i k ] değil yaptığım .
Elektrik İşleri [E t ü d ] İdaresi .
[B e c e r d i ] sonunda .
[Ş i ş m i ş ] suratı .
Şişmiş [s u r a t ı ] .
[G ü l ü m s e m e l e r ] ...
" Bankalar öyle bir izlenim yarattı ki sanki verilen hizmetler hava , su gibi ücret siz olabilir " diyen [D e m i r a y ] , bundan sonra verilen hizmetlerden ücret alınacağını bildirdi .
Kredi kartlarında yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten [D e m i r a y ] , DİBS'lere çeşitli yayınlarında Türk bankalarının atılımlarını vurguladığını kaydetti .
[D e m i r a y ] , " Çünkü kredi kartını çıkaran kuruluş bu işi kendisi finanse ederek faiz ve komisyon almak ister .
Yapılan seçim yasası değişikliklerinin bir yıl içinde ki seçimlerde [u y g u l a n m a y a c a ğ ı n a ] ilişkin hükümden bu dönem yapılacak ilk ara seçimler muaf tutulacak .
Yapılan seçim yasası değişikliklerinin bir yıl içinde ki seçimlerde uygulanmayacağına ilişkin [h ü k ü m d e n ] bu dönem yapılacak ilk ara seçimler muaf tutulacak .
[R a l l i c i ] Behzat ' , yedide ki Diyarbakır uçağını uyuyakaldığı için kaçırdı ve akşam düşen uçağa bindi .
Rallici Behzat ' , [y e d i d e ] ki Diyarbakır uçağını uyuyakaldığı için kaçırdı ve akşam düşen uçağa bindi .
Rallici Behzat ' , yedide ki Diyarbakır uçağını [u y u y a k a l d ı ğ ı ] için kaçırdı ve akşam düşen uçağa bindi .
( Gündelik hayatlarının bir felsefesi ve ilkeleri olmadığı için her duruma , her ortama ayak [u y d u r a b i l i y o r l a r ] .
Futbol Federasyonu eski Başkanı Kemal [U l u s u ' n u n ] oğlu Altuğ Ulusu , düşen uçağın ikinci pilotu ydu .
[Y o l s u z l u k l a ] mücadele ve şeffaflaşmanın sağlanması çerçevesinde , " sır " kavramı yeniden tarif edilecek .
Yolsuzlukla mücadele ve [ş e f f a f l a ş m a n ı n ] sağlanması çerçevesinde , " sır " kavramı yeniden tarif edilecek .
[E l i n i n ] bir hareketiyle çakmağı kaymış , masadan aşağıya uçmuştu .
Elinin bir hareketiyle [ç a k m a ğ ı ] kaymış , masadan aşağıya uçmuştu .
Elinin bir hareketiyle çakmağı kaymış , [m a s a d a n ] aşağıya uçmuştu .
Elinin bir hareketiyle çakmağı kaymış , masadan aşağıya [u ç m u ş t u ] .
Yeşil kadife [e l b i s e m ] ve dantel yakasıyla çok şık tım .
Yeşil kadife elbisem ve dantel [y a k a s ı y l a ] çok şık tım .
Yeşil kadife elbisem ve dantel yakasıyla çok şık [t ı m ] .
Bunları söylerken iki adımda Ömür Uzatma [K ı r a a t h a n e s i ' n i n ] kapısına varmıştı .
Nasıl olsa bir şey [s a t a m ı y o r s u n ] .
Sadece onun [y e t k i s i n d e ] dir .
[R a k ı n ı n ] yanından eksik etmeyin .
Yavaş yavaş [r a k ı s ı n ı ] yudumluyordu .
Yavaş yavaş rakısını [y u d u m l u y o r d u ] .
[H e p i m i z c e ] kabul gördü .
Kimse [d o k u n m a z m ı ş ] .
Parkı [a n l a t m a y a c a k t ı m ] .
[O l m a d ı ] .
[S e s i n d e n ] tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu
Sesinden [t a n ı y o r d u m ] kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri
Sesinden tanıyordum kadınların [m u t s u z l u ğ u n u ] , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha
Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi [k o k u y o r d u ] sesleri , daha ilk notasında alıyordunuz kokusunu , bezgin , mesafe li ve biraz da düşmanca bir ses çıkarıyorlardı .
Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha ilk [n o t a s ı n d a ] alıyordunuz kokusunu , bezgin , mesafe li ve biraz da
Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha ilk notasında [a l ı y o r d u n u z ] kokusunu , bezgin , mesafe li ve biraz
Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha ilk notasında alıyordunuz kokusunu , [b e z g i n ] , mesafe
yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha ilk notasında alıyordunuz kokusunu , bezgin , mesafe li ve biraz da düşmanca bir ses [ç ı k a r ı y o r l a r d ı ]
O kadar güzel bir kadının neden böyle çocuksu davranışları olduğunu önce [a n l a y a m a m ı ş t ı m ] , sonra onun da kendi güzelliğinden korktuğunu keşfetmiştim ; bütün erkekleri ona doğru çeken ve bütün kadınları , kendisine düşman
O kadar güzel bir kadının neden böyle çocuksu davranışları olduğunu önce anlayamamıştım , sonra onun da kendi güzelliğinden korktuğunu [k e ş f e t m i ş t i m ] ; bütün erkekleri ona doğru çeken ve bütün kadınları , kendisine düşman eden güzelliğini taşımakta zorlanıyordu .
Niye olmasın ; iş hayatında ki başarının sırrı , [c i d d i y e t ] ; güvenilir olmak , ama en çok da takipçilik tir , bütün bunlar da yeğenlerde fazlasıyla var doğrusu .
Niye olmasın ; iş hayatında ki başarının sırrı , ciddiyet ; güvenilir olmak , ama en çok da [t a k i p ç i l i k ] tir , bütün bunlar da yeğenlerde fazlasıyla var doğrusu .
Niye olmasın ; iş hayatında ki başarının sırrı , ciddiyet ; güvenilir olmak , ama en çok da takipçilik tir , bütün bunlar da [y e ğ e n l e r d e ]
O , insanın içine işleyen sesiyle bir şarkı söylerdi ( arada mevlüt [o k u r d u ] ; arada Kur'an ) , ben im diyen şarkıcıya taş çıkartırdı .
insanın içine işleyen sesiyle bir şarkı söylerdi ( arada mevlüt okurdu ; arada Kur'an ) , ben im diyen şarkıcıya taş [ç ı k a r t ı r d ı ]
[B a ğ ı m l ı l ı ğ ı n ] her türünün ortak özelliği maddenin , kişinin ya da aktivitenin yaşamında başrol oynamasının olmazsa olmaz olduğuna inanması dır .
Kredi [k a r t l a r ı n d a ] yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten Demiray , DİBS'lere çeşitli yayınlarında Türk bankalarının atılımlarını vurguladığını kaydetti .
Kredi kartlarında yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten Demiray , [D İ B S ' l e r e ] çeşitli yayınlarında Türk bankalarının atılımlarını vurguladığını kaydetti .
Kredi kartlarında yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten Demiray , DİBS'lere çeşitli yayınlarında Türk bankalarının [a t ı l ı m l a r ı n ı ] vurguladığını kaydetti .
Kredi kartlarında yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten Demiray , DİBS'lere çeşitli yayınlarında Türk bankalarının atılımlarını [v u r g u l a d ı ğ ı n ı ] kaydetti .
İlk kez bir askeri mahkemede değil , sivil bir mahkemede bir askeri uçak kazası ile ilgili dava [a ç ı l ı y o r d u ] .
Bunlar , kuşkusuz insanlığın kolektif yaratıcı [l ı ğ ı n ı n ] eşsiz örneklerini oluşturmakta ve bilimin geleceğine olan güvenimizi ayakta tutmaktadır .
Bunlar , kuşkusuz insanlığın kolektif yaratıcı lığının eşsiz örneklerini oluşturmakta ve bilimin geleceğine olan [g ü v e n i m i z i ] ayakta tutmaktadır .
O gecenin - daha doğrusu sabahın - öyküsü şöyle : [S e v d a ' n ı n ] güzel yemekleriyle şiş midemizle Özer'lerden çıktık .
O gecenin - daha doğrusu sabahın - öyküsü şöyle : Sevda'nın güzel yemekleriyle şiş [m i d e m i z l e ] Özer'lerden çıktık .
O gecenin - daha doğrusu sabahın - öyküsü şöyle : Sevda'nın güzel yemekleriyle şiş midemizle [Ö z e r ' l e r d e n ] çıktık .
O gecenin - daha doğrusu sabahın - öyküsü şöyle : Sevda'nın güzel yemekleriyle şiş midemizle Özer'lerden [ç ı k t ı k ] .
Onun arkasından öbür sil ici çocuklar da arabanın önüne [a t l a d ı l a r ] ve birbirleriyle itişip kakışmaya başladılar .
Onun arkasından öbür sil ici çocuklar da arabanın önüne atladılar ve birbirleriyle [i t i ş i p ] kakışmaya başladılar .
Sürücü : Ne [i t i ş i p ] duruyorsunuz ?
Onun arkasından öbür sil ici çocuklar da arabanın önüne atladılar ve birbirleriyle itişip [k a k ı ş m a y a ] başladılar .
Bilimsel [D e v r i m ' i n ] başlangıçta ki esas etkisi , daha önce de değindiğiniz gibi ideolojik düzlemde olmuştur .
Bilimsel Devrim'in başlangıçta ki esas etkisi , daha önce de [d e ğ i n d i ğ i n i z ] gibi ideolojik düzlemde olmuştur .
[Ö l e c e ğ i n i ] bilsem bırakır mıyım aga ? Canın mı sıkıldı ? dedim .
Öleceğini [b i l s e m ] bırakır mıyım aga ? Canın mı sıkıldı ? dedim .
Öleceğini bilsem bırakır mıyım aga ? [C a n ı n ] mı sıkıldı ? dedim .
Öleceğini bilsem bırakır mıyım aga ? Canın mı [s ı k ı l d ı ] ? dedim .
Bakın , şu demir [k o r k u l u k l a r ı n ] ardında görünen kapılar .
Keşke hayata ve aşka dair [k o n u ş s a y d ı n ı z ] önce .
[G ü v e r t e y e ] çıkınca geride bıraktığımız manzaraya bir bakın .
Güverteye çıkınca geride [b ı r a k t ı ğ ı m ı z ] manzaraya bir bakın .
[T a b a n ı m ı z ] çok farklı , bütün eğilimleri topladık .
Tabanımız çok farklı , bütün eğilimleri [t o p l a d ı k ] .
O , yani kalan tek [i n a n c ı m ] ...
Bunu [s ı n ı f ç a ] başarabileceğimizden emin değilim .
Bunu sınıfça [b a ş a r a b i l e c e ğ i m i z d e n ] emin değilim .
[Ö b ü r l e r i ] de başlarıyla onayladılar .
Öbürleri de [b a ş l a r ı y l a ] onayladılar .
Öbürleri de başlarıyla [o n a y l a d ı l a r ] .
[Y a t t ı m ] nilüfer kayığına ...
Yattım nilüfer [k a y ı ğ ı n a ] ...
[S a k i n l e ş t i n ] mi biraz .
Sonra [ç ı k a r s ı n ] alışverişe .
[H e y e c a n l a n m ı ş t ı m ] birden .
Orada , denizi gören yamaçlarda , ağaçların altına uzanıyor , piknik yapıyor , sonra da [s o n s u z c a ] öpüşmelere başlıyorduk .
Orada , denizi gören yamaçlarda , ağaçların altına uzanıyor , piknik yapıyor , sonra da sonsuzca [ö p ü ş m e l e r e ] başlıyorduk .
Orada , denizi gören yamaçlarda , ağaçların altına uzanıyor , piknik yapıyor , sonra da sonsuzca öpüşmelere [b a ş l ı y o r d u k ] .
" Buna rağmen bugüne kadar mülk [e d i n m e m i z d e ] bize hep azınlık gibi davranıldı ve zorluk çıkartıldı .
" Buna rağmen bugüne kadar mülk edinmemizde bize hep azınlık gibi [d a v r a n ı l d ı ] ve zorluk çıkartıldı .
O gün çaya [k a r ı ş t ı r ı l a c a k ] miktarı çarçabuk sağıp , soğuktan üşüyen ellerini sıvazlayarak içeri koştular .
O gün çaya karıştırılacak miktarı [ç a r ç a b u k ] sağıp , soğuktan üşüyen ellerini sıvazlayarak içeri koştular .
O gün çaya karıştırılacak miktarı çarçabuk [s a ğ ı p ] , soğuktan üşüyen ellerini sıvazlayarak içeri koştular .
O gün çaya karıştırılacak miktarı çarçabuk sağıp , soğuktan [ü ş ü y e n ] ellerini sıvazlayarak içeri koştular .
O gün çaya karıştırılacak miktarı çarçabuk sağıp , soğuktan üşüyen ellerini [s ı v a z l a y a r a k ] içeri koştular .
O gün çaya karıştırılacak miktarı çarçabuk sağıp , soğuktan üşüyen ellerini sıvazlayarak içeri [k o ş t u l a r ] .
[K a r ş ı s ı n a ] çıkan sese ilk sorduğu soru bu haberleri neye dayanarak yazdıkları ydı .
O , çocuğa aşırı [d ü ş k ü n l ü ğ ü n ] nevrotik bir sorun olduğunu da bilmiyordu .
Berkeley ve yazarlarının [s a v l a r ı n ı n ] , benzerliğine demeyeceğim , aynılığına dikkat ediniz !
Berkeley ve yazarlarının savlarının , benzerliğine [d e m e y e c e ğ i m ] , aynılığına dikkat ediniz !
Berkeley ve yazarlarının savlarının , benzerliğine demeyeceğim , [a y n ı l ı ğ ı n a ] dikkat ediniz !
Dosya elimize geçtikten sonra ise olay aydınlanmaya başladı bizim [a ç ı m ı z d a n ] .
Yılların yerleştirdiği bir [a l ı ş k a n l ı k l a ] istemeden ellerini masanın üstüne koydu .
Oturup sigara [y a k t ı m ] , telaşe halimin geçmesini bekledim .
Oturup sigara yaktım , [t e l a ş e ] halimin geçmesini bekledim .
Oturup sigara yaktım , telaşe [h a l i m i n ] geçmesini bekledim .
Oturup sigara yaktım , telaşe halimin geçmesini [b e k l e d i m ] .
Tersine , giderek [y a v a ş l ı y o r ] ve durmaya yaklaşıyordu .
Tersine , giderek yavaşlıyor ve durmaya [y a k l a ş ı y o r d u ] .
Babaları onları terk [e d e l i ] uzun yıllar olmuş .
[M e r a k l a n ı y o r u m ] ama anneme hiçbir şey soramıyorum .
Meraklanıyorum ama [a n n e m e ] hiçbir şey soramıyorum .
Meraklanıyorum ama anneme hiçbir şey [s o r a m ı y o r u m ] .
[D o ğ r u l a r ] neyi çözer ? Hiçbir şeyi .
Ancak onun beyninde olduğum sürede [v a r o l u y o r u m ] .
( Öbür [y a n ı m d a ] bir Alman .
Bütün gece rahat ça [i z l e d i m ] .
Artık seninle [s e v i ş m e y e c e ğ i m ] .
Çok [s e v i n e c e ğ i m ] .
Bir an [k a f a m d a ] bir şimşek çaktı Bu evde iki tane prense ihtiyacımız var , prensesi ve evimizi koruyabilmek için dedim .
Bir an kafamda bir şimşek [ç a k t ı ] Bu evde iki tane prense ihtiyacımız var , prensesi ve evimizi koruyabilmek için dedim .
Bir an kafamda bir şimşek çaktı Bu evde iki tane prense ihtiyacımız var , prensesi ve [e v i m i z i ] koruyabilmek için dedim .
Hattın yapımını gerçekleştirecek yabancı inşaat şirketlerinin Hintli , Alman ve Hollandalı ekipleri , Türk mühendisler ve işçiler ile birlikte [ç a l ı ş a c a k l a r ] .
karma fonlar : Bu kategoride ki fonlar ikibiniki yılını yüzde onbir 'lik ortalama getiri ile [k a p a t t ı l a r ] .
Benim [e v l e ] ilgili ütopyam , baştan beri evle ilgili söylediklerimden sonra , ütopyanın reddine dayanmaktadır .
Benim evle ilgili ütopyam , baştan beri [e v l e ] ilgili söylediklerimden sonra , ütopyanın reddine dayanmaktadır .
Benim evle ilgili [ü t o p y a m ] , baştan beri evle ilgili söylediklerimden sonra , ütopyanın reddine dayanmaktadır .
Benim evle ilgili ütopyam , baştan beri evle ilgili [s ö y l e d i k l e r i m d e n ] sonra , ütopyanın reddine dayanmaktadır .
Benim evle ilgili ütopyam , baştan beri evle ilgili söylediklerimden sonra , [ü t o p y a n ı n ] reddine dayanmaktadır .
Benim evle ilgili ütopyam , baştan beri evle ilgili söylediklerimden sonra , ütopyanın [r e d d i n e ] dayanmaktadır .
Güneş bulutların arkasından çıkmak istiyor , mat bir ışık olarak [a y d ı n l ı ğ ı n ı ] kentin üzerine vuruyordu .
Güneş bulutların arkasından çıkmak istiyor , mat bir ışık olarak aydınlığını kentin üzerine [v u r u y o r d u ] .
Etrafında ışık [h a r e l e r i ] oluşmuş sarı , turuncu , gri ışık cümbüşü göz kamaştırıyordu .
Etrafında ışık hareleri oluşmuş sarı , turuncu , gri ışık [c ü m b ü ş ü ] göz kamaştırıyordu .
Etrafında ışık hareleri oluşmuş sarı , turuncu , gri ışık cümbüşü göz [k a m a ş t ı r ı y o r d u ] .
Ama şu an düşündüğü o değil ; bak [g i r e m i y o r ] kapıdan içeri Mebrure ...
[B u l u ş t u ğ u m u z d a ] , artık sevgilim olup olmadığını bilmediğim eski sevgilim mutsuz du .
Buluştuğumuzda , artık [s e v g i l i m ] olup olmadığını bilmediğim eski sevgilim mutsuz du .
Buluştuğumuzda , artık sevgilim olup olmadığını bilmediğim eski [s e v g i l i m ] mutsuz du .
Olası bir savaşta , Türkiye büyük [z a r a r l a r l a ] karşı karşıya kalacak .
Siz , en büyük [k o r k u n u z u n ] gerçekleşmesinden korktuğunuz için burada sınız .
Siz , en büyük korkunuzun [g e r ç e k l e ş m e s i n d e n ] korktuğunuz için burada sınız .
Siz , en büyük korkunuzun gerçekleşmesinden [k o r k t u ğ u n u z ] için burada sınız .
Benim her zaman [k o n u ş t u ğ u m ] adam , yanıbaşımda masasında oturuyordu .
Benim her zaman konuştuğum adam , [y a n ı b a ş ı m d a ] masasında oturuyordu .
Şoför gidiyor ama , [a n a y o l l a r ] kapatılmış .
Meral acaba hangi odada [y d ı l a r ] ?
- Ben [ç i z m i y o r u m ] , yazıyorum .
[K a r g a d a n ] korkan darı ekmez .
Kargadan korkan darı [e k m e z ] .
Umut kesinlik [t a n ı m a m a k ] tır .
[P a n t o l o n u ] dizlerine kadar ıslandı .
Pantolonu [d i z l e r i n e ] kadar ıslandı .
Pantolonu dizlerine kadar [ı s l a n d ı ] .
[B a n k a l a r ı n ] kredi müessesesi olsun .
Oysa [t e b l i g a t ] yapılmamıştı .
Oysa tebligat [y a p ı l m a m ı ş t ı ] .
İyi [t a n ı y a m a d ı k ] onu .
İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun [d o r t y u z ] milyarını Can'ın besyuz milyarını da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi
İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun dortyuz [m i l y a r ı n ı ] Can'ın besyuz milyarını da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi .
İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun dortyuz milyarını Can'ın besyuz [m i l y a r ı n ı ] da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi .
İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun dortyuz milyarını Can'ın [b e s y u z ] milyarını da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi .
İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun dortyuz milyarını Can'ın besyuz milyarını da Milli [E ğ i t i m ' i n ] karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi .
[B a r m e n ] kızlar , Avrupa'dan gelmiş buz revüsü artistleri , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam bohemi
Barmen kızlar , Avrupa'dan gelmiş buz [r e v ü s ü ] artistleri , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam bohemi ydi içine düştüğüm .
Barmen kızlar , Avrupa'dan gelmiş buz revüsü [a r t i s t l e r i ] , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam bohemi ydi içine düştüğüm .
Barmen kızlar , Avrupa'dan gelmiş buz revüsü artistleri , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam [b o h e m i ] ydi içine düştüğüm .
, Avrupa'dan gelmiş buz revüsü artistleri , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam bohemi ydi içine [d ü ş t ü ğ ü m ]
[D u y g u l a r ı ] öldürme eşiği hücrelerinde kayıt lı olduğu için yerine başka bir şey koysa da o şeyi de had safhada kullanıyor .
Duyguları öldürme eşiği hücrelerinde kayıt lı olduğu için yerine başka bir şey [k o y s a ] da o şeyi de had safhada kullanıyor .
Naci Bey elini masaya öyle bir vurdu ki , ön sırada oturan kızlar [h i i ] diye bağırıp yerlerinden sıçradılar .
Naci Bey elini masaya öyle bir vurdu ki , ön sırada oturan kızlar hii diye [b a ğ ı r ı p ] yerlerinden sıçradılar .
Artık rehberimden utandığım için [b a ğ ı r ı p ] kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden tırmanıyordum .
Naci Bey elini masaya öyle bir vurdu ki , ön sırada oturan kızlar hii diye bağırıp yerlerinden [s ı ç r a d ı l a r ] .
Anne , ne olur , ses [ç ı k a r t m a d a n ] çalayım , içine kazağımı tıkarım , diye yalvardı çocuk .
Anne , ne olur , ses çıkartmadan [ç a l a y ı m ] , içine kazağımı tıkarım , diye yalvardı çocuk .
Anne , ne olur , ses çıkartmadan çalayım , içine [k a z a ğ ı m ı ] tıkarım , diye yalvardı çocuk .
Anne , ne olur , ses çıkartmadan çalayım , içine kazağımı [t ı k a r ı m ] , diye yalvardı çocuk .
Anne , ne olur , ses çıkartmadan çalayım , içine kazağımı tıkarım , diye [y a l v a r d ı ] çocuk .
Her anne , her baba gibi bizim kiler de [a y ı r m a z d ı ] bizi .
[B e m k a ] genel ekonomi ile ilgili önerileri ise şunlar : .
Tamam Recep Ağabey , [k a l k t ı k ] işte , dedi .
[V e l h a s ı l ] , gevşek bir İhtilal Harekatı idi .
Benim [y a ş ı m d a ] çocuklar da görünce sevindim .
Ben de [b a s t ı r d ı m ] : Öğretmen im .
[U y k u y a ] da az gereksinim duyduğumu hissediyordum .
Uykuya da az gereksinim [d u y d u ğ u m u ] hissediyordum .
[Ş o s t a k o v i ç ] miş ! Tövbe yarabbi .
Şostakoviç miş ! [T ö v b e ] yarabbi .
Şostakoviç miş ! Tövbe [y a r a b b i ] .
Şimdi adımlarını daha da [h ı z l a n d ı r m ı ş t ı ] .
[A k l ı ğ ı n d a n ] ötürü alır bu adı .
kim [i m m i ş ] bu kadın .
[A l g ı l a y a n ] ise ruh tur .
[Ç a l s ı n ] sazlar ...
[G i r e m i y o r ] içeriye .
Bak [b u z d o l a b ı n a ] .
[ş a ş ı l a ş t ı ] gözleri .
Tüm kötü hava şartlarında uçakların güvenle iniş yapmasını sağlayan ' sisteminin onsekiz havaalanında olmadığı , sistemin kurulu olduğu havaalanı sayısının [o n b e ş ' t e ] kaldığı ortaya çıktı .
İnsan zihninin , algısal bilgiden teorik bilgiye giden yolda ki en önem li başarılarından biri , matematiğin kaynağını oluşturan bu nicelik [s o y u t l a m a s ı ] dır
Benim güzel [m e m l e k e t i m i n ] , benim işçimin , benim köylümün , benim memurumun , benim cümle ahalimin kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu
Benim güzel memleketimin , benim [i ş ç i m i n ] , benim köylümün , benim memurumun , benim cümle ahalimin kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu ...
Benim güzel memleketimin , benim işçimin , benim [k ö y l ü m ü n ] , benim memurumun , benim cümle ahalimin kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu ...
Benim güzel memleketimin , benim işçimin , benim köylümün , benim [m e m u r u m u n ] , benim cümle ahalimin kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu ...
Benim güzel memleketimin , benim işçimin , benim köylümün , benim memurumun , benim cümle [a h a l i m i n ] kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu ...
[M i l l i y e t ' i ] arayan Arınç , " Yanlışlara ortak olmam " haberinde ki ifadenin rahatsızlık yarattığını , Erdoğan'ın Danimarka'dan arayarak tepki gösterdiğini belirtti
[H e y e c a n d a n ] ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , dudakların üzerlerinde biriken ter damlacıkları rujların dağılmamasına özen gösterilerek hafif çe siliniverir .
Heyecandan ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , [d u d a k l a r ı n ] üzerlerinde biriken ter damlacıkları rujların dağılmamasına özen gösterilerek hafif çe siliniverir .
Heyecandan ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , dudakların üzerlerinde biriken ter damlacıkları [r u j l a r ı n ] dağılmamasına özen gösterilerek hafif çe siliniverir .
Heyecandan ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , dudakların üzerlerinde biriken ter damlacıkları rujların [d a ğ ı l m a m a s ı n a ] özen gösterilerek hafif çe siliniverir .
Heyecandan ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , dudakların üzerlerinde biriken ter damlacıkları rujların dağılmamasına özen gösterilerek hafif çe [s i l i n i v e r i r ] .
Alışveriş merkezlerinde raf [e t i k e t i n d e ] belirtilen fiyatla kasa fiyatı arasında farklılık olması durumunda satışın tüketici lehine olan fiyat üzerinden yapılması öngörülüyor .
Alışveriş merkezlerinde raf etiketinde belirtilen fiyatla kasa fiyatı arasında farklılık olması durumunda [s a t ı ş ı n ] tüketici lehine olan fiyat üzerinden yapılması öngörülüyor .
Alışveriş merkezlerinde raf etiketinde belirtilen fiyatla kasa fiyatı arasında farklılık olması durumunda satışın tüketici lehine olan fiyat üzerinden yapılması [ö n g ö r ü l ü y o r ] .
Çağdaş Sanatlar Merkezi önünde toplanan grup , Atatürk [b u l v a r ı n d a ] ki trafiği bir süre durdurarak , elçilik önüne kadar sloganlarla yürüdü .
Çağdaş Sanatlar Merkezi önünde toplanan grup , Atatürk bulvarında ki trafiği bir süre durdurarak , elçilik önüne kadar [s l o g a n l a r l a ] yürüdü .
Birçok kez [e r o i n d e n ] kurtulmak için yurtdışında değişik hastanelerde yatmış ama her seferinde kendisinden daha bencil olan eroine dönmüştü .
Birçok kez eroinden kurtulmak için yurtdışında değişik hastanelerde yatmış ama her seferinde kendisinden daha bencil olan [e r o i n e ] dönmüştü .
Gün boyu ormanda odun kesip [k a m y o n a ] yüklemekten yorgun düşmüş dört kişi depoya kamyonu yaklaştırmanın yollarını aradı .
Gün boyu ormanda odun kesip kamyona [y ü k l e m e k t e n ] yorgun düşmüş dört kişi depoya kamyonu yaklaştırmanın yollarını aradı .
Gün boyu ormanda odun kesip kamyona yüklemekten yorgun düşmüş dört kişi depoya kamyonu [y a k l a ş t ı r m a n ı n ] yollarını aradı .
Eroin [b a ğ ı m l ı l a r ı y l a ] iki ay süren çalışmam boyunca onlarda ki zeka pırıltıları beni etkiledi .
Eroin bağımlılarıyla iki ay süren çalışmam boyunca onlarda ki zeka [p ı r ı l t ı l a r ı ] beni etkiledi .
Bu , gerilim [a z a l t m a n ı n ] , esnekliği artırmanın , hoşgörüyü geliştirmenin bir aracı .
Bu , gerilim azaltmanın , esnekliği [a r t ı r m a n ı n ] , hoşgörüyü geliştirmenin bir aracı .
Bu , gerilim azaltmanın , esnekliği artırmanın , [h o ş g ö r ü y ü ] geliştirmenin bir aracı .
Abuk [s a b u k ] bir görüşmenin ipe sapa gelmez konuşmaları ...
Ben [m e r k e z i m d e n ] çıkıp başkalarına yönelmem dünyamı genişletmeye başladı .
Ben merkezimden çıkıp başkalarına [y ö n e l m e m ] dünyamı genişletmeye başladı .
Ben merkezimden çıkıp başkalarına yönelmem [d ü n y a m ı ] genişletmeye başladı .
Kız [s e r p i l i p ] güzeller güzeli bir kız olmuş .
O [p a r k t a n ] kurtulan a pek rastlamadım .
[D o s y a n ı n ] bütün olarak ilgiyle okunacağını düşünüyoruz .
Dosyanın bütün olarak ilgiyle [o k u n a c a ğ ı n ı ] düşünüyoruz .
[B u z a ğ ı l a r ] kızı neşelendirmek için oyunlar yapmış .
Buzağılar kızı [n e ş e l e n d i r m e k ] için oyunlar yapmış .
Korku içinde ölmek zorunda [s ı n ] .
Toz lu ve solgun [d u l a r ] .
Fasulye , her [s o f r a n ı n ] başoyuncusu .
Fasulye , her sofranın [b a ş o y u n c u s u ] .
- [T e y z e n i z i n ] durumu nasıl sahi ?
- Teyzenizin durumu nasıl [s a h i ] ?
[T a m a m l a n m a y a n ] a para yok .
Bu [t e v a z u y u ] gerektiriyor .
Zeka [m e k a ] demiyorum .
[D i k m e s i ] benden .
[K a t a n a ] deme .
[S a i m e ] Sezginler'in avukatı ve daha sonraki yıllarda Eşref Bitlis'in düşen uçağı ile ilgili davalarda en önem li yoldaşı Nusret Senem bindokuzyüzelli
Saime [S e z g i n l e r ' i n ] avukatı ve daha sonraki yıllarda Eşref Bitlis'in düşen uçağı ile ilgili davalarda en önem li yoldaşı Nusret Senem bindokuzyüzelli doğum
Saime Sezginler'in avukatı ve daha sonraki yıllarda Eşref Bitlis'in düşen uçağı ile ilgili davalarda en önem li yoldaşı Nusret Senem [b i n d o k u z y ü z e l l i ] doğum lu bir avukat tı .
Bana şunu söyledi : Ben , dedi , askeri bir hakim im , fakat bu [t a h k i k a t ı n ] doğru yapıldığına ben de inanmadım .
Bana şunu söyledi : Ben , dedi , askeri bir hakim im , fakat bu tahkikatın doğru yapıldığına ben de [i n a n m a d ı m ] .
[D r u g s t o r e ' d a ] alışveriş yapan ların yüzde 91'i ambalajın önyüzünü , yüzde 42'si arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .
Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde [9 1 ' i ] ambalajın önyüzünü , yüzde 42'si arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .
Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde 91'i [a m b a l a j ı n ] önyüzünü , yüzde 42'si arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .
Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde 91'i ambalajın [ö n y ü z ü n ü ] , yüzde 42'si arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .
Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde 91'i ambalajın önyüzünü , yüzde [4 2 ' s i ] arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .
Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde 91'i ambalajın önyüzünü , yüzde 42'si arkasını , yüzde [8 ' i ] de yan yüzlerini okuyor .
Beni yeme be [m o r u k ] , dedim , ne panayırlar kuruldu bu kasabaya , ama hiçbir zaman aslan gelmedi .
Beni yeme be moruk , dedim , ne [p a n a y ı r l a r ] kuruldu bu kasabaya , ama hiçbir zaman aslan gelmedi .
Matematikte doğruluğunu kendi içinde barındıran [h i p o t e z l e r d e n ] yola çıkarak bir teoremi kanıtlarsınız ve dosya kapanır .
Matematikte doğruluğunu kendi içinde barındıran hipotezlerden yola çıkarak bir teoremi [k a n ı t l a r s ı n ı z ] ve dosya kapanır .
Sadece bazı konularda uzmanlığı olan bir veya birkaç arkadaş misafir olarak [a r a m ı z a ] katılıyordu .
[A s i s t a n ı m ] kalın cam lı gözlüklerinin ardından görünen bulanık anlamsız gözlerini bana çevirdi .
Asistanım kalın cam lı [g ö z l ü k l e r i n i n ] ardından görünen bulanık anlamsız gözlerini bana çevirdi .
Ayakta [d u r a m a y a c a k ] kadar yorgun olduğumu sanıyordum , o ilk adıma kadar ...
Ayakta duramayacak kadar yorgun olduğumu [s a n ı y o r d u m ] , o ilk adıma kadar ...
Hadi abi [k a p a ] gözünü , aç demeden açmak yok ha ! ..
Siz [d ü k k a n d a n ] çıkıp onların arasına gireceksiniz ve yürümeye başlayacaksınız .
Siz dükkandan çıkıp onların arasına [g i r e c e k s i n i z ] ve yürümeye başlayacaksınız .
Siz dükkandan çıkıp onların arasına gireceksiniz ve yürümeye [b a ş l a y a c a k s ı n ı z ] .
[İ n a n m a y a c a k s ı n ] ama bana hafif topuk lu ayakkabı alındı .
Hiçbiri , hiçbiri , [b i t m e y e c e k m i ş ] gibi geliyordu bana .
Kağıt kalem [b u l m a l ı y ı m ] , bir de zarf .
[D ü m d ü z ] , soğuk bir sesle karşılık verdi .
N de [k ı r m ı z ı n ı n ] bana yakıştığını yineledi .
N de kırmızının bana [y a k ı ş t ı ğ ı n ı ] yineledi .
[T u t k u y u ] anlattın oğlum , dedi Şakir .
Cumartesi günü de [S i n g a p u r ' d a n ] dönmüştü .
[M u h a l i f l e r i n ] kışkırtmasıyla iç karışıklık çıkabilir .
[G ü n a h l a r ı n ] bağışlandığı durumlar var .
Günahların [b a ğ ı ş l a n d ı ğ ı ] durumlar var .
[K a p ı d a ] ki gürültüler kesilmişti .
Kapıda ki [g ü r ü l t ü l e r ] kesilmişti .
[C e l a l ' l e ] karşısına geçtik .
Celal'le karşısına [g e ç t i k ] .
Üç [k ı z ı m ı z ] olurdu .
[A n l a t ı r ı m ] tabii Ayhan .
nerede [y d i n ] .
[Ç a l ı ş a m a z ] olmuş .
Değişiklik tasarısı tüketici kredisi kullanan lara [t a k s i t l e r i n i ] vadesinde ödeyememeleri durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi faizinin yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde sınırlandırıyor .
Değişiklik tasarısı tüketici kredisi kullanan lara taksitlerini [v a d e s i n d e ] ödeyememeleri durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi faizinin yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde sınırlandırıyor .
Değişiklik tasarısı tüketici kredisi kullanan lara taksitlerini vadesinde [ö d e y e m e m e l e r i ] durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi faizinin yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde sınırlandırıyor .
Değişiklik tasarısı tüketici kredisi kullanan lara taksitlerini vadesinde ödeyememeleri durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi [f a i z i n i n ] yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde sınırlandırıyor .
tasarısı tüketici kredisi kullanan lara taksitlerini vadesinde ödeyememeleri durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi faizinin yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde [s ı n ı r l a n d ı r ı y o r ]
Diz [ç ö k ] karşısında , okşa saçlarını , özür dile , bağış dile , ne dilersen dile it herif , ağla hatta elinden
Diz çök karşısında , [o k ş a ] saçlarını , özür dile , bağış dile , ne dilersen dile it herif , ağla hatta elinden geliyorsa ...
Diz çök karşısında , okşa saçlarını , özür dile , bağış dile , ne [d i l e r s e n ] dile it herif , ağla hatta elinden geliyorsa ...
Diz çök karşısında , okşa saçlarını , özür dile , bağış dile , ne dilersen dile it herif , [a ğ l a ] hatta elinden geliyorsa ...
Yine bahse [g i r e b i l i r d i m ] ki , Kemal de bunları düşünüyordu ; hem de i ) ler , ii ) lerle .
Unakıtan hükümeti , işçilerin yasal zorunluluktan kaynaklanan ve [t o p l u s ö z l e ş m e y e ] konulması şartıyla ödenen iki ikramiyeden ikisini ödememe konusunu değerlendirecek .
Unakıtan hükümeti , işçilerin yasal zorunluluktan kaynaklanan ve toplusözleşmeye konulması şartıyla ödenen iki [i k r a m i y e d e n ] ikisini ödememe konusunu değerlendirecek .
Unakıtan hükümeti , işçilerin yasal zorunluluktan kaynaklanan ve toplusözleşmeye konulması şartıyla ödenen iki ikramiyeden ikisini [ö d e m e m e ] konusunu değerlendirecek .
[F e z l e k e d e ] , Almanya'da ki bazı Türk vatandaşlarının " dolandırıcılık " iddiasıyla Akgündüz hakkında suç duyurusunda bulundukları belirtildi .
Fezlekede , Almanya'da ki bazı Türk vatandaşlarının " dolandırıcılık " iddiasıyla [A k g ü n d ü z ] hakkında suç duyurusunda bulundukları belirtildi .
Çok [a l ı ş m ı ş t ı m ] Kahve'ye belki vazgeçersin almaktan , annem de alıştığı için kalır diyordum kendi kendime .
Çok alışmıştım [K a h v e ' y e ] belki vazgeçersin almaktan , annem de alıştığı için kalır diyordum kendi kendime .
Çok alışmıştım Kahve'ye belki [v a z g e ç e r s i n ] almaktan , annem de alıştığı için kalır diyordum kendi kendime .
Çok alışmıştım Kahve'ye belki vazgeçersin almaktan , annem de [a l ı ş t ı ğ ı ] için kalır diyordum kendi kendime .
Çok alışmıştım Kahve'ye belki vazgeçersin almaktan , annem de alıştığı için kalır [d i y o r d u m ] kendi kendime .
[R e s m i n e ] bakıp bir parça gözyaşı döküyorsak eğer , onu da aşkımızın imkan sız lığına verin ...
Resmine bakıp bir parça gözyaşı [d ö k ü y o r s a k ] eğer , onu da aşkımızın imkan sız lığına verin ...
Resmine bakıp bir parça gözyaşı döküyorsak eğer , onu da [a ş k ı m ı z ı n ] imkan sız lığına verin ...
Resmine bakıp bir parça gözyaşı döküyorsak eğer , onu da aşkımızın imkan sız [l ı ğ ı n a ] verin ...
Anne buna itiraz edince adam [b e l i n d e ] ki kayışı çıkarıp anne ile kızı öldüresiye dövmüş .
Anne buna itiraz edince adam belinde ki [k a y ı ş ı ] çıkarıp anne ile kızı öldüresiye dövmüş .
Anne buna itiraz edince adam belinde ki kayışı çıkarıp anne ile kızı [ö l d ü r e s i y e ] dövmüş .
Anne buna itiraz edince adam belinde ki kayışı çıkarıp anne ile kızı öldüresiye [d ö v m ü ş ] .
Yeni ilişkiler yeni [h i p o t e z l e r e ] ve bu hipotezler temelinde yükselen yeni kuramlara götürür .
Yeni ilişkiler yeni hipotezlere ve bu hipotezler temelinde yükselen yeni [k u r a m l a r a ] götürür .
[G e l i r l e r i n i n ] bir bölümünü bütçeye aktaran kuruluşlara Kıyı Emniyeti ile TPAO da eklendi .
Gelirlerinin bir bölümünü bütçeye aktaran kuruluşlara Kıyı [E m n i y e t i ] ile TPAO da eklendi .
Gelirlerinin bir bölümünü bütçeye aktaran kuruluşlara Kıyı Emniyeti ile [T P A O ] da eklendi .
Benim [y ü k ü m ] bana yetiyor , Hülya , halimi görmüyor musun ? dedim .
Benim yüküm bana [y e t i y o r ] , Hülya , halimi görmüyor musun ? dedim .
Benim yüküm bana yetiyor , Hülya , [h a l i m i ] görmüyor musun ? dedim .
Onu bir [y a k a l a y ı n c a ] her şey birden tutuşur , ateş gibi yakar .
Ben [s u s m u y o r d u m ] : Hayır ! Hayır ! Tavandan üstüme kan damlıyordu .
Ben susmuyordum : Hayır ! Hayır ! [T a v a n d a n ] üstüme kan damlıyordu .
Ben susmuyordum : Hayır ! Hayır ! Tavandan [ü s t ü m e ] kan damlıyordu .
Ben susmuyordum : Hayır ! Hayır ! Tavandan üstüme kan [d a m l ı y o r d u ] .
Onu en iyi okullarda [o k u t t u m ] diyerek kendisini rahatlatma yollarını arıyordu .
Onu en iyi okullarda okuttum diyerek kendisini [r a h a t l a t m a ] yollarını arıyordu .
Bu heyecana nasıl [d a y a n a b i l i r i m ] . diye mırıldandı Celal .
Beni ziyan [e t t i n ] , diyor , ziyan ettin .
Beni ziyan ettin , diyor , ziyan [e t t i n ] .
Ayhan bizim Van li [A y h e n ] .
[Ç i t i n ] girişini hızla kaldırdı çoban .
Uçak seferlerini de [a r t ı r a c a ğ ı z ] .
[G i r e m e y e c e k ] , dedim umutsuzlukla .
Giremeyecek , dedim [u m u t s u z l u k l a ] .
[D i n l e n i y o r u m ] bu odada .
Erkekler [P a r k ı ' n d a n ] geliyorum .
Hele bunlar [e v l e n m i ş l e r s e ] ...
Sonra , patron olduğunu [a n ı m s a t m a k ] için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla paçavra
Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , [s o y m a k t a ] olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla paçavra gibi olmuş gazeteyi
Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu [p a t a t e s l e r i ] bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla paçavra gibi olmuş gazeteyi eline aldı
Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri [b a k ı l a ] bakıla paçavra gibi olmuş gazeteyi eline
Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla [b a k ı l a ] paçavra gibi olmuş gazeteyi
Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla [p a ç a v r a ] gibi olmuş
[L i n n ] Johannes , planın uzun vadede Türk toplumunun ortadan kalkmasına neden olacağını belirtirken , Türklerin yaşadığı yüzde 28 'lik nüfus alanının
[P a k e t i n ] salı gün kü Bakanlar Kurulu toplantısında ele alınacağını ifade eden IMF , " Aynı gün ' sevk etmeye çalışacağız "
Artık [r e h b e r i m d e n ] utandığım için bağırıp kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden tırmanıyordum .
Artık rehberimden [u t a n d ı ğ ı m ] için bağırıp kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden tırmanıyordum .
Artık rehberimden utandığım için bağırıp kervanı [d u r d u r m a s ı n ı ] istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden tırmanıyordum .
Artık rehberimden utandığım için bağırıp kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı [p l a n j o n l a r l a ] , kızağa yeniden tırmanıyordum .
Artık rehberimden utandığım için bağırıp kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden [t ı r m a n ı y o r d u m ] .
İşçiler şöyle karşılık verdiler : [Ç a l ı ş t ı ğ ı m ı z ] fabrikalarda , yararlı olmayan şey yok tur .
[M e b r u r e ' n i n ] tarif ettiği gibi bıyık lı , kara yağız bir adam dı .
Mebrure'nin tarif ettiği gibi bıyık lı , kara [y a ğ ı z ] bir adam dı .
Bir de Esin [k ö p e ğ i m i z i n ] erkek olacağını duyunca biraz üzülür gibi oldu .
[G e n e l g e d e ] oy kullanılacak sandıklar ile kilitlerinin gözden geçirilmesi istendi .
Genelgede oy kullanılacak [s a n d ı k l a r ] ile kilitlerinin gözden geçirilmesi istendi .
Genelgede oy kullanılacak sandıklar ile [k i l i t l e r i n i n ] gözden geçirilmesi istendi .
Her yaştan , her kesimden insanlar konuşarak içki [i ç i y o r l a r d ı ] .
Bizim din [h o c a l a r ı n a ] çok yer ler derlermiş .
Bazen beni [ü z e r ] , sonra birdenbire sevindirir .
Bazen beni üzer , sonra birdenbire [s e v i n d i r i r ] .
İlk birkaç [n o t a y ı ] duyan çocuğun gözleri ışıldadı .
İlk birkaç notayı duyan çocuğun gözleri [ı ş ı l d a d ı ] .
Ama benim [h i s s e t t i k l e r i m i ] hissedemezler ! diye bağırdım .
Ama benim hissettiklerimi [h i s s e d e m e z l e r ] ! diye bağırdım .
Ama benim hissettiklerimi hissedemezler ! diye [b a ğ ı r d ı m ] .
Sürücü : Ne itişip [d u r u y o r s u n u z ] ?
[K a b l o d a ] güç birliği yaptılar .
[V a k t i n ] var sa görüşelim .
Vaktin var sa [g ö r ü ş e l i m ] .
Çoğu konuda [b i r b i r i m i z i ] anlamıyoruz .
Çoğu konuda birbirimizi [a n l a m ı y o r u z ] .
[P e k i y i ] ne oldu .
[S o r m a y ı ] unuttum .
Sormayı [u n u t t u m ] .
[Y o k u ş ] çıkacağız .
Yokuş [ç ı k a c a ğ ı z ] .
[B i r b i r i m i z e ] bakarız .
Birbirimize [b a k a r ı z ] .
[A n l a t a m a d ı m ] .
Nereye [y ö n e l s e m ] arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk
Nereye yönelsem [a r k a m d a n ] yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur
Nereye yönelsem arkamdan [y e t i ş i y o r d u ] , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur ,
Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür [s o b a s ı n ı ] beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur , en iyisi yattığım odanın
Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını [b e c e r e m e z s i n ] , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur , en iyisi yattığım odanın aç
Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li [z a m a z i n g o y u ] al , dolapta ki rakı çok soğuk tur , en iyisi yattığım odanın aç kapısını , bak hemen kapının arkasında
Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , [d o l a p t a ] ki rakı çok soğuk tur , en iyisi yattığım odanın aç kapısını , bak hemen kapının arkasında , kap gel
Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur , en iyisi [y a t t ı ğ ı m ] odanın aç kapısını , bak hemen
Dışarıdan bakınca her şey ne kolay görünür , hatta Zübeyde [H a l a ' n ı n ] komünist oğluna , aslında pek de sevimli dir ya , bu oğlana kalsa her zenginliğin altında biraz gözyaşı , hatta
Dışarıdan bakınca her şey ne kolay görünür , hatta Zübeyde Hala'nın komünist oğluna , aslında pek de sevimli dir ya , bu [o ğ l a n a ] kalsa her zenginliğin altında biraz gözyaşı , hatta kan var
Hazır , Irak krizi patlamış , petrol fiyatları da [a r t m ı ş k e n ] bu tür araçlara karşı olan lar , seslerini " avazları çıktığı kadar " duyurmaya başladılar .
Hazır , Irak krizi patlamış , petrol fiyatları da artmışken bu tür araçlara karşı olan lar , seslerini " [a v a z l a r ı ] çıktığı kadar " duyurmaya başladılar .
Ben de o gece [k a r d e ş l e r i m i n ] yatma saati gelen e kadar uzun uzun köpeğimizi anlattım onlara , ne de olsa o artık evimizin köpeği ydi .
Ben de o gece kardeşlerimin yatma saati gelen e kadar uzun uzun [k ö p e ğ i m i z i ] anlattım onlara , ne de olsa o artık evimizin köpeği ydi .
Ben de o gece kardeşlerimin yatma saati gelen e kadar uzun uzun köpeğimizi anlattım onlara , ne de olsa o artık [e v i m i z i n ] köpeği ydi
Yedi saat lik yolculuk boyunca - ki yetmiş kilometre kat [e d e c e k t i k ] - bir tek eve rastlamanın mümkün olmadığı bir coğrafya .
Yedi saat lik yolculuk boyunca - ki yetmiş kilometre kat edecektik - bir tek eve [r a s t l a m a n ı n ] mümkün olmadığı bir coğrafya .
Böylece o da ismine [a l ı ş a c a k ] , çağırdığım zaman gelecek , bir bakıma yavaş yavaş bizim dilimizi öğrenecekti .
Böylece o da ismine alışacak , [ç a ğ ı r d ı ğ ı m ] zaman gelecek , bir bakıma yavaş yavaş bizim dilimizi öğrenecekti .
Böylece o da ismine alışacak , çağırdığım zaman gelecek , bir bakıma yavaş yavaş bizim [d i l i m i z i ] öğrenecekti .
İnsanlara özgü [z a n n e t t i ğ i m ] bir çok özelliğin hayvanlar aleminde de geçerli olabileceğini daha önce hiç düşünmemiştim .
İnsanlara özgü zannettiğim bir çok özelliğin hayvanlar aleminde de geçerli olabileceğini daha önce hiç [d ü ş ü n m e m i ş t i m ] .
Kimi bir şişe [r a k ı y l a ] öldürüyor , kimi üç gram kokainle , kimi beş gram eroinle .
Kimi bir şişe rakıyla öldürüyor , kimi üç gram kokainle , kimi beş gram [e r o i n l e ] .
Ayhan , tüm gururu ve de onuru ve de mühendislik [ş u u r u ] ile cevapladı .
Ayhan , tüm gururu ve de onuru ve de mühendislik şuuru ile [c e v a p l a d ı ] .
[M u t l u l u ğ u ] ararsan bulursun , mutsuzluğun geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz olursun , der .
Mutluluğu [a r a r s a n ] bulursun , mutsuzluğun geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz olursun , der .
Mutluluğu ararsan [b u l u r s u n ] , mutsuzluğun geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz olursun , der .
Mutluluğu ararsan bulursun , [m u t s u z l u ğ u n ] geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz olursun , der .
Mutluluğu ararsan bulursun , mutsuzluğun geleceğini [b e k l e r s e n ] kendi kendine mutsuz olursun , der .
Mutluluğu ararsan bulursun , mutsuzluğun geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz [o l u r s u n ] , der .
[G ö r d ü ğ ü n ü z ] gibi , hiçbir zaman kurtulamayacak , özgür olamayacak bir tutsak ım ben .
Gördüğünüz gibi , hiçbir zaman [k u r t u l a m a y a c a k ] , özgür olamayacak bir tutsak ım ben .
Yura'nın ablası [S v e t a ] ve görümcesi Şura ellerinde birer fincanla daldılar geyiklerin arasına .
Yura'nın ablası Sveta ve [g ö r ü m c e s i ] Şura ellerinde birer fincanla daldılar geyiklerin arasına .
Yura'nın ablası Sveta ve görümcesi Şura ellerinde birer [f i n c a n l a ] daldılar geyiklerin arasına .
Yura'nın ablası Sveta ve görümcesi Şura ellerinde birer fincanla [d a l d ı l a r ] geyiklerin arasına .
Yura'nın ablası Sveta ve görümcesi Şura ellerinde birer fincanla daldılar [g e y i k l e r i n ] arasına .
İyi ce hasta ydı , diyor , karnı davul gibi [ş i ş m i ş t i ] .
[I s r a r ] etseydin bize , daha güzel bir isim önerseydin ! ..
Israr [e t s e y d i n ] bize , daha güzel bir isim önerseydin ! ..
Israr etseydin bize , daha güzel bir isim [ö n e r s e y d i n ] ! ..
Sonra , gözlük [s ü z ] olduğunu da iyi ce anımsıyorum .
Sonra , gözlük süz olduğunu da iyi ce [a n ı m s ı y o r u m ] .
[G i r m e ] suya oğlum , gidiyoruz .
[B a ğ ı m l ı l a r ] için daha da zor .
[B i l i y o r s u n ] baleyi ne kadar sevdiğimi .
Biliyorsun [b a l e y i ] ne kadar sevdiğimi .
Biliyorsun baleyi ne kadar [s e v d i ğ i m i ] .
- [U y d u r m a ] .
[S ü r ü n ü r ] şimdi .
Rahat [b ı r a k m ı y o r l a r ] .
[A l ı ş m a k ] lazım .
Bir akşam üstü de başında ki o komik [p e r u k l a ] fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle yattığın günlerde ) çalıştığın markete girdin .
Bir akşam üstü de başında ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan [s e v g i l i n l e ] yattığın günlerde ) çalıştığın markete girdin .
Bir akşam üstü de başında ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle [y a t t ı ğ ı n ] günlerde ) çalıştığın markete girdin
akşam üstü de başında ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle yattığın günlerde ) [ç a l ı ş t ı ğ ı n ]
de başında ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle yattığın günlerde ) çalıştığın [m a r k e t e ]
ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle yattığın günlerde ) çalıştığın markete [g i r d i n ]
O sırada , iş dönüşü yorgun ve [d a l g ı n ] adımlarla geçip giden lerden bir ikisinin gözleri takılır kenarda kilere .
O sırada , iş dönüşü yorgun ve dalgın adımlarla geçip giden lerden bir ikisinin gözleri takılır kenarda [k i l e r e ] .
Çocuğun [t a b a k t a ] kileri bir solukta silip süpüreceğini biliyordu artık .
Çocuğun tabakta [k i l e r i ] bir solukta silip süpüreceğini biliyordu artık .
Çocuğun tabakta kileri bir [s o l u k t a ] silip süpüreceğini biliyordu artık .
Çocuğun tabakta kileri bir solukta silip [s ü p ü r e c e ğ i n i ] biliyordu artık .
Tabii bir [a y a ğ ı m ] Ankara'da idi .
Nasıl da [z o r l u y o r ] kapıyı ...
Ben se [k o r k u y o r d u m ] .
[Y ü z ü n ü n ] solukluğu gitti .
Yüzünün [s o l u k l u ğ u ] gitti .