Erdoğan'ı

Sezer'in , " erteleme değil , af " diye nitelendirdiği yasayı veto etmesi , AB uyum yasaları ile önü açılan [E r d o ğ a n ' ı ] etkilemeyecek .

etkilemeyecek

Sezer'in , " erteleme değil , af " diye nitelendirdiği yasayı veto etmesi , AB uyum yasaları ile önü açılan Erdoğan'ı [e t k i l e m e y e c e k ]

mızrap

Küçük bir [m ı z r a p ] vuruşuyla çıkan güçlü ama madensel ses , denizde ki teknelere bir eğlencenin başlamak üzere olduğunu haber verirdi .

madensel

Küçük bir mızrap vuruşuyla çıkan güçlü ama [m a d e n s e l ] ses , denizde ki teknelere bir eğlencenin başlamak üzere olduğunu haber verirdi .

teknelere

Küçük bir mızrap vuruşuyla çıkan güçlü ama madensel ses , denizde ki [t e k n e l e r e ] bir eğlencenin başlamak üzere olduğunu haber verirdi .

eğlencenin

Küçük bir mızrap vuruşuyla çıkan güçlü ama madensel ses , denizde ki teknelere bir [e ğ l e n c e n i n ] başlamak üzere olduğunu haber verirdi .

söylemimiz

Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her [s ö y l e m i m i z ] ve davranışımızdan bazı sonuçlar çıkarıldığının ve kuşku duyulduğunun farkında yız .

davranışımızdan

Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her söylemimiz ve [d a v r a n ı ş ı m ı z d a n ] bazı sonuçlar çıkarıldığının ve kuşku duyulduğunun farkında yız .

çıkarıldığının

Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her söylemimiz ve davranışımızdan bazı sonuçlar [ç ı k a r ı l d ı ğ ı n ı n ] ve kuşku duyulduğunun farkında yız .

duyulduğunun

Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her söylemimiz ve davranışımızdan bazı sonuçlar çıkarıldığının ve kuşku [d u y u l d u ğ u n u n ] farkında yız .

yız

Başbakan Abdullah Gül ise " Bizim her söylemimiz ve davranışımızdan bazı sonuçlar çıkarıldığının ve kuşku duyulduğunun farkında [y ı z ] .

Üniversitede hoca [y ı z ] desek Şüphe li kişi olacağız çünkü .

Tümüyle

[T ü m ü y l e ] meşru yollarla yüksek rakım tepeye çıkmış adamı şişman ve ahaliyi pişman eyliyorlar .

eyliyorlar

Tümüyle meşru yollarla yüksek rakım tepeye çıkmış adamı şişman ve ahaliyi pişman [e y l i y o r l a r ] .

Kendileriyle

[K e n d i l e r i y l e ] görüştüğümden edindiğim izlenim , gazeteciye verilen bilgilerle alakasız bir haberin yayımlanmış olduğu dur .

görüştüğümden

Kendileriyle [g ö r ü ş t ü ğ ü m d e n ] edindiğim izlenim , gazeteciye verilen bilgilerle alakasız bir haberin yayımlanmış olduğu dur .

edindiğim

Kendileriyle görüştüğümden [e d i n d i ğ i m ] izlenim , gazeteciye verilen bilgilerle alakasız bir haberin yayımlanmış olduğu dur .

Arınç'ın

[A r ı n ç ' ı n ] farklı yazıldığını iddia ettiği sözlerine ilişkin bölüm teyp kaydından aynen şöyle : .

Haberin yayımlandığı günle ilgili olarak [A r ı n ç ' ı n ] Akyol'a böyle yansıttığı Milliyet temsilcileriyle diyalogları ise şöyle gelişti : .

ellibeş

Uzun vade li yatırımcı için [e l l i b e ş ] sent seviyelerinde pozisyon oluşturmak mantık .

Yerimden

[Y e r i m d e n ] fırladım , kapıyı hızla açıp Ömür Uzatma Kıraathanesi'nden dışarıya çıktım .

fırladım

Yerimden [f ı r l a d ı m ] , kapıyı hızla açıp Ömür Uzatma Kıraathanesi'nden dışarıya çıktım .

Kıraathanesi'nden

Yerimden fırladım , kapıyı hızla açıp Ömür Uzatma [K ı r a a t h a n e s i ' n d e n ] dışarıya çıktım .

çıktım

Yerimden fırladım , kapıyı hızla açıp Ömür Uzatma Kıraathanesi'nden dışarıya [ç ı k t ı m ] .

Bayındır Sokak'ta ki bekar evimden [ç ı k t ı m ] .

İzini

[İ z i n i ] bulursanız , bu numaraya haber verirsiniz , dedi .

bulursanız

İzini [b u l u r s a n ı z ] , bu numaraya haber verirsiniz , dedi .

verirsiniz

İzini bulursanız , bu numaraya haber [v e r i r s i n i z ] , dedi .

Tazminat

[T a z m i n a t ] almak amacından öte asıl amaç belgelere ulaşmak .

depoların

Bu kamp alanında [d e p o l a r ı n ] dışında iki ev var .

sokulmuştu

Ramiz yerinden kalkmış Naci Beyin yanına kadar [s o k u l m u ş t u ] .

eroinman

Oğlunun neden [e r o i n m a n ] olduğunu anlayamaması çok doğal .

anlayamaması

Oğlunun neden eroinman olduğunu [a n l a y a m a m a s ı ] çok doğal .

sevişiyor

Herkes istediği gibi [s e v i ş i y o r ] , her şey serbest .

evimden

Bayındır Sokak'ta ki bekar [e v i m d e n ] çıktım .

göstereyim

Gel bak , sana evi [g ö s t e r e y i m ] .

Hıçkırıklarımın

[H ı ç k ı r ı k l a r ı m ı n ] arasında söylediklerini dinlemeye başladım .

getiriyordum

Her istediğini yerine [g e t i r i y o r d u m ] .

Haftalar

[H a f t a l a r ] sonra bulmuş .

Epey

[E p e y ] yaptılar .

yüzüme

Gece [y ü z ü m e ] çarptı .

Hangisini sen kazandın ki ? deyip dik dik bakmıştı [y ü z ü m e ] .

Balıklardan

[B a l ı k l a r d a n ] hamsi .

diyecektik

Ne [d i y e c e k t i k ] .

Unakıtan

Türkiye'nin bir an önce karar vermesini beklediklerini vurgulayan [U n a k ı t a n ] , ABD'nin müdahale için meşruiyet aradığını ve ikinci BM kararına ihtiyaç duyduğunu ifade ederek , şöyle konuştu : " Ancak

[U n a k ı t a n ] hükümeti , işçilerin yasal zorunluluktan kaynaklanan ve toplusözleşmeye konulması şartıyla ödenen iki ikramiyeden ikisini ödememe konusunu değerlendirecek .

Allahaşkına

duyduğunu ifade ederek , şöyle konuştu : " Ancak ülkemize yönelik bir tehdidi ortadan kaldırma ve doğrudan müdahale etmek için de kimseden izin [A l l a h a ş k ı n a ]

Arının

[A r ı n ı n ] ki petek , kuşun ki yuva , ayının ki in ; ama insanın barınağı hemen ev olmamış , çünkü ev

Kahve'nin

Bir yandan da [K a h v e ' n i n ] günde kaç öğün yemek yiyeceğini , hangi vitaminleri alacağını , muhallebisinin şeker siz olması gerektiğini yok sa gözlerinin bozulacağını ,

muhallebisinin

Bir yandan da Kahve'nin günde kaç öğün yemek yiyeceğini , hangi vitaminleri alacağını , [m u h a l l e b i s i n i n ] şeker siz olması gerektiğini yok sa gözlerinin bozulacağını , aşılarının tarihini anlatıp duruyordu .

bozulacağını

Bir yandan da Kahve'nin günde kaç öğün yemek yiyeceğini , hangi vitaminleri alacağını , muhallebisinin şeker siz olması gerektiğini yok sa gözlerinin [b o z u l a c a ğ ı n ı ] , aşılarının tarihini anlatıp

aşılarının

Bir yandan da Kahve'nin günde kaç öğün yemek yiyeceğini , hangi vitaminleri alacağını , muhallebisinin şeker siz olması gerektiğini yok sa gözlerinin bozulacağını , [a ş ı l a r ı n ı n ]

olunduğunu

Bir çocuğa ailenin vereceği en önem li şey , kendisini değerli hissetmesi , varlığından mutlu [o l u n d u ğ u n u ] bilmesi , önemsendiğini hissetmesi ve kendisine güven duymaya teşvik edilmesi dir .

önemsendiğini

Bir çocuğa ailenin vereceği en önem li şey , kendisini değerli hissetmesi , varlığından mutlu olunduğunu bilmesi , [ö n e m s e n d i ğ i n i ] hissetmesi ve kendisine güven duymaya teşvik edilmesi dir .

Önlerinde

[Ö n l e r i n d e ] hazırlanan raporların hepsi var artık ve zaman makinesi bir kez daha , bu sefer geriye , kazanın olduğu o

raporların

Önlerinde hazırlanan [r a p o r l a r ı n ] hepsi var artık ve zaman makinesi bir kez daha , bu sefer geriye , kazanın olduğu o ilk anlara

anlara

Önlerinde hazırlanan raporların hepsi var artık ve zaman makinesi bir kez daha , bu sefer geriye , kazanın olduğu o ilk [a n l a r a ] doğru

YAŞ

Genelkurmay Başkanı eşlerinin [Y A Ş ] üyelerinin eşlerine geleneksel olarak verdikleri öğle yemeği , Başbakan Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün türban olması nedeniyle gerçekleştirilmedi .

Hayrünnisa

Genelkurmay Başkanı eşlerinin YAŞ üyelerinin eşlerine geleneksel olarak verdikleri öğle yemeği , Başbakan Gül'ün eşi [H a y r ü n n i s a ] Gül'ün türban olması nedeniyle gerçekleştirilmedi .

gerçekleştirilmedi

Genelkurmay Başkanı eşlerinin YAŞ üyelerinin eşlerine geleneksel olarak verdikleri öğle yemeği , Başbakan Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün türban olması nedeniyle [g e r ç e k l e ş t i r i l m e d i ]

Stas

[S t a s ] , evin dışında ki yine kütüklerden inşa edilmiş depoda yeni avlanmış bir yaban koyununun derisini ve boynuzunu gösteriyor misafire .

[S t a s ] bir kapan ı işaret ediyor .

kütüklerden

Stas , evin dışında ki yine [k ü t ü k l e r d e n ] inşa edilmiş depoda yeni avlanmış bir yaban koyununun derisini ve boynuzunu gösteriyor misafire .

avlanmış

Stas , evin dışında ki yine kütüklerden inşa edilmiş depoda yeni [a v l a n m ı ş ] bir yaban koyununun derisini ve boynuzunu gösteriyor misafire .

koyununun

Stas , evin dışında ki yine kütüklerden inşa edilmiş depoda yeni avlanmış bir yaban [k o y u n u n u n ] derisini ve boynuzunu gösteriyor misafire .

boynuzunu

Stas , evin dışında ki yine kütüklerden inşa edilmiş depoda yeni avlanmış bir yaban koyununun derisini ve [b o y n u z u n u ] gösteriyor misafire .

sevdiğiniz

O da , sizin onu [s e v d i ğ i n i z ] kadar , sizi seviyorsa , yarısını kesip size verir ( Karım böyle yapar ) .

seviyorsa

O da , sizin onu sevdiğiniz kadar , sizi [s e v i y o r s a ] , yarısını kesip size verir ( Karım böyle yapar ) .

Karım

O da , sizin onu sevdiğiniz kadar , sizi seviyorsa , yarısını kesip size verir ( [K a r ı m ] böyle yapar ) .

inanırmış

Ana'nın orada olmadığını söyledikten sonra ben , buna ne [i n a n ı r m ı ş ] , ne de inanmazmış gibi bir tavır takındım .

inanmazmış

Ana'nın orada olmadığını söyledikten sonra ben , buna ne inanırmış , ne de [i n a n m a z m ı ş ] gibi bir tavır takındım .

takındım

Ana'nın orada olmadığını söyledikten sonra ben , buna ne inanırmış , ne de inanmazmış gibi bir tavır [t a k ı n d ı m ] .

Uyanır

[U y a n ı r ] gibi oldum ve o zaman ki genç kızın artık dünyamızda olmadığını , erken bir ölümle öldüğünü düşündüm .

dünyamızda

Uyanır gibi oldum ve o zaman ki genç kızın artık [d ü n y a m ı z d a ] olmadığını , erken bir ölümle öldüğünü düşündüm .

okuyabilirim

Ama , dedim , ben ne şiir [o k u y a b i l i r i m ] , ne de şarkı .

istememden

Bu kızın izini bulmak için , polisten yardım [i s t e m e m d e n ] başka çare yok .

görünmemi

Doktorlar ara sıra [g ö r ü n m e m i ] salık vermişlerdi oysa .

yim

Son sevgilisi [y i m ] ben onun .

Esin geceliğinin eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi [y i m ] . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki birden sustu : Ama abi bu evde iki prens var .

Ben de kelle [y i m ] tabii , bir de herif ölcem mölcem diyor ya , ister istemez moralin bozuluyor .

Onun arkasında yım hep , peşinde [y i m ] okullarda .

Ben onların Hüseyin abileri [y i m ] .

bıraktın

- Neden [b ı r a k t ı n ] beni .

- Sen yaptın , beni yalnız [b ı r a k t ı n ] , hep başkaları oldu hayatımızda .

Şirin'de

[Ş i r i n ' d e ] üzülecek arayacak yavrusunu .

üzülecek

Şirin'de [ü z ü l e c e k ] arayacak yavrusunu .

arayacak

Şirin'de üzülecek [a r a y a c a k ] yavrusunu .

Gördün

[G ö r d ü n ] , neye dönmüşüm .

dönmüşüm

Gördün , neye [d ö n m ü ş ü m ] .

vurdum

El [v u r d u m ] basa basa .

Kimseyle

[K i m s e y l e ] konuşmaz ilk kocası .

yarılamıştık

Yolu [y a r ı l a m ı ş t ı k ] neredeyse .

Kabuğunu

[K a b u ğ u n u ] bile korumuştur .

gerçekleşse

Bir mucize [g e r ç e k l e ş s e ] .

Dönmüyor

[D ö n m ü y o r ] da zaten ...

böbürlenir

Fransız [b ö b ü r l e n i r ] .

Galiba

[G a l i b a ] haklı .

[G a l i b a ] çalmayacaktım .

Ölüyormuş

[Ö l ü y o r m u ş ] aşkımdan .

aşkımdan

Ölüyormuş [a ş k ı m d a n ] .

özeleştiri

Keskin toplum eleştirisi , espri li ve zeki [ö z e l e ş t i r i ] , bir çeşit kara mizah , bilgi düzeylerinin çok üstünde bir entelektüel performans onlarla tanışan ları şaşırtır ve çarpar .

ayırdedip

Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden [a y ı r d e d i p ] insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla duyardım

kokularından

Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını [k o k u l a r ı n d a n ] anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla duyardım onların sesini .

tanırdım

Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini [t a n ı r d ı m ] , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla duyardım onların sesini .

bilirdim

Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu [b i l i r d i m ] , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla duyardım onların sesini .

kulaklarımla

Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca [k u l a k l a r ı m l a ] değil bütün vücudumla duyardım onların sesini

vücudumla

Bir köpeğin bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün [v ü c u d u m l a ]

duyardım

bütün kokuları birbirinden ayırdedip insanların duygularını kokularından anlamaları gibi kadınların sesini tanırdım , her tonunu bilirdim , yalnız ca kulaklarımla değil bütün vücudumla [d u y a r d ı m ]

1912'de

Ne ilgisi varsa bilmem , Kaymakam Arif Beyin kızı davet etmiş ilk kez , ilk kez [1 9 1 2 ' d e ] geldikleri İstanbul'da çektirmişler bu fotoğrafı .

çektirmişler

Ne ilgisi varsa bilmem , Kaymakam Arif Beyin kızı davet etmiş ilk kez , ilk kez 1912'de geldikleri İstanbul'da [ç e k t i r m i ş l e r ] bu fotoğrafı .

hadisesinden

Nitekim , Kemal şöyle devam etti : Ben diyorum ki , bu günah çıkarma [h a d i s e s i n d e n ] kendimize yönelik bir sonuç elde edelim .

öngörüler

Gözlem ve deneyler [ö n g ö r ü l e r ] doğrultusunda sonuçlar verirse , kuram kanıtlandı denmez , kuram gözlemlerle tutarlı dır denir .

denmez

Gözlem ve deneyler öngörüler doğrultusunda sonuçlar verirse , kuram kanıtlandı [d e n m e z ] , kuram gözlemlerle tutarlı dır denir .

tavırların

Onun bir çocuk olmadığını , takındığı çocuksu [t a v ı r l a r ı n ] aslında bir maske olduğunu bir tek ben biliyordum .

girdiğiniz

O ruhun , o belleğin içine [g i r d i ğ i n i z ] an , tutsak sınız .

sınız

O ruhun , o belleğin içine girdiğiniz an , tutsak [s ı n ı z ] .

Siz , en büyük korkunuzun gerçekleşmesinden korktuğunuz için burada [s ı n ı z ] .

Taşhan'ın

[T a ş h a n ' ı n ] kapısını itip bu yarı karanlık dünyanın içine girdim .

Kursanız

[K u r s a n ı z ] bile sonunu çok başka bir biçimde bitirirsiniz .

bitirirsiniz

Kursanız bile sonunu çok başka bir biçimde [b i t i r i r s i n i z ] .

Tokum

[T o k u m ] , yine de gitmez bu meret böyle .

meret

Tokum , yine de gitmez bu [m e r e t ] böyle .

Buyur

[B u y u r ] , Ayşe abla , geç sofraya .

[B u y u r ] etmişler .

vermezmiş

İnek sütünden yapılan peynir aynı tadı [v e r m e z m i ş ] .

yapıyormuşum

Bir an ona haksızlık [y a p ı y o r m u ş u m ] hissine kapıldım .

kapıldım

Bir an ona haksızlık yapıyormuşum hissine [k a p ı l d ı m ] .

Bunları izlediğimde olayın kapatılmaya çalışıldığı izlenimine [k a p ı l d ı m ] .

Giyecek

Zeynep : [G i y e c e k ] , yiyecek götürelim .

götürelim

Zeynep : Giyecek , yiyecek [g ö t ü r e l i m ] .

yenileyebilirdi

Buna göre bakanlık soruşturmayı [y e n i l e y e b i l i r d i ] .

Katkısı

[K a t k ı s ı ] için Ayhan'a teşekkürler .

Ayhan'a

Katkısı için [A y h a n ' a ] teşekkürler .

diskoda

Dün gece [d i s k o d a ] unutmuşsun .

unutmuşsun

Dün gece diskoda [u n u t m u ş s u n ] .

Yenisine

[Y e n i s i n e ] ben bile dayanamam .

dayanamam

Yenisine ben bile [d a y a n a m a m ] .

Kızılla

[K ı z ı l l a ] siyah arası .

Düşünüyor

[D ü ş ü n ü y o r ] mu Mebrure'yi .

Mebrure'yi

Düşünüyor mu [M e b r u r e ' y i ] .

Miskoye

[M i s k o y e ] aşağıda ydı .

Pikabı

[P i k a b ı ] vardı .

Neniz

[N e n i z ] var .

Başesgioğlu

[B a ş e s g i o ğ l u ] verdiği önergeyle güvenlik , savunma amaçlı hibe ve yardımlara ilişkin uygulama boşluğu doğmaması için , 2002'de mevcut olan düzenlemelerin devamı

Chp 'li lerin tarım ve sağlık sektörüne destek amacıyla verdiği önergeler ise " gider [B a ş e s g i o ğ l u ] " olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi .

önergeyle

Başesgioğlu verdiği [ö n e r g e y l e ] güvenlik , savunma amaçlı hibe ve yardımlara ilişkin uygulama boşluğu doğmaması için , 2002'de mevcut olan düzenlemelerin devamı sağlandı .

yardımlara

Başesgioğlu verdiği önergeyle güvenlik , savunma amaçlı hibe ve [y a r d ı m l a r a ] ilişkin uygulama boşluğu doğmaması için , 2002'de mevcut olan düzenlemelerin devamı sağlandı .

doğmaması

Başesgioğlu verdiği önergeyle güvenlik , savunma amaçlı hibe ve yardımlara ilişkin uygulama boşluğu [d o ğ m a m a s ı ] için , 2002'de mevcut olan düzenlemelerin devamı sağlandı .

2002'de

Başesgioğlu verdiği önergeyle güvenlik , savunma amaçlı hibe ve yardımlara ilişkin uygulama boşluğu doğmaması için , [2 0 0 2 ' d e ] mevcut olan düzenlemelerin devamı sağlandı .

yanlışlarına

Tayyip Erdoğan'ın yanında , onun [y a n l ı ş l a r ı n a ] ortak olsaydım kesinlikle bu noktalarda bulunmazdım " sözünün Milliyet tarafından farklı yansıtıldığını öne sürdü .

bulunmazdım

Tayyip Erdoğan'ın yanında , onun yanlışlarına ortak olsaydım kesinlikle bu noktalarda [b u l u n m a z d ı m ] " sözünün Milliyet tarafından farklı yansıtıldığını öne sürdü .

yansıtıldığını

Tayyip Erdoğan'ın yanında , onun yanlışlarına ortak olsaydım kesinlikle bu noktalarda bulunmazdım " sözünün Milliyet tarafından farklı [y a n s ı t ı l d ı ğ ı n ı ] öne sürdü .

Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı [y a n s ı t ı l d ı ğ ı n ı ]

yuzelli

TKP avukatları , bunun dışında , şu ana kadar [y u z e l l i ] partilinin hakkında bildiri dağıtmaktan soruşturma açıldığını söylediler .

partilinin

TKP avukatları , bunun dışında , şu ana kadar yuzelli [p a r t i l i n i n ] hakkında bildiri dağıtmaktan soruşturma açıldığını söylediler .

dağıtmaktan

TKP avukatları , bunun dışında , şu ana kadar yuzelli partilinin hakkında bildiri [d a ğ ı t m a k t a n ] soruşturma açıldığını söylediler .

hanımefendiyle

Ben [h a n ı m e f e n d i y l e ] beraber davaya başladıktan sonra elimizde belge , doküman yok tu .

korkularıyla

Türkiye , geçmişle ve geçmişin [k o r k u l a r ı y l a ] bağlarını kopardı gidiyor .

Kızcağız

[K ı z c a ğ ı z ] oturdukları yerden daha uzaklarda aramaya başlamış .

avukata

Belki sekiz on - [a v u k a t a ] müracaat ettim .

deşifresi

Teknik raporun [d e ş i f r e s i ] kısa süre içinde yaptırıldı .

oturtamadık

Şu üniversite işini bir türlü [o t u r t a m a d ı k ] .

Uçaktan

[U ç a k t a n ] indiğimde , Üstünde kiler olmaz .

indiğimde

Uçaktan [i n d i ğ i m d e ] , Üstünde kiler olmaz .

Bilmeyecek

O halde ? [B i l m e y e c e k ] ne var ?

Eroin

[E r o i n ] krizi gibi bir kriz geçiriyor .

[E r o i n ] ve tüm uyuşturucu kullanımında bir duyguları öldürme eşiği var dır , bu eşik kişiden kişiye değişir .

[E r o i n ] bağımlılarıyla iki ay süren çalışmam boyunca onlarda ki zeka pırıltıları beni etkiledi .

[E r o i n ] siz bir yaşam ona göre zaten mümkün değil .

Pencerelerinden

[P e n c e r e l e r i n d e n ] birinde dürbünle bakan bir ihtiyar .

Alınacak

[A l ı n a c a k ] gibi değil ki yanlarına .

Çarpıntısı

[Ç a r p ı n t ı s ı ] geçince yazmayı sürdürdü .

Anneme

[A n n e m e ] doktorlar tümüyle yasakladı .

Musakka

Ayrıca Eleni [M u s a k k a ] farklı .

yazsanız

Ona bir mektup [y a z s a n ı z ] ...

DUYURU

' [D U Y U R U ] YAPAMAZSIN ' .

YAPAMAZSIN

' DUYURU [Y A P A M A Z S I N ] ' .

Kazancını

[K a z a n c ı n ı ] yatırıma dönüştürdü .

Hablemitoğlu'na

[H a b l e m i t o ğ l u ' n a ] ortak aranıyor .

imrenmiş

Ayhan [i m r e n m i ş ] .

Çarpılırsın

[Ç a r p ı l ı r s ı n ] .

Leidsewards

Lange [L e i d s e w a r d s ] Straat'da Kierkegaard okuyan kıza , kendisiyle yeniden görüşmekten sevinç duyacağımı söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın

Straat'da

Lange Leidsewards [S t r a a t ' d a ] Kierkegaard okuyan kıza , kendisiyle yeniden görüşmekten sevinç duyacağımı söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın başında

görüşmekten

Lange Leidsewards Straat'da Kierkegaard okuyan kıza , kendisiyle yeniden [g ö r ü ş m e k t e n ] sevinç duyacağımı söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın başında ki o güzel , iki kat

duyacağımı

Lange Leidsewards Straat'da Kierkegaard okuyan kıza , kendisiyle yeniden görüşmekten sevinç [d u y a c a ğ ı m ı ] söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın başında ki o güzel , iki kat kahveye çağırmıştım

çağırmıştım

görüşmekten sevinç duyacağımı söylemiş , ertesi gün öğleye doğru , onun oturduğu sokağın başında ki o güzel , iki kat kahveye [ç a ğ ı r m ı ş t ı m ]

denemişti

Kaç kez [d e n e m i ş t i ] ; iki türküden sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , masalarda

türküden

Kaç kez denemişti ; iki [t ü r k ü d e n ] sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , masalarda oturan yabancı kadınlara

yeğleyerek

Kaç kez denemişti ; iki türküden sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği [y e ğ l e y e r e k ] , masalarda oturan yabancı kadınlara göz süzmeye başlıyorlardı .

masalarda

Kaç kez denemişti ; iki türküden sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , [m a s a l a r d a ] oturan yabancı kadınlara göz süzmeye

süzmeye

türküden sonra balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , masalarda oturan yabancı kadınlara göz [s ü z m e y e ]

başlıyorlardı

balıkçılar , utangaç hallerinden sıyrılıp , tarihin değil , doğanın kendilerine verdiği niteliği yeğleyerek , masalarda oturan yabancı kadınlara göz süzmeye [b a ş l ı y o r l a r d ı ]

bildirilerinin

[b i l d i r i l e r i n i n ] hepsinde , evrim kuramına karşı geliştirilen bir sav ön plana çıkmaktadır : bir kuram , hipotez veya varsayım gözlem ,

kanıtlanmadıkça

hepsinde , evrim kuramına karşı geliştirilen bir sav ön plana çıkmaktadır : bir kuram , hipotez veya varsayım gözlem , deney veya bulgularla [k a n ı t l a n m a d ı k ç a ]

Sezginler

[S e z g i n l e r ] ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i uyarma

uğraştığını

Sezginler ne ile [u ğ r a ş t ı ğ ı n ı ] o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i uyarma ihtiyacını hissediyordu .

bilemese

Sezginler ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak [b i l e m e s e ] de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i uyarma ihtiyacını hissediyordu .

gelebilecekleri

Sezginler ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına [g e l e b i l e c e k l e r i ] tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i uyarma ihtiyacını hissediyordu .

Sezginler'i

Sezginler ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden [S e z g i n l e r ' i ] uyarma ihtiyacını hissediyordu .

uyarma

Sezginler ne ile uğraştığını o güne kadar tam olarak bilemese de Senem başlarına gelebilecekleri tahmin edebiliyor ve bu yüzden Sezginler'i [u y a r m a ] ihtiyacını hissediyordu .

hegemonyası

Rusların yönetimine girmeden önce de Saka Türklerinin [h e g e m o n y a s ı ] altında yaşamak zorunda kalmaları , Mançu Tunguz - dil grubuna bağlı Evenceyi unutmalarına neden oldu .

Evenceyi

Rusların yönetimine girmeden önce de Saka Türklerinin hegemonyası altında yaşamak zorunda kalmaları , Mançu Tunguz - dil grubuna bağlı [E v e n c e y i ] unutmalarına neden oldu .

unutmalarına

Rusların yönetimine girmeden önce de Saka Türklerinin hegemonyası altında yaşamak zorunda kalmaları , Mançu Tunguz - dil grubuna bağlı Evenceyi [u n u t m a l a r ı n a ] neden oldu .

YPK

Ekonomi yetkililerinin [Y P K ] toplantısında gündeme getirmeyi planladığı toplusözleşme görüşmeleri konusunda da işçi konfederasyonlarına düşük oran bir zammın önerilmesi tartışılıyor .

toplusözleşme

Ekonomi yetkililerinin YPK toplantısında gündeme getirmeyi planladığı [t o p l u s ö z l e ş m e ] görüşmeleri konusunda da işçi konfederasyonlarına düşük oran bir zammın önerilmesi tartışılıyor .

konfederasyonlarına

Ekonomi yetkililerinin YPK toplantısında gündeme getirmeyi planladığı toplusözleşme görüşmeleri konusunda da işçi [k o n f e d e r a s y o n l a r ı n a ] düşük oran bir zammın önerilmesi tartışılıyor .

zammın

Ekonomi yetkililerinin YPK toplantısında gündeme getirmeyi planladığı toplusözleşme görüşmeleri konusunda da işçi konfederasyonlarına düşük oran bir [z a m m ı n ] önerilmesi tartışılıyor .

önerilmesi

Ekonomi yetkililerinin YPK toplantısında gündeme getirmeyi planladığı toplusözleşme görüşmeleri konusunda da işçi konfederasyonlarına düşük oran bir zammın [ö n e r i l m e s i ] tartışılıyor .

düşündüklerimle

Bu yanıtın [d ü ş ü n d ü k l e r i m l e ] hiç ilgisi yok tu , ama onunla korkularımı tartışacak bir cesaretim olsa zaten hayatım başka türlü olurdu .

korkularımı

Bu yanıtın düşündüklerimle hiç ilgisi yok tu , ama onunla [k o r k u l a r ı m ı ] tartışacak bir cesaretim olsa zaten hayatım başka türlü olurdu .

tartışacak

Bu yanıtın düşündüklerimle hiç ilgisi yok tu , ama onunla korkularımı [t a r t ı ş a c a k ] bir cesaretim olsa zaten hayatım başka türlü olurdu .

cesaretim

Bu yanıtın düşündüklerimle hiç ilgisi yok tu , ama onunla korkularımı tartışacak bir [c e s a r e t i m ] olsa zaten hayatım başka türlü olurdu .

hortlayan

Matematiğin kötü ellerde [h o r t l a y a n ] ve doğa bilimlerini olumsuz yönde etkileyen yanı da burada , kusursuzluğunda yatmaktadır .

kusursuzluğunda

Matematiğin kötü ellerde hortlayan ve doğa bilimlerini olumsuz yönde etkileyen yanı da burada , [k u s u r s u z l u ğ u n d a ] yatmaktadır .

Bakarız

[B a k a r ı z ] , dedi kadın , sonra sandalyesini biraz yan çevirdi , çalgıcıları görmek için .

sandalyesini

Bakarız , dedi kadın , sonra [s a n d a l y e s i n i ] biraz yan çevirdi , çalgıcıları görmek için .

çalgıcıları

Bakarız , dedi kadın , sonra sandalyesini biraz yan çevirdi , [ç a l g ı c ı l a r ı ] görmek için .

rüzgarından

Gece [r ü z g a r ı n d a n ] saçım başım dağıldı , dedi genç erkek ; elleriyle saçını düzeltmeye çalıştı .

saçım

Gece rüzgarından [s a ç ı m ] başım dağıldı , dedi genç erkek ; elleriyle saçını düzeltmeye çalıştı .

başım

Gece rüzgarından saçım [b a ş ı m ] dağıldı , dedi genç erkek ; elleriyle saçını düzeltmeye çalıştı .

şortlarımız

Bir tür serbest atım , mayo niyetine kullandığımız [ş o r t l a r ı m ı z ] üzerimizde yken yapıyoruz bunu .

üzerimizde

Bir tür serbest atım , mayo niyetine kullandığımız şortlarımız [ü z e r i m i z d e ] yken yapıyoruz bunu .

yken

Bir tür serbest atım , mayo niyetine kullandığımız şortlarımız üzerimizde [y k e n ] yapıyoruz bunu .

Bir gece zamanı , yatakta [y k e n ] söyledi hem de ...

anlattıklarım

Ne tuhaf şeyler değil mi , şu [a n l a t t ı k l a r ı m ] size ?

antroplojinin

Bu yüzden alışveriş bilimini yaratırken [a n t r o p l o j i n i n ] katkısı tartışılmaz .

mikrofonla

Kentten iki [m i k r o f o n l a ] , gerekli öteki aygıtları getirtmişti .

getirtmişti

Kentten iki mikrofonla , gerekli öteki aygıtları [g e t i r t m i ş t i ] .

dalgasına

Efendi görünme [d a l g a s ı n a ] değildi , zorunluluktan .

zorunluluktan

Efendi görünme dalgasına değildi , [z o r u n l u l u k t a n ] .

Unakıtan hükümeti , işçilerin yasal [z o r u n l u l u k t a n ] kaynaklanan ve toplusözleşmeye konulması şartıyla ödenen iki ikramiyeden ikisini ödememe konusunu değerlendirecek .

Bozduğunu

[B o z d u ğ u n u ] onun tamir etmesi imkansız artık .

izlemeni

Senin de bu gösteriyi [i z l e m e n i ] isterdim .

sarılıyormuş

Kumru sabah akşam [s a r ı l ı y o r m u ş ] telefona .

Sakinleştirir

[S a k i n l e ş t i r i r ] bu beni yavaş yavaş .

mırıldandı

Ah ! diye [m ı r ı l d a n d ı ] Kerem ...

Kurtulamamışım demek , diye [m ı r ı l d a n d ı ] .

Bu heyecana nasıl dayanabilirim . diye [m ı r ı l d a n d ı ] Celal .

okumuştunuz

Siz üniversiteyi İstanbul'da [o k u m u ş t u n u z ] .

Çocukluğumuz

[Ç o c u k l u ğ u m u z ] hep Anadolu'da geçti .

Namlular

[N a m l u l a r ] alnımıza doğrultulmuş .

alnımıza

Namlular [a l n ı m ı z a ] doğrultulmuş .

doğrultulmuş

Namlular alnımıza [d o ğ r u l t u l m u ş ] .

Tahincioğlu

Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup [T a h i n c i o ğ l u ] ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı Kirkor Ağabaloğlu , yönetmelikle kendi cemaatlerine yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .

Kirkor

Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup Tahincioğlu ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı [K i r k o r ] Ağabaloğlu , yönetmelikle kendi cemaatlerine yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .

Ağabaloğlu

Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup Tahincioğlu ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı Kirkor [A ğ a b a l o ğ l u ] , yönetmelikle kendi cemaatlerine yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .

yönetmelikle

Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup Tahincioğlu ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı Kirkor Ağabaloğlu , [y ö n e t m e l i k l e ] kendi cemaatlerine yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .

AB'nin de yakından ilgilendiği bu soruna yeni [y ö n e t m e l i k l e ] çözüm getirilmeliydi .

cemaatlerine

Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi Vakfı Başkanı Yakup Tahincioğlu ve İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı Kirkor Ağabaloğlu , yönetmelikle kendi [c e m a a t l e r i n e ] yine mal edinme hakkı verilmediğini ifade etti .

Başkanı'nı

Milli Eğitim Bakanı , YÖK [B a ş k a n ı ' n ı ] uyararak , " Hiç kimsenin rejimin jandarmalığına soyunmasına gerek yok " dedi .

jandarmalığına

Milli Eğitim Bakanı , YÖK Başkanı'nı uyararak , " Hiç kimsenin rejimin [j a n d a r m a l ı ğ ı n a ] soyunmasına gerek yok " dedi .

soyunmasına

Milli Eğitim Bakanı , YÖK Başkanı'nı uyararak , " Hiç kimsenin rejimin jandarmalığına [s o y u n m a s ı n a ] gerek yok " dedi .

tanıklarının

Görgü [t a n ı k l a r ı n ı n ] ifadesine göre havada çarpışan uçaklar , İnkaya mevkiinde ki orman lık alanda ateş topu halinde düştü .

KANAL

[K A N A L ] D'nin ilgiyle izlenen ' Koltuk ' isim li yarışma programı , ününü yurtdışına taşıdı .

çiftlerden

Kazada hayatını kaybeden [ç i f t l e r d e n ] biri de Servet ve Sevinç Karadağ .

Hangisini

[H a n g i s i n i ] sen kazandın ki ? deyip dik dik bakmıştı yüzüme .

kazandın

Hangisini sen [k a z a n d ı n ] ki ? deyip dik dik bakmıştı yüzüme .

bakmıştı

Hangisini sen kazandın ki ? deyip dik dik [b a k m ı ş t ı ] yüzüme .

bulmuşsun

Ne rahat , ne güzel bir ev [b u l m u ş s u n ] .

Alkolle

[A l k o l l e ] ve memleket meselelerinin çözüm yollarıyla yüklü yüz .

meselelerinin

Alkolle ve memleket [m e s e l e l e r i n i n ] çözüm yollarıyla yüklü yüz .

Sodexho

Sonradan çark etti , [S o d e x h o ] gözbebeğimiz Sodexho dedi .

Sonradan çark etti , Sodexho gözbebeğimiz [S o d e x h o ] dedi .

gözbebeğimiz

Sonradan çark etti , Sodexho [g ö z b e b e ğ i m i z ] Sodexho dedi .

ablam

Büyük [a b l a m ] annemle sık sık kavga ediyor .

annemle

Büyük ablam [a n n e m l e ] sık sık kavga ediyor .

O kadar çok şey saydı ki , [a n n e m l e ] konuşurken kapıldığım korkular yeniden ortaya çıktı .

birlikteliğimiz

En uzun [b i r l i k t e l i ğ i m i z ] sofra başında oluyor .

yediğin

Bir [y e d i ğ i n ] peyniri bir daha yeme .

gülüşerek

Biraz [g ü l ü ş e r e k ] olan ları anlattık .

anlattık

Biraz gülüşerek olan ları [a n l a t t ı k ] .

kabahatli

İşte burda biri [k a b a h a t l i ] .

Uyandığınızdan

[U y a n d ı ğ ı n ı z d a n ] emin olmak istedim .

Merakla

[M e r a k l a ] Kerem'in anlattıklarını dinliyorduk .

Kerem'in

Merakla [K e r e m ' i n ] anlattıklarını dinliyorduk .

dinliyorduk

Merakla Kerem'in anlattıklarını [d i n l i y o r d u k ] .

Canı

[C a n ı ] sıkılmış gibi ydi .

Duyulmaması

[D u y u l m a m a s ı ] için anımsamamanız gerek .

anımsamamanız

Duyulmaması için [a n ı m s a m a m a n ı z ] gerek .

yetişirler

Bir yerlere [y e t i ş i r l e r ] .

indikçe

Güneye [i n d i k ç e ] sertleşmiş .

sertleşmiş

Güneye indikçe [s e r t l e ş m i ş ] .

söylerim

Bir kahve [s ö y l e r i m ] .

ensemde

Ölümü [e n s e m d e ] hissediyordum .

hissediyordum

Ölümü ensemde [h i s s e d i y o r d u m ] .

Uykuya da az gereksinim duyduğumu [h i s s e d i y o r d u m ] .

vermedim

Cevap [v e r m e d i m ] .

Tehlikeyi

[T e h l i k e y i ] bilirim .

kaldırmadık

El [k a l d ı r m a d ı k ] .

DEHAP

[D E H A P ] UĞRAŞIYOR .

UĞRAŞIYOR

DEHAP [U Ğ R A Ş I Y O R ] .

söylemezlerdi

Niye mutsuz olduklarını ise [s ö y l e m e z l e r d i ] , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca

mutsuzluklarının

Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , [m u t s u z l u k l a r ı n ı n ] nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne

Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca [m u t s u z l u k l a r ı n ı n ] üstüne örtmeye çalıştıkları yak

ydınız

Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda [y d ı n ı z ] , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak ıcı bir

keşfedemezseniz

Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu [k e ş f e d e m e z s e n i z ] biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak ıcı bir örtü ydü .

düşmanlaşırlardı

Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha [d ü ş m a n l a ş ı r l a r d ı ] ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak ıcı bir örtü ydü .

örtmeye

Niye mutsuz olduklarını ise söylemezlerdi , mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne [ö r t m e y e ]

ıcı

mutsuzluklarının nedenini siz keşfetmek zorunda ydınız , bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak [ı c ı ]

ydü

, bunu keşfedemezseniz biraz daha düşmanlaşırlardı ; bu düşmanlık gerçek değildi , yalnızca mutsuzluklarının üstüne örtmeye çalıştıkları yak ıcı bir örtü [y d ü ]

geceliğinin

Esin [g e c e l i ğ i n i n ] eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi

savura

Esin geceliğinin eteklerini [s a v u r a ] savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki

Esin geceliğinin eteklerini savura [s a v u r a ] odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki birden

pensesim

Esin geceliğinin eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir [p e n s e s i m ] , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki birden sustu : Ama abi bu evde

mırıldanıyordu

Esin geceliğinin eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi [m ı r ı l d a n ı y o r d u ] ki birden sustu : Ama abi bu evde iki prens

sustu

Esin geceliğinin eteklerini savura savura odanın ortasında dönüyor Ben bir pensesim , ben bizim evin prensesi yim . diye kendince bir melodi mırıldanıyordu ki birden [s u s t u ] : Ama abi bu

hazırladığım

Bir süre sonra Milli Savunma Bakanlığı'nda bize , çok gerekçe li bir dosya [h a z ı r l a d ı ğ ı m ] ız halde , iki satır lık bir cevap geldi .

tepemizde

Irak tehdidi [t e p e m i z d e ] durmasına karşın borsacıların hayalinde ki hükümet formülü olan DYP CHP - koalisyonunun gerçekleşmesi durumunda borsa seçimden sonra bir ralli yapabilir

borsacıların

Irak tehdidi tepemizde durmasına karşın [b o r s a c ı l a r ı n ] hayalinde ki hükümet formülü olan DYP CHP - koalisyonunun gerçekleşmesi durumunda borsa seçimden sonra bir ralli yapabilir .

koalisyonunun

Irak tehdidi tepemizde durmasına karşın borsacıların hayalinde ki hükümet formülü olan DYP CHP - [k o a l i s y o n u n u n ] gerçekleşmesi durumunda borsa seçimden sonra bir ralli yapabilir .

ölcem

Ben de kelle yim tabii , bir de herif [ö l c e m ] mölcem diyor ya , ister istemez moralin bozuluyor .

mölcem

Ben de kelle yim tabii , bir de herif ölcem [m ö l c e m ] diyor ya , ister istemez moralin bozuluyor .

moralin

Ben de kelle yim tabii , bir de herif ölcem mölcem diyor ya , ister istemez [m o r a l i n ] bozuluyor .

bozuluyor

Ben de kelle yim tabii , bir de herif ölcem mölcem diyor ya , ister istemez moralin [b o z u l u y o r ] .

neşesi

Onların gürültü [n e ş e s i ] , duyduğum yalnızlık duygularını azaltıyordu , ama neler konuştuklarını da anlamıyordum .

azaltıyordu

Onların gürültü neşesi , duyduğum yalnızlık duygularını [a z a l t ı y o r d u ] , ama neler konuştuklarını da anlamıyordum .

anlamıyordum

Onların gürültü neşesi , duyduğum yalnızlık duygularını azaltıyordu , ama neler konuştuklarını da [a n l a m ı y o r d u m ] .

terkin

elli bin dolar lık [t e r k i n ] limiti en az ikiyüzelli bin dolara çıkarılsın .

ikiyüzelli

elli bin dolar lık terkin limiti en az [i k i y ü z e l l i ] bin dolara çıkarılsın .

çıkarılsın

elli bin dolar lık terkin limiti en az ikiyüzelli bin dolara [ç ı k a r ı l s ı n ] .

restoranlarını

Çin [r e s t o r a n l a r ı n ı ] artırmak için otelleri teşvik ediyoruz " diye konuştu .

uyuyakaldığını

Diyarbakır'a gideceğini ancak sabah [u y u y a k a l d ı ğ ı n ı ] ve sabah uçağına yetişemediğini söyledi .

yetişemediğini

Diyarbakır'a gideceğini ancak sabah uyuyakaldığını ve sabah uçağına [y e t i ş e m e d i ğ i n i ] söyledi .

kahkaha

Annem şen bir [k a h k a h a ] patlatınca benim de neşem yerine geldi .

patlatınca

Annem şen bir kahkaha [p a t l a t ı n c a ] benim de neşem yerine geldi .

neşem

Annem şen bir kahkaha patlatınca benim de [n e ş e m ] yerine geldi .

kanlanmış

Gözün [k a n l a n m ı ş ] , sol gözün , dedi Gül Abla .

kaçtım

Ben dün gece siz yattıktan sonra evden [k a ç t ı m ] .

Anneciği

[A n n e c i ğ i ] ile birlikte bir bardak pekmezi paylaşmışlar .

paylaşmışlar

Anneciği ile birlikte bir bardak pekmezi [p a y l a ş m ı ş l a r ] .

Gözlerinde

[G ö z l e r i n d e ] korku ve acı ile bize bakıyordu .

Onca

[O n c a ] sopayı yerdi de yine bildiğinden şaşmazdı .

sopayı

Onca [s o p a y ı ] yerdi de yine bildiğinden şaşmazdı .

şaşmazdı

Onca sopayı yerdi de yine bildiğinden [ş a ş m a z d ı ] .

mırıldandım

Korkunç bir şey bu ! diye [m ı r ı l d a n d ı m ] .

Tuhaf bir kadın , diye [m ı r ı l d a n d ı m ] .

Zeynep'te

[Z e y n e p ' t e ] en az Orhan kadar heyecanlanmıştı .

heyecanlanmıştı

Zeynep'te en az Orhan kadar [h e y e c a n l a n m ı ş t ı ] .

MCB

Unvan ? [M C B ] diye bir remiz .

ne dir bu [M C B ] .

remiz

Unvan ? MCB diye bir [r e m i z ] .

Bismillah

[B i s m i l l a h ] , özgürlük gitti elden .

özetliyordu

Durumu çok iyi [ö z e t l i y o r d u ] .

layığını

Allah [l a y ı ğ ı n ı ] versin !

İTÜ'ye

[İ T Ü ' y e ] girdi ..

ymiş

Ama diye devam etti , Köpek kahverengi [y m i ş ] , bazı yerleri beyaza daha yakın mış , Kahve onun için daha uygun bir isim .

iki ) Cimri [y m i ş ] .

mış

Ama diye devam etti , Köpek kahverengi ymiş , bazı yerleri beyaza daha yakın [m ı ş ] , Kahve onun için daha uygun bir isim .

ayırmadı

Diyarbakır'da bir inşaat firmasında proje müdürü olarak çalışan inşaat mühendisi Servet Karadağ , evlendikten sonra da eşini yanından hiç [a y ı r m a d ı ] .

Büyükarı

Yorum : Haberi geçen Doğan Haber Ajansı ( DHA ) Konya muhabiri Mehmet [B ü y ü k a r ı ] , haberin doğru olduğunda ısrarlı .

şeyim

Neyin var Ali ? Hasta mısın yok sa ? diye sorunca Bir [ş e y i m ] yok diye cevap verdi .

Aldığım

[A l d ı ğ ı m ] şeyin isminin önemi yok tu , geçici de olsa yeter ki deliği kapatsın .

kapatsın

Aldığım şeyin isminin önemi yok tu , geçici de olsa yeter ki deliği [k a p a t s ı n ] .

müvekkiline

Gerçi bu karar metni [m ü v e k k i l i n e ] önceden yollanmıştı ama yine de bir usulsüzlük olabilirdi .

yollanmıştı

Gerçi bu karar metni müvekkiline önceden [y o l l a n m ı ş t ı ] ama yine de bir usulsüzlük olabilirdi .

usulsüzlük

Gerçi bu karar metni müvekkiline önceden yollanmıştı ama yine de bir [u s u l s ü z l ü k ] olabilirdi .

uçurumunu

Tabii aralarında ki sınıf ve kültür [u ç u r u m u n u ] bildiğinden övgülerinde onun kadar ileri gitmiyordu .

övgülerinde

Tabii aralarında ki sınıf ve kültür uçurumunu bildiğinden [ö v g ü l e r i n d e ] onun kadar ileri gitmiyordu .

gitmiyordu

Tabii aralarında ki sınıf ve kültür uçurumunu bildiğinden övgülerinde onun kadar ileri [g i t m i y o r d u ] .

maestro

Yaklaşık bir ay sonra [m a e s t r o ] kürsüsünde kalp krizi geçirip ölecekti , Paris'te .

ölecekti

Yaklaşık bir ay sonra maestro kürsüsünde kalp krizi geçirip [ö l e c e k t i ] , Paris'te .

bedenimi

Geyik ve yaban koyunu derileri arasında ılık bir yorgunluk sardı tüm [b e d e n i m i ] .

arayışa

Ona göre , filozof da , bu [a r a y ı ş a ] benzer bir şeyi anlatıyordu .

vazgeçmeye

Ama davranmak da istiyorum , senden [v a z g e ç m e y e ] niyetim yok .

niyetim

Ama davranmak da istiyorum , senden vazgeçmeye [n i y e t i m ] yok .

toplantılarımızın

İşte biz , bu [t o p l a n t ı l a r ı m ı z ı n ] kurallarını bugünlerde saptadık .

saptadık

İşte biz , bu toplantılarımızın kurallarını bugünlerde [s a p t a d ı k ] .

Parktan

[P a r k t a n ] çıkıp buraya doğru koşarken hepsi aklımda ydı .

Azıcık

Ben : [A z ı c ı k ] pencereyi açayım ? .

pencereyi

Ben : Azıcık [p e n c e r e y i ] açayım ? .

açayım

Ben : Azıcık pencereyi [a ç a y ı m ] ? .

aşıkları

Eski [a ş ı k l a r ı ] , kocaları yok mu aralarında .

kocaları

Eski aşıkları , [k o c a l a r ı ] yok mu aralarında .

uzaklaşıyor

Türkiye , o limandan gitgide [u z a k l a ş ı y o r ] .

tutkuyu

Evet , [t u t k u y u ] anlattın sen bize .

anlattın

Evet , tutkuyu [a n l a t t ı n ] sen bize .

Tutkuyu [a n l a t t ı n ] oğlum , dedi Şakir .

ütü

Bir [ü t ü ] bile tamir edemiyor ...

edemiyor

Bir ütü bile tamir [e d e m i y o r ] ...

getirmiştim

Bir mektup [g e t i r m i ş t i m ] Mahmut Beye .

Ağabeyim

Saffet [A ğ a b e y i m ] istedi , verdim .

Ulaşmak

[U l a ş m a k ] ise imkansız .

Peyniri

[P e y n i r i ] yapmayı biliyoruz .

Sokağa

[S o k a ğ a ] çıkmamaya hazırlandık .

çıkmamaya

Sokağa [ç ı k m a m a y a ] hazırlandık .

hazırlandık

Sokağa çıkmamaya [h a z ı r l a n d ı k ] .

çalmayacaktım

Galiba [ç a l m a y a c a k t ı m ] .

Çalmaya

[Ç a l m a y a ] başlamadan yarım saat kadar önce , Recep , darbukasını masalardan birinde , kalabalık bir yerli turist grubuyla oturan sekiz ,

darbukasını

Çalmaya başlamadan yarım saat kadar önce , Recep , [d a r b u k a s ı n ı ] masalardan birinde , kalabalık bir yerli turist grubuyla oturan sekiz , dokuz yaşlarında , sarışın , mavi göz ,

masalardan

Çalmaya başlamadan yarım saat kadar önce , Recep , darbukasını [m a s a l a r d a n ] birinde , kalabalık bir yerli turist grubuyla oturan sekiz , dokuz yaşlarında , sarışın , mavi göz , aydınlık

Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , [m a s a l a r d a n ] birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla paçavra gibi olmuş gazeteyi eline aldı .

sağlanacağı

CHP'nin Doğu ve Güneydoğu için hazırladığı demokratikleşme paketinde isteyen lere ana dillerini , devlet denetiminde ki özel kurslarda öğrenme olanağı [s a ğ l a n a c a ğ ı ] ve üniversitelerde enstitü kurulacağı vaadinde bulunuldu .

vaadinde

Güneydoğu için hazırladığı demokratikleşme paketinde isteyen lere ana dillerini , devlet denetiminde ki özel kurslarda öğrenme olanağı sağlanacağı ve üniversitelerde enstitü kurulacağı [v a a d i n d e ]

gözlemle

Bilimsel gerçek , nesnel gerçekliğe ilişkin , doğruluğu pratikte deney ya da [g ö z l e m l e ] sınanmış ve soyutlama yoluyla sistemleştirilmiş bilgilerimizden oluşur .

sınanmış

Bilimsel gerçek , nesnel gerçekliğe ilişkin , doğruluğu pratikte deney ya da gözlemle [s ı n a n m ı ş ] ve soyutlama yoluyla sistemleştirilmiş bilgilerimizden oluşur .

sistemleştirilmiş

Bilimsel gerçek , nesnel gerçekliğe ilişkin , doğruluğu pratikte deney ya da gözlemle sınanmış ve soyutlama yoluyla [s i s t e m l e ş t i r i l m i ş ] bilgilerimizden oluşur .

bilgilerimizden

Bilimsel gerçek , nesnel gerçekliğe ilişkin , doğruluğu pratikte deney ya da gözlemle sınanmış ve soyutlama yoluyla sistemleştirilmiş [b i l g i l e r i m i z d e n ] oluşur .

üstünkörü

Avukat Nusret Senem : Olayın böyle [ü s t ü n k ö r ü ] kapatılmaya çalışıldığı konusunda , askeri makamlarda genel bir mutabakat olduğu anlaşılıyordu .

kapatılmaya

Avukat Nusret Senem : Olayın böyle üstünkörü [k a p a t ı l m a y a ] çalışıldığı konusunda , askeri makamlarda genel bir mutabakat olduğu anlaşılıyordu .

Bunları izlediğimde olayın [k a p a t ı l m a y a ] çalışıldığı izlenimine kapıldım .

anlaşılıyordu

Avukat Nusret Senem : Olayın böyle üstünkörü kapatılmaya çalışıldığı konusunda , askeri makamlarda genel bir mutabakat olduğu [a n l a ş ı l ı y o r d u ] .

Bonnor

[B o n n o r ] : Fiziksel bir süreci betimlemeye çalışan matematiksel bir modelde ortaya çıkan tekillik genellikle kuramın çöktüğüne işaret eder .

betimlemeye

Bonnor : Fiziksel bir süreci [b e t i m l e m e y e ] çalışan matematiksel bir modelde ortaya çıkan tekillik genellikle kuramın çöktüğüne işaret eder .

çöktüğüne

Bonnor : Fiziksel bir süreci betimlemeye çalışan matematiksel bir modelde ortaya çıkan tekillik genellikle kuramın [ç ö k t ü ğ ü n e ] işaret eder .

günle

Haberin yayımlandığı [g ü n l e ] ilgili olarak Arınç'ın Akyol'a böyle yansıttığı Milliyet temsilcileriyle diyalogları ise şöyle gelişti : .

Akyol'a

Haberin yayımlandığı günle ilgili olarak Arınç'ın [A k y o l ' a ] böyle yansıttığı Milliyet temsilcileriyle diyalogları ise şöyle gelişti : .

temsilcileriyle

Haberin yayımlandığı günle ilgili olarak Arınç'ın Akyol'a böyle yansıttığı Milliyet [t e m s i l c i l e r i y l e ] diyalogları ise şöyle gelişti : .

kucaklayan

Türkiye'de bütün merkezi ve kitleyi [k u c a k l a y a n ] yeni bir kitle partisi haline gelecek " diye konuştu .

değecek

Bütün bunlar en azından tartışmaya [d e ğ e c e k ] kadar mantık ydı .

kızgınlığım

Bu [k ı z g ı n l ı ğ ı m ] yüzünden sana normal davranamıyorum .

davranamıyorum

Bu kızgınlığım yüzünden sana normal [d a v r a n a m ı y o r u m ] .

yabancıyı

yedi [y a b a n c ı y ı ] ölüm Türkiye'de yakaladı .

yaklaştım

Yavaş ça yanına [y a k l a ş t ı m ] .

Perdeler

[P e r d e l e r ] uymuyor , değiştirelim .

değiştirelim

Perdeler uymuyor , [d e ğ i ş t i r e l i m ] .

olabilirsin

Sen politikacı [o l a b i l i r s i n ] .

günüm

Doğum [g ü n ü m ] yaklaşıyor .

Ağbime

[A ğ b i m e ] güvenirim .

güvenirim

Ağbime [g ü v e n i r i m ] .

içebilirsin

Sen [i ç e b i l i r s i n ] .

Çeker

[Ç e k e r ] .

belimize

Bu böyle olmayacaktı , çünkü çok sık [b e l i m i z e ] dek suya giriyorduk ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını

giriyorduk

Bu böyle olmayacaktı , çünkü çok sık belimize dek suya [g i r i y o r d u k ] ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını çakıyoruz ) ,

uzaklıklara

Bu böyle olmayacaktı , çünkü çok sık belimize dek suya giriyorduk ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli [u z a k l ı k l a r a ] dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını çakıyoruz ) , bu durumdan rahatsız olacaklarını düşünmeye başlamıştık .

sevgililerin

Bu böyle olmayacaktı , çünkü çok sık belimize dek suya giriyorduk ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış [s e v g i l i l e r i n ] ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını çakıyoruz ) , bu durumdan rahatsız olacaklarını düşünmeye başlamıştık .

çakıyoruz

Bu böyle olmayacaktı , çünkü çok sık belimize dek suya giriyorduk ve kayalara serpiştirilmiş gibi birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını [ç a k ı y o r u z ]

başlamıştık

birbirlerinden belli uzaklıklara dağılmış sevgililerin ( yaz aşkları bunlar , o kadar ını çakıyoruz ) , bu durumdan rahatsız olacaklarını düşünmeye [b a ş l a m ı ş t ı k ]

gözlemsel

Artık savını şöyle düzeltmeyi öneriyorum : Deneysel ve [g ö z l e m s e l ] içerikten yoksun olan bir bilimsel kuram , kendi içinde tutarlı da olsa mantıksal olarak zayıf tır , metafizik tir .

Balıbey

Okulun açılış törenine İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir , İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer [B a l ı b e y ] ve Yaşar Nuri Öztürk de katıldı .

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer [B a l ı b e y ] , okulun dortyuz milyarını Can'ın besyuz milyarını da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok

lanetini

Ben Ceza , dedim , sırtında [l a n e t i n i ] taşıyan adam , böyle doğmuşum ; bunda ne anamın suçu var , ne babamın .

doğmuşum

Ben Ceza , dedim , sırtında lanetini taşıyan adam , böyle [d o ğ m u ş u m ] ; bunda ne anamın suçu var , ne babamın .

anamın

Ben Ceza , dedim , sırtında lanetini taşıyan adam , böyle doğmuşum ; bunda ne [a n a m ı n ] suçu var , ne babamın .

bindokuzyuzyetmisbes

[b i n d o k u z y u z y e t m i s b e s ] yılında Vassar College'dan mezun olan Paco Underhill , merkezi New York'ta bulunan Envirosell firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .

Vassar

bindokuzyuzyetmisbes yılında [V a s s a r ] College'dan mezun olan Paco Underhill , merkezi New York'ta bulunan Envirosell firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .

College'dan

bindokuzyuzyetmisbes yılında Vassar [C o l l e g e ' d a n ] mezun olan Paco Underhill , merkezi New York'ta bulunan Envirosell firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .

Underhill

bindokuzyuzyetmisbes yılında Vassar College'dan mezun olan Paco [U n d e r h i l l ] , merkezi New York'ta bulunan Envirosell firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .

Envirosell

bindokuzyuzyetmisbes yılında Vassar College'dan mezun olan Paco Underhill , merkezi New York'ta bulunan [E n v i r o s e l l ] firmasının kurucusu ve yönetim kurulu başkanı .

kutudan

Ve fark ettim ki , onlarca [k u t u d a n ] , yüzlerce eşyanın arasından bir tek bilgisayar disketi bile düşmedi yere .

disketi

Ve fark ettim ki , onlarca kutudan , yüzlerce eşyanın arasından bir tek bilgisayar [d i s k e t i ] bile düşmedi yere .

düşmedi

Ve fark ettim ki , onlarca kutudan , yüzlerce eşyanın arasından bir tek bilgisayar disketi bile [d ü ş m e d i ] yere .

geleli

Bugün , bu kente [g e l e l i ] beşinci gün , hiçbir yerde bulabilmiş değilim onu .

bulabilmiş

Bugün , bu kente geleli beşinci gün , hiçbir yerde [b u l a b i l m i ş ] değilim onu .

yaşıyormuş

Orhan o geceyi tekrar [y a ş ı y o r m u ş ] gibi aynı heyecanla olan ları Zeynep'e anlattı .

Zeynep'e

Orhan o geceyi tekrar yaşıyormuş gibi aynı heyecanla olan ları [Z e y n e p ' e ] anlattı .

sormamıştı

Öyle ya , böyle bir soruyu o güne kadar kimse [s o r m a m ı ş t ı ] ona .

Leblebiyle

[L e b l e b i y l e ] kız isteyen adama da servi boylu kız verecek değiller ya .

verirsin

Evden ayrılıp giderken , ne almama izin [v e r i r s i n ] diye sormuştum babama .

sormuştum

Evden ayrılıp giderken , ne almama izin verirsin diye [s o r m u ş t u m ] babama .

babama

Evden ayrılıp giderken , ne almama izin verirsin diye sormuştum [b a b a m a ] .

anlatıyorlardı

Onunla aynı ortamı paylaşmış olan lar böyle [a n l a t ı y o r l a r d ı ] büyük amcamı .

amcamı

Onunla aynı ortamı paylaşmış olan lar böyle anlatıyorlardı büyük [a m c a m ı ] .

Marul

[M a r u l ] göbeğini soyup aynı ritüel kadın için de geçerli tabi .

göbeğini

Marul [g ö b e ğ i n i ] soyup aynı ritüel kadın için de geçerli tabi .

soyup

Marul göbeğini [s o y u p ] aynı ritüel kadın için de geçerli tabi .

soluklanmam

Biraz , çok değil , biraz [s o l u k l a n m a m ] gerek , kısacası .

soracağımı

Ne [s o r a c a ğ ı m ı ] anlamıştı , sor , dedi gönülsüzce .

ediyorsun

Niçin beni rahatsız [e d i y o r s u n ] ufaklık ? diye homurdanmış .

ufaklık

Niçin beni rahatsız ediyorsun [u f a k l ı k ] ? diye homurdanmış .

homurdanmış

Niçin beni rahatsız ediyorsun ufaklık ? diye [h o m u r d a n m ı ş ] .

Hablemitoğlu

Böylece kazanları [H a b l e m i t o ğ l u ] ürünümüze katma değer kazandıracağız .

ürünümüze

Böylece kazanları Hablemitoğlu [ü r ü n ü m ü z e ] katma değer kazandıracağız .

kazandıracağız

Böylece kazanları Hablemitoğlu ürünümüze katma değer [k a z a n d ı r a c a ğ ı z ] .

Anlamadıkları

[A n l a m a d ı k l a r ı ] , ölen benim kardeşim di ...

Kurtulamamışım

[K u r t u l a m a m ı ş ı m ] demek , diye mırıldandı .

Gerekmezdi

[G e r e k m e z d i ] ya , mersi .

mersi

Gerekmezdi ya , [m e r s i ] .

Kimbilir

[K i m b i l i r ] ... dedi adam .

[K i m b i l i r ] güneşte ne güzel görünürlerdi .

[K i m b i l i r ] nereye gitti ? dedi .

Çöreklere

[Ç ö r e k l e r e ] iliştirilmiş davetiyeler de .

iliştirilmiş

Çöreklere [i l i ş t i r i l m i ş ] davetiyeler de .

davetiyeler

Çöreklere iliştirilmiş [d a v e t i y e l e r ] de .

buldun

Nasıl [b u l d u n ] onu .

sözedilir

Bununla neden [s ö z e d i l i r ] ?

Takır

[T a k ı r ] takır .

takır

Takır [t a k ı r ] .

Sayılmaz

[S a y ı l m a z ] .

Güvencesi

İş [G ü v e n c e s i ] Yasasında ki uygulama tarihini ileri atmak gibi bir planları olmadığını da vurgulayan Şahin , atıl istihdamda izlenecek yolda kesin karar

Yasasında

İş Güvencesi [Y a s a s ı n d a ] ki uygulama tarihini ileri atmak gibi bir planları olmadığını da vurgulayan Şahin , atıl istihdamda izlenecek yolda kesin karar vermediklerini

istihdamda

İş Güvencesi Yasasında ki uygulama tarihini ileri atmak gibi bir planları olmadığını da vurgulayan Şahin , atıl [i s t i h d a m d a ] izlenecek yolda kesin karar vermediklerini de belirtti .

vermediklerini

İş Güvencesi Yasasında ki uygulama tarihini ileri atmak gibi bir planları olmadığını da vurgulayan Şahin , atıl istihdamda izlenecek yolda kesin karar [v e r m e d i k l e r i n i ] de

delikanlıyla

Hiç evlenmemiş , tek başına yaşayan bu kadın eroin bağımlısı genç bir [d e l i k a n l ı y l a ] özlemini çektiği ana - oğul ilişkisi yaşadığını söylüyor .

Chp

[C h p ] 'li lerin tarım ve sağlık sektörüne destek amacıyla verdiği önergeler ise " gider Başesgioğlu " olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi .

'li

Chp [' l i ] lerin tarım ve sağlık sektörüne destek amacıyla verdiği önergeler ise " gider Başesgioğlu " olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi .

önergeler

Chp 'li lerin tarım ve sağlık sektörüne destek amacıyla verdiği [ö n e r g e l e r ] ise " gider Başesgioğlu " olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi .

girmiyorum

Tamam usta ya , [g i r m i y o r u m ] , bir işeyip geleceğim , diye yanıtladı çocuk .

işeyip

Tamam usta ya , girmiyorum , bir [i ş e y i p ] geleceğim , diye yanıtladı çocuk .

geleceğim

Tamam usta ya , girmiyorum , bir işeyip [g e l e c e ğ i m ] , diye yanıtladı çocuk .

annemden

Ben [a n n e m d e n ] izin koparabilmek için onca dil dökmüş , onca gün sabırla beklemiştim .

koparabilmek

Ben annemden izin [k o p a r a b i l m e k ] için onca dil dökmüş , onca gün sabırla beklemiştim .

dökmüş

Ben annemden izin koparabilmek için onca dil [d ö k m ü ş ] , onca gün sabırla beklemiştim .

beklemiştim

Ben annemden izin koparabilmek için onca dil dökmüş , onca gün sabırla [b e k l e m i ş t i m ] .

seviyorsan

Eee birini [s e v i y o r s a n ] onunla beraber yaşamanın bedelini ödersin . dedi .

ödersin

Eee birini seviyorsan onunla beraber yaşamanın bedelini [ö d e r s i n ] . dedi .

dayın

Acaba senin büyük [d a y ı n ] gibi ben de aşık mıyım ?

konuşmasanız

Hiç [k o n u ş m a s a n ı z ] da aklınızdan geçirdiğiniz her şey duyulacak .

aklınızdan

Hiç konuşmasanız da [a k l ı n ı z d a n ] geçirdiğiniz her şey duyulacak .

geçirdiğiniz

Hiç konuşmasanız da aklınızdan [g e ç i r d i ğ i n i z ] her şey duyulacak .

duyulacak

Hiç konuşmasanız da aklınızdan geçirdiğiniz her şey [d u y u l a c a k ] .

İçimi

[İ ç i m i ] çektim , sesim tahminimden daha dertli çıktı .

sesim

İçimi çektim , [s e s i m ] tahminimden daha dertli çıktı .

tahminimden

İçimi çektim , sesim [t a h m i n i m d e n ] daha dertli çıktı .

dertli

İçimi çektim , sesim tahminimden daha [d e r t l i ] çıktı .

kırkaltı

Bu maddede [k ı r k a l t ı ] ret , dörtyüzotuzdört kabul çıktı .

dörtyüzotuzdört

Bu maddede kırkaltı ret , [d ö r t y ü z o t u z d ö r t ] kabul çıktı .

sayıcılarında

Gerçek parçacıklar Geiger [s a y ı c ı l a r ı n d a ] click sesi üretirler .

halinle

Kendini o [h a l i n l e ] yeni doğmuş bebeklere benzetmiştin .

benzetmiştin

Kendini o halinle yeni doğmuş bebeklere [b e n z e t m i ş t i n ] .

ydu

Aslında bizim de tek istediğimiz bu [y d u ] .

Yaşam denilen şey çelişki üzerine kurulu [y d u ] : yaşamla varoluşun birbiriyle çakışması , buluşması , uyum sağlaması olanaksız .

Futbol Federasyonu eski Başkanı Kemal Ulusu'nun oğlu Altuğ Ulusu , düşen uçağın ikinci pilotu [y d u ] .

görünürlerdi

Kimbilir güneşte ne güzel [g ö r ü n ü r l e r d i ] .

akord

Tel li sazlar [a k o r d ] ediliyor .

muammayı

Fakat bu [m u a m m a y ı ] sonunda çözdüm .

çözdüm

Fakat bu muammayı sonunda [ç ö z d ü m ] .

Hakkı'yla

[H a k k ı ' y l a ] ihtilale bakmak istiyorduk .

ihtilale

Hakkı'yla [i h t i l a l e ] bakmak istiyorduk .

istiyorduk

Hakkı'yla ihtilale bakmak [i s t i y o r d u k ] .

Leblebi

[L e b l e b i ] ise figüran dır .

Kısmetsiz adam [L e b l e b i ] bile diyemeden pazar bitermiş .

Yutturmaca

[Y u t t u r m a c a ] .

çözümde

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert ' , Irak konusunda barışçı [ç ö z ü m d e ] ısrar edeceklerini ve sorunun savaş sız bitmesini arzu ettiklerini belirterek , " Saddam giderse savaş şartları ortadan kalkar " dedi

sız

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert ' , Irak konusunda barışçı çözümde ısrar edeceklerini ve sorunun savaş [s ı z ] bitmesini arzu ettiklerini belirterek , " Saddam giderse savaş şartları ortadan kalkar " dedi .

Rus sömürgeciler Sibirya'ya adım attıklarında karşılarında savunma [s ı z ] halkları bulmuşlardı .

Resmine bakıp bir parça gözyaşı döküyorsak eğer , onu da aşkımızın imkan [s ı z ] lığına verin ...

sanayicinin

Aygün , tüccar ve [s a n a y i c i n i n ] ödeyemediği vergilerden dolayı sıkıntı içinde olduğunu , bunların bir kısmı için icra işlemi başlatıldığını aktararak , ' düzenleme talebinde bulunduklarını

başlatıldığını

Aygün , tüccar ve sanayicinin ödeyemediği vergilerden dolayı sıkıntı içinde olduğunu , bunların bir kısmı için icra işlemi [b a ş l a t ı l d ı ğ ı n ı ] aktararak , ' düzenleme talebinde bulunduklarını ifade etti .

Sulhi

Okul yetkilileri , " [S u l h i ] Bey'in yaptırdığı afiş haberi Milliyet'te çıktıktan sonra , İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü asılmaması talimatı verdi " diye konuştu .

Milliyet'te

Okul yetkilileri , " Sulhi Bey'in yaptırdığı afiş haberi [M i l l i y e t ' t e ] çıktıktan sonra , İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü asılmaması talimatı verdi " diye konuştu .

TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " [M i l l i y e t ' t e ] yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı yansıtıldığını iddia etti .

asılmaması

Okul yetkilileri , " Sulhi Bey'in yaptırdığı afiş haberi Milliyet'te çıktıktan sonra , İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü [a s ı l m a m a s ı ] talimatı verdi " diye konuştu .

kervanla

Geride bırakılan birkaç genç ve yolculuğa dayanma gücü olmayan bir yaşlı kadın dışında tüm çobanlar [k e r v a n l a ] yola çıkıyorlar .

izlenmek

Irak'ta ki gelişmeler yakından [i z l e n m e k ] koşuluyla temeli sağlam , borcu az , ihracatçı şirketlere yatırım yapılabilir .

ihracatçı

Irak'ta ki gelişmeler yakından izlenmek koşuluyla temeli sağlam , borcu az , [i h r a c a t ç ı ] şirketlere yatırım yapılabilir .

davranırsanız

Her bakımdan ikna etmek konusunda titiz [d a v r a n ı r s a n ı z ] , kar lığınız garanti altına girer .

lığınız

Her bakımdan ikna etmek konusunda titiz davranırsanız , kar [l ı ğ ı n ı z ] garanti altına girer .

Yaşantı

Giderek doğruluğuna inandığım ifade şu olmuştur : [Y a ş a n t ı ] , hayat tarzı , evi biçimlendirir .

biçimlendirir

Giderek doğruluğuna inandığım ifade şu olmuştur : Yaşantı , hayat tarzı , evi [b i ç i m l e n d i r i r ] .

Ağabeyinizi

[A ğ a b e y i n i z i ] öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu düşüncenizin başkalarınca bilineceğinden korktunuz .

fışkırışını

Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın [f ı ş k ı r ı ş ı n ı ] görmekten çok , bu düşüncenizin başkalarınca bilineceğinden korktunuz .

düşüncenizin

Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu [d ü ş ü n c e n i z i n ] başkalarınca bilineceğinden korktunuz .

başkalarınca

Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu düşüncenizin [b a ş k a l a r ı n c a ] bilineceğinden korktunuz .

bilineceğinden

Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu düşüncenizin başkalarınca [b i l i n e c e ğ i n d e n ] korktunuz .

korktunuz

Ağabeyinizi öldürmek ya da kanın fışkırışını görmekten çok , bu düşüncenizin başkalarınca bilineceğinden [k o r k t u n u z ] .

planlanmamış

Hemen hemen [p l a n l a n m a m ı ş ] alışverişin tamamı mağazada dokunarak yapılmış alışverişler dir .

alışverişin

Hemen hemen planlanmamış [a l ı ş v e r i ş i n ] tamamı mağazada dokunarak yapılmış alışverişler dir .

alışverişler

Hemen hemen planlanmamış alışverişin tamamı mağazada dokunarak yapılmış [a l ı ş v e r i ş l e r ] dir .

saplantım

Yanlış düşünüyor olabilirim ; ama böyle bir [s a p l a n t ı m ] var .

Geldik

[G e l d i k ] ! diye bağırdı Kerem .

patlıcanın

Oysa kabak , [p a t l ı c a n ı n ] kuzeni .

avlusundan

Cami [a v l u s u n d a n ] koşarak çıktılar .

Yemekte

[Y e m e k t e ] puf böreği var .

puf

Yemekte [p u f ] böreği var .

öğrenecekti

Ama okuma yazma [ö ğ r e n e c e k t i ] .

Böylece o da ismine alışacak , çağırdığım zaman gelecek , bir bakıma yavaş yavaş bizim dilimizi [ö ğ r e n e c e k t i ] .

yakalarız

Yaşamın ruhunu duygularla [y a k a l a r ı z ] .

vicdanına

Herkesin [v i c d a n ı n a ] yükleniyorsun .

yükleniyorsun

Herkesin vicdanına [y ü k l e n i y o r s u n ] .

zırlasın

Bırak [z ı r l a s ı n ] .

tıklattı

Kapıyı [t ı k l a t t ı ] .

duyduk

Muhabbet [d u y d u k ] .

Tıkanıklığın

[T ı k a n ı k l ı ğ ı n ] aşılması için sorunların çözümlenmesinin gereğine değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde elli'yi bulan vergiler ve

çözümlenmesinin

Tıkanıklığın aşılması için sorunların [ç ö z ü m l e n m e s i n i n ] gereğine değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde elli'yi bulan vergiler ve siyasi belirsizliğin de baskı

gereğine

Tıkanıklığın aşılması için sorunların çözümlenmesinin [g e r e ğ i n e ] değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde elli'yi bulan vergiler ve siyasi belirsizliğin de baskı yarattığını

elli'yi

Tıkanıklığın aşılması için sorunların çözümlenmesinin gereğine değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde [e l l i ' y i ] bulan vergiler ve siyasi belirsizliğin de baskı yarattığını söyledi .

belirsizliğin

Tıkanıklığın aşılması için sorunların çözümlenmesinin gereğine değinen Tezer , alım gücünün düşmesi , otomobil üzerinde ki yüzde elli'yi bulan vergiler ve siyasi [b e l i r s i z l i ğ i n ] de baskı yarattığını

tonlamalar

Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı [t o n l a m a l a r ] değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir köpekten kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .

isteseler

Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak [i s t e s e l e r ] de bunu beceremezler , bir köpekten kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .

beceremezler

Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu [b e c e r e m e z l e r ] , bir köpekten kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .

köpekten

Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir [k ö p e k t e n ] kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .

kokularını

Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir köpekten [k o k u l a r ı n ı ] saklayamayacakları gibi benden de seslerini saklayamazlardı .

saklayamayacakları

Sesler değişse bile duyguların seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir köpekten kokularını [s a k l a y a m a y a c a k l a r ı ] gibi benden de seslerini saklayamazlardı .

saklayamazlardı

seslere kattığı tonlamalar değişmez , ne kadar saklamak isteseler de bunu beceremezler , bir köpekten kokularını saklayamayacakları gibi benden de seslerini [s a k l a y a m a z l a r d ı ]

yaratılma

Eğer sözünü ettiğiniz şey çift üretimi ( pair production ) adı verilen süreç se , bunu hiç yoktan [y a r a t ı l m a ] olarak sunmak bir aldatmaca dır .

satırlarda

Eğer sözünü ettiğiniz şey virtual parçacıklar sa ( aşağıda ki [s a t ı r l a r d a ] Verschuur'dan yapılan alıntıya bakınız ) durum hala inandırıcı olmaktan uzak demek tir .

Verschuur'dan

Eğer sözünü ettiğiniz şey virtual parçacıklar sa ( aşağıda ki satırlarda [V e r s c h u u r ' d a n ] yapılan alıntıya bakınız ) durum hala inandırıcı olmaktan uzak demek tir .

alıntıya

Eğer sözünü ettiğiniz şey virtual parçacıklar sa ( aşağıda ki satırlarda Verschuur'dan yapılan [a l ı n t ı y a ] bakınız ) durum hala inandırıcı olmaktan uzak demek tir .

İçeriden

[İ ç e r i d e n ] fırlayan genç çobanlar , geyikleri kızaklarından çözmeye başlarken yolcular hızla içeri girdi , ben de arkalarından .

kızaklarından

İçeriden fırlayan genç çobanlar , geyikleri [k ı z a k l a r ı n d a n ] çözmeye başlarken yolcular hızla içeri girdi , ben de arkalarından .

Deliği

[D e l i ğ i ] alkolle , haplarla , kokainle , LSD ile ya da eroin ile doldurmam fark etmiyordu .

haplarla

Deliği alkolle , [h a p l a r l a ] , kokainle , LSD ile ya da eroin ile doldurmam fark etmiyordu .

kokainle

Deliği alkolle , haplarla , [k o k a i n l e ] , LSD ile ya da eroin ile doldurmam fark etmiyordu .

Kimi bir şişe rakıyla öldürüyor , kimi üç gram [k o k a i n l e ] , kimi beş gram eroinle .

doldurmam

Deliği alkolle , haplarla , kokainle , LSD ile ya da eroin ile [d o l d u r m a m ] fark etmiyordu .

Yarına

[Y a r ı n a ] ilişkin hesaplarınız ve kaygılarınızda tarihin yanlış kurgusunda ki karelerin yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .

hesaplarınız

Yarına ilişkin [h e s a p l a r ı n ı z ] ve kaygılarınızda tarihin yanlış kurgusunda ki karelerin yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .

kaygılarınızda

Yarına ilişkin hesaplarınız ve [k a y g ı l a r ı n ı z d a ] tarihin yanlış kurgusunda ki karelerin yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .

kurgusunda

Yarına ilişkin hesaplarınız ve kaygılarınızda tarihin yanlış [k u r g u s u n d a ] ki karelerin yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .

karelerin

Yarına ilişkin hesaplarınız ve kaygılarınızda tarihin yanlış kurgusunda ki [k a r e l e r i n ] yerlerinin değişmiş olması ne kadar etkili .

İNANOĞLU

[İ N A N O Ğ L U ] , bu konuda " Evet , böyle şeyler söyledim ama artık işlerim yoluna girdi .

işlerim

İNANOĞLU , bu konuda " Evet , böyle şeyler söyledim ama artık [i ş l e r i m ] yoluna girdi .

Kalmayız

[K a l m a y ı z ] , dedi , koşa koşa gideriz , erikleri de senin heybene doldururuz .

koşa

Kalmayız , dedi , [k o ş a ] koşa gideriz , erikleri de senin heybene doldururuz .

Kalmayız , dedi , koşa [k o ş a ] gideriz , erikleri de senin heybene doldururuz .

Bağışlayın , [k o ş a ] koşa geldim buraya .

Bağışlayın , koşa [k o ş a ] geldim buraya .

gideriz

Kalmayız , dedi , koşa koşa [g i d e r i z ] , erikleri de senin heybene doldururuz .

erikleri

Kalmayız , dedi , koşa koşa gideriz , [e r i k l e r i ] de senin heybene doldururuz .

heybene

Kalmayız , dedi , koşa koşa gideriz , erikleri de senin [h e y b e n e ] doldururuz .

doldururuz

Kalmayız , dedi , koşa koşa gideriz , erikleri de senin heybene [d o l d u r u r u z ] .

Sanıyorum

[S a n ı y o r u m ] , zaman aşımına uğradığı için benim itiraz sürem de geçmişti .

aşımına

Sanıyorum , zaman [a ş ı m ı n a ] uğradığı için benim itiraz sürem de geçmişti .

sürem

Sanıyorum , zaman aşımına uğradığı için benim itiraz [s ü r e m ] de geçmişti .

taşıyayım

Ağabey , ben [t a ş ı y a y ı m ] , diye atıldı çocuk darbukaya doğru .

darbukaya

Ağabey , ben taşıyayım , diye atıldı çocuk [d a r b u k a y a ] doğru .

oramı

Ne gezer , [o r a m ı ] ovalıyorum hala , hafiflediği halde acısı .

ovalıyorum

Ne gezer , oramı [o v a l ı y o r u m ] hala , hafiflediği halde acısı .

hafiflediği

Ne gezer , oramı ovalıyorum hala , [h a f i f l e d i ğ i ] halde acısı .

Genetikle

[G e n e t i k l e ] mi , sosyal hayatımızla var oluruz .

hayatımızla

Genetikle mi , sosyal [h a y a t ı m ı z l a ] var oluruz .

Kızakları

[K ı z a k l a r ı ] geyiklere bağlayan deri kayışları gözden geçirdi Yura .

geyiklere

Kızakları [g e y i k l e r e ] bağlayan deri kayışları gözden geçirdi Yura .

kayışları

Kızakları geyiklere bağlayan deri [k a y ı ş l a r ı ] gözden geçirdi Yura .

Yura

Kızakları geyiklere bağlayan deri kayışları gözden geçirdi [Y u r a ] .

yım

Onun arkasında [y ı m ] hep , peşinde yim okullarda .

Kavuşamayan

[K a v u ş a m a y a n ] sevgililer di bunlar , anlarsınız ya ...

anlarsınız

Kavuşamayan sevgililer di bunlar , [a n l a r s ı n ı z ] ya ...

düşünmedim

Hiç [d ü ş ü n m e d i m ] bunu , dedi doğallıkla .

doğallıkla

Hiç düşünmedim bunu , dedi [d o ğ a l l ı k l a ] .

Bağışlayın

[B a ğ ı ş l a y ı n ] , koşa koşa geldim buraya .

sıkıştırırlarsa

Beni köşeye [s ı k ı ş t ı r ı r l a r s a ] çıkaracaktım ortaya .

çıkaracaktım

Beni köşeye sıkıştırırlarsa [ç ı k a r a c a k t ı m ] ortaya .

Kalemlerin

[K a l e m l e r i n ] de flasterlerin de duruyor .

flasterlerin

Kalemlerin de [f l a s t e r l e r i n ] de duruyor .

Güya

[G ü y a ] dinliyoruz , süzgün gözlerle .

dinliyoruz

Güya [d i n l i y o r u z ] , süzgün gözlerle .

süzgün

Güya dinliyoruz , [s ü z g ü n ] gözlerle .

gözlerle

Güya dinliyoruz , süzgün [g ö z l e r l e ] .

gelmezse

Bir de Tibet [g e l m e z s e ] ?

tılar

Çok iyi arkadaş [t ı l a r ] .

Seyretmekle

[S e y r e t m e k l e ] de kalmadık .

kalmadık

Seyretmekle de [k a l m a d ı k ] .

Ayaklandı

[A y a k l a n d ı ] .

ümitle

Melek her zaman ki yerinde , [ü m i t l e ] gelen e geçen e flasterlerini ve kalemlerini uzatıyordu , ama nafile ; kimsenin ona aldırdığı yok tu .

flasterlerini

Melek her zaman ki yerinde , ümitle gelen e geçen e [f l a s t e r l e r i n i ] ve kalemlerini uzatıyordu , ama nafile ; kimsenin ona aldırdığı yok tu .

kalemlerini

Melek her zaman ki yerinde , ümitle gelen e geçen e flasterlerini ve [k a l e m l e r i n i ] uzatıyordu , ama nafile ; kimsenin ona aldırdığı yok tu .

uzatıyordu

Melek her zaman ki yerinde , ümitle gelen e geçen e flasterlerini ve kalemlerini [u z a t ı y o r d u ] , ama nafile ; kimsenin ona aldırdığı yok tu .

aldırdığı

Melek her zaman ki yerinde , ümitle gelen e geçen e flasterlerini ve kalemlerini uzatıyordu , ama nafile ; kimsenin ona [a l d ı r d ı ğ ı ] yok tu

altıyüz

Çin'e tanıtım için [a l t ı y ü z ] bin dolar lık bütçe ayırdıklarını söyleyen Akşit , " Çince seksen bin broşür bastırdık .

ayırdıklarını

Çin'e tanıtım için altıyüz bin dolar lık bütçe [a y ı r d ı k l a r ı n ı ] söyleyen Akşit , " Çince seksen bin broşür bastırdık .

bastırdık

Çin'e tanıtım için altıyüz bin dolar lık bütçe ayırdıklarını söyleyen Akşit , " Çince seksen bin broşür [b a s t ı r d ı k ] .

maka

Üç makine , beş makine derken şaka [m a k a ] dükkan , koca atölye oldu .

bulurlarmış

Çoğu , çok kere beni daha çok falan filan [b u l u r l a r m ı ş ] .

ciddiyetle

Dolayısıyla ilk günden itibaren [c i d d i y e t l e ] yapılması gereken bir soruşturma ydı .

tahminimizin

Arçelik olarak genelde [t a h m i n i m i z i n ] üzerinde iyi bir yıl geçirdik .

geçirdik

Arçelik olarak genelde tahminimizin üzerinde iyi bir yıl [g e ç i r d i k ] .

Emsan

[E m s a n ] vergi barışı projesi ile ilgili görüşleri şöyle : .

Rehberim

[R e h b e r i m ] Yura'nın ne kadar haklı olduğunu düşündüm .

Yura'nın

Rehberim [Y u r a ' n ı n ] ne kadar haklı olduğunu düşündüm .

[Y u r a ' n ı n ] ablası Sveta ve görümcesi Şura ellerinde birer fincanla daldılar geyiklerin arasına .

Kısmetsiz

[K ı s m e t s i z ] adam Leblebi bile diyemeden pazar bitermiş .

diyemeden

Kısmetsiz adam Leblebi bile [d i y e m e d e n ] pazar bitermiş .

bitermiş

Kısmetsiz adam Leblebi bile diyemeden pazar [b i t e r m i ş ] .

Boğuluyorum

[B o ğ u l u y o r u m ] , perişan ım , dedi .

Hayret

[H a y r e t ] , ne zaman yazmışım ?

[H a y r e t ] içinde ydim .

yazmışım

Hayret , ne zaman [y a z m ı ş ı m ] ?

Memurlar

[M e m u r l a r ] ne kadar alacak ? .

kimsecikler

Çevrede [k i m s e c i k l e r ] yok tu .

durdum

Bir an [d u r d u m ] .

İthal

[İ t h a l ] ederler .

Heyecanlanmıştı

[H e y e c a n l a n m ı ş t ı ] .

Akyol'un

TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha [A k y o l ' u n ] sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki

Eğrisi

TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " [E ğ r i s i ] Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı yansıtıldığını

yirmialtı

TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te [y i r m i a l t ı ] Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı yansıtıldığını iddia etti .

ikibiniki

TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım [i k i b i n i k i ] tarihinde " Yanlışlara Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı yansıtıldığını iddia etti

İMKB [i k i b i n i k i ] yılını yüzde yirmibeş 'lik kayıpla kapatırken dolar baz yıllık kayıp ise yüzde otuzbeş oldu .

karma fonlar : Bu kategoride ki fonlar [i k i b i n i k i ] yılını yüzde onbir 'lik ortalama getiri ile kapattılar .

Yanlışlara

TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " [Y a n l ı ş l a r a ] Ortak Olmam " başlığıyla yayımlanan röportajında ki ifadesinin farklı

Milliyet'i arayan Arınç , " [Y a n l ı ş l a r a ] ortak olmam " haberinde ki ifadenin rahatsızlık yarattığını , Erdoğan'ın Danimarka'dan arayarak tepki gösterdiğini belirtti .

Olmam

TBMM Başkanı Bülent Arınç , önce ki akşam CNN Türk'te Taha Akyol'un sunduğu " Eğrisi Doğrusu programında " Milliyet'te yirmialtı Kasım ikibiniki tarihinde " Yanlışlara Ortak [O l m a m ] " başlığıyla yayımlanan röportajında ki

kalkılabilinir

olsa - o başkalarının , o ailenin yaşantısını ve hatta hayatını yönlendirmek demek tir : Ne büyük bir sorumluluk , acaba altından [k a l k ı l a b i l i n i r ]

anımsamaya

Oysa insan bir kez [a n ı m s a m a y a ] başlarsa gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li korkular

gizlediklerini

Oysa insan bir kez anımsamaya başlarsa [g i z l e d i k l e r i n i ] , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li korkular , en

kemirir

Oysa insan bir kez anımsamaya başlarsa gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu [k e m i r i r ] , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li korkular , en olmayacak düşünceler , günahlar , suçlar yaratır

korkular

Oysa insan bir kez anımsamaya başlarsa gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni [k o r k u l a r ] , daha büyük , daha dehşet li korkular , en olmayacak düşünceler , günahlar , suçlar yaratır .

Oysa insan bir kez anımsamaya başlarsa gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li [k o r k u l a r ] , en olmayacak düşünceler , günahlar

O kadar çok şey saydı ki , annemle konuşurken kapıldığım [k o r k u l a r ] yeniden ortaya çıktı .

günahlar

gizlediklerini , beyninin içine giren kurt onu kemirir , yeni korkular , daha büyük , daha dehşet li korkular , en olmayacak düşünceler , [g ü n a h l a r ]

sandıklarından

Ama dünyanın kendi [s a n d ı k l a r ı n d a n ] ibaret olmadığını bilmek , yardım isteyebilmek , danışabilmek , mütevazi liğin başlangıcı , ben merkezciliğin yavaş yavaş ölümü dür .

isteyebilmek

Ama dünyanın kendi sandıklarından ibaret olmadığını bilmek , yardım [i s t e y e b i l m e k ] , danışabilmek , mütevazi liğin başlangıcı , ben merkezciliğin yavaş yavaş ölümü dür .

danışabilmek

Ama dünyanın kendi sandıklarından ibaret olmadığını bilmek , yardım isteyebilmek , [d a n ı ş a b i l m e k ] , mütevazi liğin başlangıcı , ben merkezciliğin yavaş yavaş ölümü dür .

liğin

Ama dünyanın kendi sandıklarından ibaret olmadığını bilmek , yardım isteyebilmek , danışabilmek , mütevazi [l i ğ i n ] başlangıcı , ben merkezciliğin yavaş yavaş ölümü dür .

merkezciliğin

Ama dünyanın kendi sandıklarından ibaret olmadığını bilmek , yardım isteyebilmek , danışabilmek , mütevazi liğin başlangıcı , ben [m e r k e z c i l i ğ i n ] yavaş yavaş ölümü dür .

Diskoteği

[D i s k o t e ğ i ] sandığı kadar ürküt ücü bulmadı , belki de gençlere uyum sağlamak için ister istemez içtiği iki kadeh viski yüzünden .

ürküt

Diskoteği sandığı kadar [ü r k ü t ] ücü bulmadı , belki de gençlere uyum sağlamak için ister istemez içtiği iki kadeh viski yüzünden .

ücü

Diskoteği sandığı kadar ürküt [ü c ü ] bulmadı , belki de gençlere uyum sağlamak için ister istemez içtiği iki kadeh viski yüzünden .

YTP

[Y T P ] Genel Başkanı İsmail Cem , Ankara Yüksel Caddesi'nde bulunan Leman Kültür Merkezi'nde gençlerle sohbet et ti .

'lik

İMKB ikibiniki yılını yüzde yirmibeş [' l i k ] kayıpla kapatırken dolar baz yıllık kayıp ise yüzde otuzbeş oldu .

karma fonlar : Bu kategoride ki fonlar ikibiniki yılını yüzde onbir [' l i k ] ortalama getiri ile kapattılar .

Linn Johannes , planın uzun vadede Türk toplumunun ortadan kalkmasına neden olacağını belirtirken , Türklerin yaşadığı yüzde 28 [' l i k ] nüfus alanının Rum alanı haline gelebileceğini söyledi .

kapatırken

İMKB ikibiniki yılını yüzde yirmibeş 'lik kayıpla [k a p a t ı r k e n ] dolar baz yıllık kayıp ise yüzde otuzbeş oldu .

otuzbeş

İMKB ikibiniki yılını yüzde yirmibeş 'lik kayıpla kapatırken dolar baz yıllık kayıp ise yüzde [o t u z b e ş ] oldu .

çekleri

Ama verdikleri [ç e k l e r i ] , ' Nakit ödeme yapacağız ' diye aldılar , beş parasız kaldım .

Nakit

Ama verdikleri çekleri , ' [N a k i t ] ödeme yapacağız ' diye aldılar , beş parasız kaldım .

kapıldığım

O kadar çok şey saydı ki , annemle konuşurken [k a p ı l d ı ğ ı m ] korkular yeniden ortaya çıktı .

oturduğun

İki yıl öncesine kadar senin [o t u r d u ğ u n ] kasanın başında genç bir kız oturuyordu .

kasanın

İki yıl öncesine kadar senin oturduğun [k a s a n ı n ] başında genç bir kız oturuyordu .

Biraraya

[B i r a r a y a ] geldiğimizde günah çıkarma - rahiplik mevzuu açılacak diye diken üstünde ydim .

mevzuu

Biraraya geldiğimizde günah çıkarma - rahiplik [m e v z u u ] açılacak diye diken üstünde ydim .

ydim

Biraraya geldiğimizde günah çıkarma - rahiplik mevzuu açılacak diye diken üstünde [y d i m ] .

Hayret içinde [y d i m ] .

soluklandım

Derin derin [s o l u k l a n d ı m ] , gidip oturdum karşısında ki uzakça koltuğa .

oturdum

Derin derin soluklandım , gidip [o t u r d u m ] karşısında ki uzakça koltuğa .

uzakça

Derin derin soluklandım , gidip oturdum karşısında ki [u z a k ç a ] koltuğa .

kilerin

Bizim evde bizim [k i l e r i n ] hep acelesi var dır .

acelesi

Bizim evde bizim kilerin hep [a c e l e s i ] var dır .

alınmasın

Elma [a l ı n m a s ı n ] ama , domates ismini hak eder .

hesaplanıyor

Yemek boyunca kaç hayvanın doğum yapacağı [h e s a p l a n ı y o r ] .

izlediğimde

Bunları [i z l e d i ğ i m d e ] olayın kapatılmaya çalışıldığı izlenimine kapıldım .

izlenimine

Bunları izlediğimde olayın kapatılmaya çalışıldığı [i z l e n i m i n e ] kapıldım .

öpüşü

Bu [ö p ü ş ü ] , bu teması biliyorum ben .

diyebilir

Hem sonra annem buna sürpriz [d i y e b i l i r ] mi ?

kokteyle

İstanbul Milletvekili Kemal Derviş [k o k t e y l e ] katılmadı .

,bir

Orada şöyle [, b i r ] şey dikkatimi çekti .

Oturup

[O t u r u p ] konuştuğumuz vakitler çok az .

[O t u r u p ] sigara yaktım , telaşe halimin geçmesini bekledim .

gülüşmüştük

Sonradan bu olayı konuşup [g ü l ü ş m ü ş t ü k ] .

Atlattı

- [A t l a t t ı ] sayılır .

Fuhuşun

[F u h u ş u n ] ıslak dünyası .

görmeyin

Küçük [g ö r m e y i n ] .

vurguladıktan

' , bölgede ki bazı ülkelerde , faktörlerin , dış faktörlerden daha etkili olabileceğini [v u r g u l a d ı k t a n ] sonra , bölge ülkelerinin aksine , ' mali desteğinin sürdüğü ve NATO üyesi olan Türkiye'nin ise ekonomik programa sadık kalması

notunun

vurguladıktan sonra , bölge ülkelerinin aksine , ' mali desteğinin sürdüğü ve NATO üyesi olan Türkiye'nin ise ekonomik programa sadık kalması halinde kredi [n o t u n u n ]

yükselebileceğini

, bölge ülkelerinin aksine , ' mali desteğinin sürdüğü ve NATO üyesi olan Türkiye'nin ise ekonomik programa sadık kalması halinde kredi notunun [y ü k s e l e b i l e c e ğ i n i ]

eroini

Aslında kişi [e r o i n i ] kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , kumara , alkole , esrara , sekse , sigaraya , aktivitelere ya

kumara

Aslında kişi eroini kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , [k u m a r a ] , alkole , esrara , sekse , sigaraya , aktivitelere ya da eğlenceye .

esrara

Aslında kişi eroini kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , kumara , alkole , [e s r a r a ] , sekse , sigaraya , aktivitelere ya da eğlenceye .

sekse

Aslında kişi eroini kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , kumara , alkole , esrara , [s e k s e ] , sigaraya , aktivitelere ya da eğlenceye .

sigaraya

Aslında kişi eroini kullanmadan önce de bağımlı dır : kişilere , kumara , alkole , esrara , sekse , [s i g a r a y a ] , aktivitelere ya da eğlenceye .

Recep'in

Ses dalgalarının ulaştığı insanlar , müziğin başlayacağını anladılar ; ama [R e c e p ' i n ] biraz önce gördüğü darbuka çocukta daha başka şeyler oldu .

ıslığının

Babasının [ı s l ı ğ ı n ı n ] ne amaçla çalındığını anası da , Ramiz de , kardeşleri de , öküzler de , sarı köpek de bilirdi .

çalındığını

Babasının ıslığının ne amaçla [ç a l ı n d ı ğ ı n ı ] anası da , Ramiz de , kardeşleri de , öküzler de , sarı köpek de bilirdi .

Hazine'nin

[H a z i n e ' n i n ] bu hafta beş katrilyon lirası piyasaya olmak üzere toplam altı katrilyon lira tutarında borç geri ödemesi var .

katrilyon

Hazine'nin bu hafta beş [k a t r i l y o n ] lirası piyasaya olmak üzere toplam altı katrilyon lira tutarında borç geri ödemesi var .

Hazine'nin bu hafta beş katrilyon lirası piyasaya olmak üzere toplam altı [k a t r i l y o n ] lira tutarında borç geri ödemesi var .

Virgülden

[V i r g ü l d e n ] sonra Tayyip Bey'in de ismi gelince ikisi de aynı kefeye konmuş oluyor .

kefeye

Virgülden sonra Tayyip Bey'in de ismi gelince ikisi de aynı [k e f e y e ] konmuş oluyor .

hayatımızda

- Sen yaptın , beni yalnız bıraktın , hep başkaları oldu [h a y a t ı m ı z d a ] .

Aköz

( Bakınız : Emre [A k ö z ] , Perihan Mağden , Cihan Demirci .

Mağden

( Bakınız : Emre Aköz , Perihan [M a ğ d e n ] , Cihan Demirci .

fırlamış

Bu arada Ramiz de yerinden [f ı r l a m ı ş ] , arkadaşını savunmaya hazırlanmıştı .

getirilmeliydi

AB'nin de yakından ilgilendiği bu soruna yeni yönetmelikle çözüm [g e t i r i l m e l i y d i ] .

attıklarında

Rus sömürgeciler Sibirya'ya adım [a t t ı k l a r ı n d a ] karşılarında savunma sız halkları bulmuşlardı .

bulmuşlardı

Rus sömürgeciler Sibirya'ya adım attıklarında karşılarında savunma sız halkları [b u l m u ş l a r d ı ] .

Çektiğim

[Ç e k t i ğ i m ] acıyı , duygularımı , onu görmek istediğimi ...

duygularımı

Çektiğim acıyı , [d u y g u l a r ı m ı ] , onu görmek istediğimi ...

çatallandığı

Ağacın gövdesinin [ç a t a l l a n d ı ğ ı ] yerden kavrayıp ayaklarının yardımıyla tırmandı .

kavrayıp

Ağacın gövdesinin çatallandığı yerden [k a v r a y ı p ] ayaklarının yardımıyla tırmandı .

Mebrure

Üç kez . Üç gece ... dedi [M e b r u r e ] .

Ama şu an düşündüğü o değil ; bak giremiyor kapıdan içeri [M e b r u r e ] ...

[M e b r u r e ] bir mektup yazdı ona .

Rokfor'un

[R o k f o r ' u n ] ünü yayılmış : Aşk peyniri .

Amcam

[A m c a m ] birini bana verdi , dedi .

abileri

Ben onların Hüseyin [a b i l e r i ] yim .

çıkıyordum

Ben uzak bir yolculuğa [ç ı k ı y o r d u m ] .

eşeklik

Olur [e ş e k l i k ] değil yaptığım .

Etüd

Elektrik İşleri [E t ü d ] İdaresi .

Becerdi

[B e c e r d i ] sonunda .

Şişmiş

[Ş i ş m i ş ] suratı .

suratı

Şişmiş [s u r a t ı ] .

Gülümsemeler

[G ü l ü m s e m e l e r ] ...

Demiray

" Bankalar öyle bir izlenim yarattı ki sanki verilen hizmetler hava , su gibi ücret siz olabilir " diyen [D e m i r a y ] , bundan sonra verilen hizmetlerden ücret alınacağını bildirdi .

Kredi kartlarında yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten [D e m i r a y ] , DİBS'lere çeşitli yayınlarında Türk bankalarının atılımlarını vurguladığını kaydetti .

[D e m i r a y ] , " Çünkü kredi kartını çıkaran kuruluş bu işi kendisi finanse ederek faiz ve komisyon almak ister .

uygulanmayacağına

Yapılan seçim yasası değişikliklerinin bir yıl içinde ki seçimlerde [u y g u l a n m a y a c a ğ ı n a ] ilişkin hükümden bu dönem yapılacak ilk ara seçimler muaf tutulacak .

hükümden

Yapılan seçim yasası değişikliklerinin bir yıl içinde ki seçimlerde uygulanmayacağına ilişkin [h ü k ü m d e n ] bu dönem yapılacak ilk ara seçimler muaf tutulacak .

Rallici

[R a l l i c i ] Behzat ' , yedide ki Diyarbakır uçağını uyuyakaldığı için kaçırdı ve akşam düşen uçağa bindi .

yedide

Rallici Behzat ' , [y e d i d e ] ki Diyarbakır uçağını uyuyakaldığı için kaçırdı ve akşam düşen uçağa bindi .

uyuyakaldığı

Rallici Behzat ' , yedide ki Diyarbakır uçağını [u y u y a k a l d ı ğ ı ] için kaçırdı ve akşam düşen uçağa bindi .

uydurabiliyorlar

( Gündelik hayatlarının bir felsefesi ve ilkeleri olmadığı için her duruma , her ortama ayak [u y d u r a b i l i y o r l a r ] .

Ulusu'nun

Futbol Federasyonu eski Başkanı Kemal [U l u s u ' n u n ] oğlu Altuğ Ulusu , düşen uçağın ikinci pilotu ydu .

Yolsuzlukla

[Y o l s u z l u k l a ] mücadele ve şeffaflaşmanın sağlanması çerçevesinde , " sır " kavramı yeniden tarif edilecek .

şeffaflaşmanın

Yolsuzlukla mücadele ve [ş e f f a f l a ş m a n ı n ] sağlanması çerçevesinde , " sır " kavramı yeniden tarif edilecek .

Elinin

[E l i n i n ] bir hareketiyle çakmağı kaymış , masadan aşağıya uçmuştu .

çakmağı

Elinin bir hareketiyle [ç a k m a ğ ı ] kaymış , masadan aşağıya uçmuştu .

masadan

Elinin bir hareketiyle çakmağı kaymış , [m a s a d a n ] aşağıya uçmuştu .

uçmuştu

Elinin bir hareketiyle çakmağı kaymış , masadan aşağıya [u ç m u ş t u ] .

elbisem

Yeşil kadife [e l b i s e m ] ve dantel yakasıyla çok şık tım .

yakasıyla

Yeşil kadife elbisem ve dantel [y a k a s ı y l a ] çok şık tım .

tım

Yeşil kadife elbisem ve dantel yakasıyla çok şık [t ı m ] .

Kıraathanesi'nin

Bunları söylerken iki adımda Ömür Uzatma [K ı r a a t h a n e s i ' n i n ] kapısına varmıştı .

satamıyorsun

Nasıl olsa bir şey [s a t a m ı y o r s u n ] .

yetkisinde

Sadece onun [y e t k i s i n d e ] dir .

Rakının

[R a k ı n ı n ] yanından eksik etmeyin .

rakısını

Yavaş yavaş [r a k ı s ı n ı ] yudumluyordu .

yudumluyordu

Yavaş yavaş rakısını [y u d u m l u y o r d u ] .

Hepimizce

[H e p i m i z c e ] kabul gördü .

dokunmazmış

Kimse [d o k u n m a z m ı ş ] .

anlatmayacaktım

Parkı [a n l a t m a y a c a k t ı m ] .

Olmadı

[O l m a d ı ] .

Sesinden

[S e s i n d e n ] tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu

tanıyordum

Sesinden [t a n ı y o r d u m ] kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri

mutsuzluğunu

Sesinden tanıyordum kadınların [m u t s u z l u ğ u n u ] , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha

kokuyordu

Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi [k o k u y o r d u ] sesleri , daha ilk notasında alıyordunuz kokusunu , bezgin , mesafe li ve biraz da düşmanca bir ses çıkarıyorlardı .

notasında

Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha ilk [n o t a s ı n d a ] alıyordunuz kokusunu , bezgin , mesafe li ve biraz da

alıyordunuz

Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha ilk notasında [a l ı y o r d u n u z ] kokusunu , bezgin , mesafe li ve biraz

bezgin

Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu , sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu , kıyılmış tütün kıvamında , yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha ilk notasında alıyordunuz kokusunu , [b e z g i n ] , mesafe

çıkarıyorlardı

yaprağı gibi kokuyordu sesleri , daha ilk notasında alıyordunuz kokusunu , bezgin , mesafe li ve biraz da düşmanca bir ses [ç ı k a r ı y o r l a r d ı ]

anlayamamıştım

O kadar güzel bir kadının neden böyle çocuksu davranışları olduğunu önce [a n l a y a m a m ı ş t ı m ] , sonra onun da kendi güzelliğinden korktuğunu keşfetmiştim ; bütün erkekleri ona doğru çeken ve bütün kadınları , kendisine düşman

keşfetmiştim

O kadar güzel bir kadının neden böyle çocuksu davranışları olduğunu önce anlayamamıştım , sonra onun da kendi güzelliğinden korktuğunu [k e ş f e t m i ş t i m ] ; bütün erkekleri ona doğru çeken ve bütün kadınları , kendisine düşman eden güzelliğini taşımakta zorlanıyordu .

ciddiyet

Niye olmasın ; hayatında ki başarının sırrı , [c i d d i y e t ] ; güvenilir olmak , ama en çok da takipçilik tir , bütün bunlar da yeğenlerde fazlasıyla var doğrusu .

takipçilik

Niye olmasın ; hayatında ki başarının sırrı , ciddiyet ; güvenilir olmak , ama en çok da [t a k i p ç i l i k ] tir , bütün bunlar da yeğenlerde fazlasıyla var doğrusu .

yeğenlerde

Niye olmasın ; hayatında ki başarının sırrı , ciddiyet ; güvenilir olmak , ama en çok da takipçilik tir , bütün bunlar da [y e ğ e n l e r d e ]

okurdu

O , insanın içine işleyen sesiyle bir şarkı söylerdi ( arada mevlüt [o k u r d u ] ; arada Kur'an ) , ben im diyen şarkıcıya taş çıkartırdı .

çıkartırdı

insanın içine işleyen sesiyle bir şarkı söylerdi ( arada mevlüt okurdu ; arada Kur'an ) , ben im diyen şarkıcıya taş [ç ı k a r t ı r d ı ]

Bağımlılığın

[B a ğ ı m l ı l ı ğ ı n ] her türünün ortak özelliği maddenin , kişinin ya da aktivitenin yaşamında başrol oynamasının olmazsa olmaz olduğuna inanması dır .

kartlarında

Kredi [k a r t l a r ı n d a ] yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten Demiray , DİBS'lere çeşitli yayınlarında Türk bankalarının atılımlarını vurguladığını kaydetti .

DİBS'lere

Kredi kartlarında yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten Demiray , [D İ B S ' l e r e ] çeşitli yayınlarında Türk bankalarının atılımlarını vurguladığını kaydetti .

atılımlarını

Kredi kartlarında yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten Demiray , DİBS'lere çeşitli yayınlarında Türk bankalarının [a t ı l ı m l a r ı n ı ] vurguladığını kaydetti .

vurguladığını

Kredi kartlarında yaşanan rekabetin Avrupa çapında ses getirdiğini belirten Demiray , DİBS'lere çeşitli yayınlarında Türk bankalarının atılımlarını [v u r g u l a d ı ğ ı n ı ] kaydetti .

açılıyordu

İlk kez bir askeri mahkemede değil , sivil bir mahkemede bir askeri uçak kazası ile ilgili dava [a ç ı l ı y o r d u ] .

lığının

Bunlar , kuşkusuz insanlığın kolektif yaratıcı [l ı ğ ı n ı n ] eşsiz örneklerini oluşturmakta ve bilimin geleceğine olan güvenimizi ayakta tutmaktadır .

güvenimizi

Bunlar , kuşkusuz insanlığın kolektif yaratıcı lığının eşsiz örneklerini oluşturmakta ve bilimin geleceğine olan [g ü v e n i m i z i ] ayakta tutmaktadır .

Sevda'nın

O gecenin - daha doğrusu sabahın - öyküsü şöyle : [S e v d a ' n ı n ] güzel yemekleriyle şiş midemizle Özer'lerden çıktık .

midemizle

O gecenin - daha doğrusu sabahın - öyküsü şöyle : Sevda'nın güzel yemekleriyle şiş [m i d e m i z l e ] Özer'lerden çıktık .

Özer'lerden

O gecenin - daha doğrusu sabahın - öyküsü şöyle : Sevda'nın güzel yemekleriyle şiş midemizle [Ö z e r ' l e r d e n ] çıktık .

çıktık

O gecenin - daha doğrusu sabahın - öyküsü şöyle : Sevda'nın güzel yemekleriyle şiş midemizle Özer'lerden [ç ı k t ı k ] .

atladılar

Onun arkasından öbür sil ici çocuklar da arabanın önüne [a t l a d ı l a r ] ve birbirleriyle itişip kakışmaya başladılar .

itişip

Onun arkasından öbür sil ici çocuklar da arabanın önüne atladılar ve birbirleriyle [i t i ş i p ] kakışmaya başladılar .

Sürücü : Ne [i t i ş i p ] duruyorsunuz ?

kakışmaya

Onun arkasından öbür sil ici çocuklar da arabanın önüne atladılar ve birbirleriyle itişip [k a k ı ş m a y a ] başladılar .

Devrim'in

Bilimsel [D e v r i m ' i n ] başlangıçta ki esas etkisi , daha önce de değindiğiniz gibi ideolojik düzlemde olmuştur .

değindiğiniz

Bilimsel Devrim'in başlangıçta ki esas etkisi , daha önce de [d e ğ i n d i ğ i n i z ] gibi ideolojik düzlemde olmuştur .

Öleceğini

[Ö l e c e ğ i n i ] bilsem bırakır mıyım aga ? Canın sıkıldı ? dedim .

bilsem

Öleceğini [b i l s e m ] bırakır mıyım aga ? Canın sıkıldı ? dedim .

Canın

Öleceğini bilsem bırakır mıyım aga ? [C a n ı n ] sıkıldı ? dedim .

sıkıldı

Öleceğini bilsem bırakır mıyım aga ? Canın [s ı k ı l d ı ] ? dedim .

korkulukların

Bakın , şu demir [k o r k u l u k l a r ı n ] ardında görünen kapılar .

konuşsaydınız

Keşke hayata ve aşka dair [k o n u ş s a y d ı n ı z ] önce .

Güverteye

[G ü v e r t e y e ] çıkınca geride bıraktığımız manzaraya bir bakın .

bıraktığımız

Güverteye çıkınca geride [b ı r a k t ı ğ ı m ı z ] manzaraya bir bakın .

Tabanımız

[T a b a n ı m ı z ] çok farklı , bütün eğilimleri topladık .

topladık

Tabanımız çok farklı , bütün eğilimleri [t o p l a d ı k ] .

inancım

O , yani kalan tek [i n a n c ı m ] ...

sınıfça

Bunu [s ı n ı f ç a ] başarabileceğimizden emin değilim .

başarabileceğimizden

Bunu sınıfça [b a ş a r a b i l e c e ğ i m i z d e n ] emin değilim .

Öbürleri

[Ö b ü r l e r i ] de başlarıyla onayladılar .

başlarıyla

Öbürleri de [b a ş l a r ı y l a ] onayladılar .

onayladılar

Öbürleri de başlarıyla [o n a y l a d ı l a r ] .

Yattım

[Y a t t ı m ] nilüfer kayığına ...

kayığına

Yattım nilüfer [k a y ı ğ ı n a ] ...

Sakinleştin

[S a k i n l e ş t i n ] mi biraz .

çıkarsın

Sonra [ç ı k a r s ı n ] alışverişe .

Heyecanlanmıştım

[H e y e c a n l a n m ı ş t ı m ] birden .

sonsuzca

Orada , denizi gören yamaçlarda , ağaçların altına uzanıyor , piknik yapıyor , sonra da [s o n s u z c a ] öpüşmelere başlıyorduk .

öpüşmelere

Orada , denizi gören yamaçlarda , ağaçların altına uzanıyor , piknik yapıyor , sonra da sonsuzca [ö p ü ş m e l e r e ] başlıyorduk .

başlıyorduk

Orada , denizi gören yamaçlarda , ağaçların altına uzanıyor , piknik yapıyor , sonra da sonsuzca öpüşmelere [b a ş l ı y o r d u k ] .

edinmemizde

" Buna rağmen bugüne kadar mülk [e d i n m e m i z d e ] bize hep azınlık gibi davranıldı ve zorluk çıkartıldı .

davranıldı

" Buna rağmen bugüne kadar mülk edinmemizde bize hep azınlık gibi [d a v r a n ı l d ı ] ve zorluk çıkartıldı .

karıştırılacak

O gün çaya [k a r ı ş t ı r ı l a c a k ] miktarı çarçabuk sağıp , soğuktan üşüyen ellerini sıvazlayarak içeri koştular .

çarçabuk

O gün çaya karıştırılacak miktarı [ç a r ç a b u k ] sağıp , soğuktan üşüyen ellerini sıvazlayarak içeri koştular .

sağıp

O gün çaya karıştırılacak miktarı çarçabuk [s a ğ ı p ] , soğuktan üşüyen ellerini sıvazlayarak içeri koştular .

üşüyen

O gün çaya karıştırılacak miktarı çarçabuk sağıp , soğuktan [ü ş ü y e n ] ellerini sıvazlayarak içeri koştular .

sıvazlayarak

O gün çaya karıştırılacak miktarı çarçabuk sağıp , soğuktan üşüyen ellerini [s ı v a z l a y a r a k ] içeri koştular .

koştular

O gün çaya karıştırılacak miktarı çarçabuk sağıp , soğuktan üşüyen ellerini sıvazlayarak içeri [k o ş t u l a r ] .

Karşısına

[K a r ş ı s ı n a ] çıkan sese ilk sorduğu soru bu haberleri neye dayanarak yazdıkları ydı .

düşkünlüğün

O , çocuğa aşırı [d ü ş k ü n l ü ğ ü n ] nevrotik bir sorun olduğunu da bilmiyordu .

savlarının

Berkeley ve yazarlarının [s a v l a r ı n ı n ] , benzerliğine demeyeceğim , aynılığına dikkat ediniz !

demeyeceğim

Berkeley ve yazarlarının savlarının , benzerliğine [d e m e y e c e ğ i m ] , aynılığına dikkat ediniz !

aynılığına

Berkeley ve yazarlarının savlarının , benzerliğine demeyeceğim , [a y n ı l ı ğ ı n a ] dikkat ediniz !

açımızdan

Dosya elimize geçtikten sonra ise olay aydınlanmaya başladı bizim [a ç ı m ı z d a n ] .

alışkanlıkla

Yılların yerleştirdiği bir [a l ı ş k a n l ı k l a ] istemeden ellerini masanın üstüne koydu .

yaktım

Oturup sigara [y a k t ı m ] , telaşe halimin geçmesini bekledim .

telaşe

Oturup sigara yaktım , [t e l a ş e ] halimin geçmesini bekledim .

halimin

Oturup sigara yaktım , telaşe [h a l i m i n ] geçmesini bekledim .

bekledim

Oturup sigara yaktım , telaşe halimin geçmesini [b e k l e d i m ] .

yavaşlıyor

Tersine , giderek [y a v a ş l ı y o r ] ve durmaya yaklaşıyordu .

yaklaşıyordu

Tersine , giderek yavaşlıyor ve durmaya [y a k l a ş ı y o r d u ] .

edeli

Babaları onları terk [e d e l i ] uzun yıllar olmuş .

Meraklanıyorum

[M e r a k l a n ı y o r u m ] ama anneme hiçbir şey soramıyorum .

anneme

Meraklanıyorum ama [a n n e m e ] hiçbir şey soramıyorum .

soramıyorum

Meraklanıyorum ama anneme hiçbir şey [s o r a m ı y o r u m ] .

Doğrular

[D o ğ r u l a r ] neyi çözer ? Hiçbir şeyi .

varoluyorum

Ancak onun beyninde olduğum sürede [v a r o l u y o r u m ] .

yanımda

( Öbür [y a n ı m d a ] bir Alman .

izledim

Bütün gece rahat ça [i z l e d i m ] .

sevişmeyeceğim

Artık seninle [s e v i ş m e y e c e ğ i m ] .

sevineceğim

Çok [s e v i n e c e ğ i m ] .

kafamda

Bir an [k a f a m d a ] bir şimşek çaktı Bu evde iki tane prense ihtiyacımız var , prensesi ve evimizi koruyabilmek için dedim .

çaktı

Bir an kafamda bir şimşek [ç a k t ı ] Bu evde iki tane prense ihtiyacımız var , prensesi ve evimizi koruyabilmek için dedim .

evimizi

Bir an kafamda bir şimşek çaktı Bu evde iki tane prense ihtiyacımız var , prensesi ve [e v i m i z i ] koruyabilmek için dedim .

çalışacaklar

Hattın yapımını gerçekleştirecek yabancı inşaat şirketlerinin Hintli , Alman ve Hollandalı ekipleri , Türk mühendisler ve işçiler ile birlikte [ç a l ı ş a c a k l a r ] .

kapattılar

karma fonlar : Bu kategoride ki fonlar ikibiniki yılını yüzde onbir 'lik ortalama getiri ile [k a p a t t ı l a r ] .

evle

Benim [e v l e ] ilgili ütopyam , baştan beri evle ilgili söylediklerimden sonra , ütopyanın reddine dayanmaktadır .

Benim evle ilgili ütopyam , baştan beri [e v l e ] ilgili söylediklerimden sonra , ütopyanın reddine dayanmaktadır .

ütopyam

Benim evle ilgili [ü t o p y a m ] , baştan beri evle ilgili söylediklerimden sonra , ütopyanın reddine dayanmaktadır .

söylediklerimden

Benim evle ilgili ütopyam , baştan beri evle ilgili [s ö y l e d i k l e r i m d e n ] sonra , ütopyanın reddine dayanmaktadır .

ütopyanın

Benim evle ilgili ütopyam , baştan beri evle ilgili söylediklerimden sonra , [ü t o p y a n ı n ] reddine dayanmaktadır .

reddine

Benim evle ilgili ütopyam , baştan beri evle ilgili söylediklerimden sonra , ütopyanın [r e d d i n e ] dayanmaktadır .

aydınlığını

Güneş bulutların arkasından çıkmak istiyor , mat bir ışık olarak [a y d ı n l ı ğ ı n ı ] kentin üzerine vuruyordu .

vuruyordu

Güneş bulutların arkasından çıkmak istiyor , mat bir ışık olarak aydınlığını kentin üzerine [v u r u y o r d u ] .

hareleri

Etrafında ışık [h a r e l e r i ] oluşmuş sarı , turuncu , gri ışık cümbüşü göz kamaştırıyordu .

cümbüşü

Etrafında ışık hareleri oluşmuş sarı , turuncu , gri ışık [c ü m b ü ş ü ] göz kamaştırıyordu .

kamaştırıyordu

Etrafında ışık hareleri oluşmuş sarı , turuncu , gri ışık cümbüşü göz [k a m a ş t ı r ı y o r d u ] .

giremiyor

Ama şu an düşündüğü o değil ; bak [g i r e m i y o r ] kapıdan içeri Mebrure ...

Buluştuğumuzda

[B u l u ş t u ğ u m u z d a ] , artık sevgilim olup olmadığını bilmediğim eski sevgilim mutsuz du .

sevgilim

Buluştuğumuzda , artık [s e v g i l i m ] olup olmadığını bilmediğim eski sevgilim mutsuz du .

Buluştuğumuzda , artık sevgilim olup olmadığını bilmediğim eski [s e v g i l i m ] mutsuz du .

zararlarla

Olası bir savaşta , Türkiye büyük [z a r a r l a r l a ] karşı karşıya kalacak .

korkunuzun

Siz , en büyük [k o r k u n u z u n ] gerçekleşmesinden korktuğunuz için burada sınız .

gerçekleşmesinden

Siz , en büyük korkunuzun [g e r ç e k l e ş m e s i n d e n ] korktuğunuz için burada sınız .

korktuğunuz

Siz , en büyük korkunuzun gerçekleşmesinden [k o r k t u ğ u n u z ] için burada sınız .

konuştuğum

Benim her zaman [k o n u ş t u ğ u m ] adam , yanıbaşımda masasında oturuyordu .

yanıbaşımda

Benim her zaman konuştuğum adam , [y a n ı b a ş ı m d a ] masasında oturuyordu .

anayollar

Şoför gidiyor ama , [a n a y o l l a r ] kapatılmış .

ydılar

Meral acaba hangi odada [y d ı l a r ] ?

çizmiyorum

- Ben [ç i z m i y o r u m ] , yazıyorum .

Kargadan

[K a r g a d a n ] korkan darı ekmez .

ekmez

Kargadan korkan darı [e k m e z ] .

tanımamak

Umut kesinlik [t a n ı m a m a k ] tır .

Pantolonu

[P a n t o l o n u ] dizlerine kadar ıslandı .

dizlerine

Pantolonu [d i z l e r i n e ] kadar ıslandı .

ıslandı

Pantolonu dizlerine kadar [ı s l a n d ı ] .

Bankaların

[B a n k a l a r ı n ] kredi müessesesi olsun .

tebligat

Oysa [t e b l i g a t ] yapılmamıştı .

yapılmamıştı

Oysa tebligat [y a p ı l m a m ı ş t ı ] .

tanıyamadık

İyi [t a n ı y a m a d ı k ] onu .

dortyuz

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun [d o r t y u z ] milyarını Can'ın besyuz milyarını da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi

milyarını

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun dortyuz [m i l y a r ı n ı ] Can'ın besyuz milyarını da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi .

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun dortyuz milyarını Can'ın besyuz [m i l y a r ı n ı ] da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi .

besyuz

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun dortyuz milyarını Can'ın [b e s y u z ] milyarını da Milli Eğitim'in karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi .

Eğitim'in

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey , okulun dortyuz milyarını Can'ın besyuz milyarını da Milli [E ğ i t i m ' i n ] karşıladığını belirterek , " Can ile eşi bilgisayar ve birçok masrafı da üstlendi .

Barmen

[B a r m e n ] kızlar , Avrupa'dan gelmiş buz revüsü artistleri , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam bohemi

revüsü

Barmen kızlar , Avrupa'dan gelmiş buz [r e v ü s ü ] artistleri , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam bohemi ydi içine düştüğüm .

artistleri

Barmen kızlar , Avrupa'dan gelmiş buz revüsü [a r t i s t l e r i ] , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam bohemi ydi içine düştüğüm .

bohemi

Barmen kızlar , Avrupa'dan gelmiş buz revüsü artistleri , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam [b o h e m i ] ydi içine düştüğüm .

düştüğüm

, Avrupa'dan gelmiş buz revüsü artistleri , Beyoğlu'nda yalnız yaşayan kadınlar ; sonra da bir edebiyatçı , ressam bohemi ydi içine [d ü ş t ü ğ ü m ]

Duyguları

[D u y g u l a r ı ] öldürme eşiği hücrelerinde kayıt olduğu için yerine başka bir şey koysa da o şeyi de had safhada kullanıyor .

koysa

Duyguları öldürme eşiği hücrelerinde kayıt olduğu için yerine başka bir şey [k o y s a ] da o şeyi de had safhada kullanıyor .

hii

Naci Bey elini masaya öyle bir vurdu ki , ön sırada oturan kızlar [h i i ] diye bağırıp yerlerinden sıçradılar .

bağırıp

Naci Bey elini masaya öyle bir vurdu ki , ön sırada oturan kızlar hii diye [b a ğ ı r ı p ] yerlerinden sıçradılar .

Artık rehberimden utandığım için [b a ğ ı r ı p ] kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden tırmanıyordum .

sıçradılar

Naci Bey elini masaya öyle bir vurdu ki , ön sırada oturan kızlar hii diye bağırıp yerlerinden [s ı ç r a d ı l a r ] .

çıkartmadan

Anne , ne olur , ses [ç ı k a r t m a d a n ] çalayım , içine kazağımı tıkarım , diye yalvardı çocuk .

çalayım

Anne , ne olur , ses çıkartmadan [ç a l a y ı m ] , içine kazağımı tıkarım , diye yalvardı çocuk .

kazağımı

Anne , ne olur , ses çıkartmadan çalayım , içine [k a z a ğ ı m ı ] tıkarım , diye yalvardı çocuk .

tıkarım

Anne , ne olur , ses çıkartmadan çalayım , içine kazağımı [t ı k a r ı m ] , diye yalvardı çocuk .

yalvardı

Anne , ne olur , ses çıkartmadan çalayım , içine kazağımı tıkarım , diye [y a l v a r d ı ] çocuk .

ayırmazdı

Her anne , her baba gibi bizim kiler de [a y ı r m a z d ı ] bizi .

Bemka

[B e m k a ] genel ekonomi ile ilgili önerileri ise şunlar : .

kalktık

Tamam Recep Ağabey , [k a l k t ı k ] işte , dedi .

Velhasıl

[V e l h a s ı l ] , gevşek bir İhtilal Harekatı idi .

yaşımda

Benim [y a ş ı m d a ] çocuklar da görünce sevindim .

bastırdım

Ben de [b a s t ı r d ı m ] : Öğretmen im .

Uykuya

[U y k u y a ] da az gereksinim duyduğumu hissediyordum .

duyduğumu

Uykuya da az gereksinim [d u y d u ğ u m u ] hissediyordum .

Şostakoviç

[Ş o s t a k o v i ç ] miş ! Tövbe yarabbi .

Tövbe

Şostakoviç miş ! [T ö v b e ] yarabbi .

yarabbi

Şostakoviç miş ! Tövbe [y a r a b b i ] .

hızlandırmıştı

Şimdi adımlarını daha da [h ı z l a n d ı r m ı ş t ı ] .

Aklığından

[A k l ı ğ ı n d a n ] ötürü alır bu adı .

immiş

kim [i m m i ş ] bu kadın .

Algılayan

[A l g ı l a y a n ] ise ruh tur .

Çalsın

[Ç a l s ı n ] sazlar ...

Giremiyor

[G i r e m i y o r ] içeriye .

buzdolabına

Bak [b u z d o l a b ı n a ] .

şaşılaştı

[ş a ş ı l a ş t ı ] gözleri .

onbeş'te

Tüm kötü hava şartlarında uçakların güvenle iniş yapmasını sağlayan ' sisteminin onsekiz havaalanında olmadığı , sistemin kurulu olduğu havaalanı sayısının [o n b e ş ' t e ] kaldığı ortaya çıktı .

soyutlaması

İnsan zihninin , algısal bilgiden teorik bilgiye giden yolda ki en önem li başarılarından biri , matematiğin kaynağını oluşturan bu nicelik [s o y u t l a m a s ı ] dır

memleketimin

Benim güzel [m e m l e k e t i m i n ] , benim işçimin , benim köylümün , benim memurumun , benim cümle ahalimin kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu

işçimin

Benim güzel memleketimin , benim [i ş ç i m i n ] , benim köylümün , benim memurumun , benim cümle ahalimin kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu ...

köylümün

Benim güzel memleketimin , benim işçimin , benim [k ö y l ü m ü n ] , benim memurumun , benim cümle ahalimin kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu ...

memurumun

Benim güzel memleketimin , benim işçimin , benim köylümün , benim [m e m u r u m u n ] , benim cümle ahalimin kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu ...

ahalimin

Benim güzel memleketimin , benim işçimin , benim köylümün , benim memurumun , benim cümle [a h a l i m i n ] kaderini on yıllar dır aynı insanlar çiziyordu ...

Milliyet'i

[M i l l i y e t ' i ] arayan Arınç , " Yanlışlara ortak olmam " haberinde ki ifadenin rahatsızlık yarattığını , Erdoğan'ın Danimarka'dan arayarak tepki gösterdiğini belirtti

Heyecandan

[H e y e c a n d a n ] ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , dudakların üzerlerinde biriken ter damlacıkları rujların dağılmamasına özen gösterilerek hafif çe siliniverir .

dudakların

Heyecandan ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , [d u d a k l a r ı n ] üzerlerinde biriken ter damlacıkları rujların dağılmamasına özen gösterilerek hafif çe siliniverir .

rujların

Heyecandan ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , dudakların üzerlerinde biriken ter damlacıkları [r u j l a r ı n ] dağılmamasına özen gösterilerek hafif çe siliniverir .

dağılmamasına

Heyecandan ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , dudakların üzerlerinde biriken ter damlacıkları rujların [d a ğ ı l m a m a s ı n a ] özen gösterilerek hafif çe siliniverir .

siliniverir

Heyecandan ara sıra nazik çe boğazlar temizlenir , dudakların üzerlerinde biriken ter damlacıkları rujların dağılmamasına özen gösterilerek hafif çe [s i l i n i v e r i r ] .

etiketinde

Alışveriş merkezlerinde raf [e t i k e t i n d e ] belirtilen fiyatla kasa fiyatı arasında farklılık olması durumunda satışın tüketici lehine olan fiyat üzerinden yapılması öngörülüyor .

satışın

Alışveriş merkezlerinde raf etiketinde belirtilen fiyatla kasa fiyatı arasında farklılık olması durumunda [s a t ı ş ı n ] tüketici lehine olan fiyat üzerinden yapılması öngörülüyor .

öngörülüyor

Alışveriş merkezlerinde raf etiketinde belirtilen fiyatla kasa fiyatı arasında farklılık olması durumunda satışın tüketici lehine olan fiyat üzerinden yapılması [ö n g ö r ü l ü y o r ] .

bulvarında

Çağdaş Sanatlar Merkezi önünde toplanan grup , Atatürk [b u l v a r ı n d a ] ki trafiği bir süre durdurarak , elçilik önüne kadar sloganlarla yürüdü .

sloganlarla

Çağdaş Sanatlar Merkezi önünde toplanan grup , Atatürk bulvarında ki trafiği bir süre durdurarak , elçilik önüne kadar [s l o g a n l a r l a ] yürüdü .

eroinden

Birçok kez [e r o i n d e n ] kurtulmak için yurtdışında değişik hastanelerde yatmış ama her seferinde kendisinden daha bencil olan eroine dönmüştü .

eroine

Birçok kez eroinden kurtulmak için yurtdışında değişik hastanelerde yatmış ama her seferinde kendisinden daha bencil olan [e r o i n e ] dönmüştü .

kamyona

Gün boyu ormanda odun kesip [k a m y o n a ] yüklemekten yorgun düşmüş dört kişi depoya kamyonu yaklaştırmanın yollarını aradı .

yüklemekten

Gün boyu ormanda odun kesip kamyona [y ü k l e m e k t e n ] yorgun düşmüş dört kişi depoya kamyonu yaklaştırmanın yollarını aradı .

yaklaştırmanın

Gün boyu ormanda odun kesip kamyona yüklemekten yorgun düşmüş dört kişi depoya kamyonu [y a k l a ş t ı r m a n ı n ] yollarını aradı .

bağımlılarıyla

Eroin [b a ğ ı m l ı l a r ı y l a ] iki ay süren çalışmam boyunca onlarda ki zeka pırıltıları beni etkiledi .

pırıltıları

Eroin bağımlılarıyla iki ay süren çalışmam boyunca onlarda ki zeka [p ı r ı l t ı l a r ı ] beni etkiledi .

azaltmanın

Bu , gerilim [a z a l t m a n ı n ] , esnekliği artırmanın , hoşgörüyü geliştirmenin bir aracı .

artırmanın

Bu , gerilim azaltmanın , esnekliği [a r t ı r m a n ı n ] , hoşgörüyü geliştirmenin bir aracı .

hoşgörüyü

Bu , gerilim azaltmanın , esnekliği artırmanın , [h o ş g ö r ü y ü ] geliştirmenin bir aracı .

sabuk

Abuk [s a b u k ] bir görüşmenin ipe sapa gelmez konuşmaları ...

merkezimden

Ben [m e r k e z i m d e n ] çıkıp başkalarına yönelmem dünyamı genişletmeye başladı .

yönelmem

Ben merkezimden çıkıp başkalarına [y ö n e l m e m ] dünyamı genişletmeye başladı .

dünyamı

Ben merkezimden çıkıp başkalarına yönelmem [d ü n y a m ı ] genişletmeye başladı .

serpilip

Kız [s e r p i l i p ] güzeller güzeli bir kız olmuş .

parktan

O [p a r k t a n ] kurtulan a pek rastlamadım .

Dosyanın

[D o s y a n ı n ] bütün olarak ilgiyle okunacağını düşünüyoruz .

okunacağını

Dosyanın bütün olarak ilgiyle [o k u n a c a ğ ı n ı ] düşünüyoruz .

Buzağılar

[B u z a ğ ı l a r ] kızı neşelendirmek için oyunlar yapmış .

neşelendirmek

Buzağılar kızı [n e ş e l e n d i r m e k ] için oyunlar yapmış .

sın

Korku içinde ölmek zorunda [s ı n ] .

dular

Toz lu ve solgun [d u l a r ] .

sofranın

Fasulye , her [s o f r a n ı n ] başoyuncusu .

başoyuncusu

Fasulye , her sofranın [b a ş o y u n c u s u ] .

Teyzenizin

- [T e y z e n i z i n ] durumu nasıl sahi ?

sahi

- Teyzenizin durumu nasıl [s a h i ] ?

Tamamlanmayan

[T a m a m l a n m a y a n ] a para yok .

tevazuyu

Bu [t e v a z u y u ] gerektiriyor .

meka

Zeka [m e k a ] demiyorum .

Dikmesi

[D i k m e s i ] benden .

Katana

[K a t a n a ] deme .

Saime

[S a i m e ] Sezginler'in avukatı ve daha sonraki yıllarda Eşref Bitlis'in düşen uçağı ile ilgili davalarda en önem li yoldaşı Nusret Senem bindokuzyüzelli

Sezginler'in

Saime [S e z g i n l e r ' i n ] avukatı ve daha sonraki yıllarda Eşref Bitlis'in düşen uçağı ile ilgili davalarda en önem li yoldaşı Nusret Senem bindokuzyüzelli doğum

bindokuzyüzelli

Saime Sezginler'in avukatı ve daha sonraki yıllarda Eşref Bitlis'in düşen uçağı ile ilgili davalarda en önem li yoldaşı Nusret Senem [b i n d o k u z y ü z e l l i ] doğum lu bir avukat .

tahkikatın

Bana şunu söyledi : Ben , dedi , askeri bir hakim im , fakat bu [t a h k i k a t ı n ] doğru yapıldığına ben de inanmadım .

inanmadım

Bana şunu söyledi : Ben , dedi , askeri bir hakim im , fakat bu tahkikatın doğru yapıldığına ben de [i n a n m a d ı m ] .

Drugstore'da

[D r u g s t o r e ' d a ] alışveriş yapan ların yüzde 91'i ambalajın önyüzünü , yüzde 42'si arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .

91'i

Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde [9 1 ' i ] ambalajın önyüzünü , yüzde 42'si arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .

ambalajın

Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde 91'i [a m b a l a j ı n ] önyüzünü , yüzde 42'si arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .

önyüzünü

Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde 91'i ambalajın [ö n y ü z ü n ü ] , yüzde 42'si arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .

42'si

Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde 91'i ambalajın önyüzünü , yüzde [4 2 ' s i ] arkasını , yüzde 8'i de yan yüzlerini okuyor .

8'i

Drugstore'da alışveriş yapan ların yüzde 91'i ambalajın önyüzünü , yüzde 42'si arkasını , yüzde [8 ' i ] de yan yüzlerini okuyor .

moruk

Beni yeme be [m o r u k ] , dedim , ne panayırlar kuruldu bu kasabaya , ama hiçbir zaman aslan gelmedi .

panayırlar

Beni yeme be moruk , dedim , ne [p a n a y ı r l a r ] kuruldu bu kasabaya , ama hiçbir zaman aslan gelmedi .

hipotezlerden

Matematikte doğruluğunu kendi içinde barındıran [h i p o t e z l e r d e n ] yola çıkarak bir teoremi kanıtlarsınız ve dosya kapanır .

kanıtlarsınız

Matematikte doğruluğunu kendi içinde barındıran hipotezlerden yola çıkarak bir teoremi [k a n ı t l a r s ı n ı z ] ve dosya kapanır .

aramıza

Sadece bazı konularda uzmanlığı olan bir veya birkaç arkadaş misafir olarak [a r a m ı z a ] katılıyordu .

Asistanım

[A s i s t a n ı m ] kalın cam gözlüklerinin ardından görünen bulanık anlamsız gözlerini bana çevirdi .

gözlüklerinin

Asistanım kalın cam [g ö z l ü k l e r i n i n ] ardından görünen bulanık anlamsız gözlerini bana çevirdi .

duramayacak

Ayakta [d u r a m a y a c a k ] kadar yorgun olduğumu sanıyordum , o ilk adıma kadar ...

sanıyordum

Ayakta duramayacak kadar yorgun olduğumu [s a n ı y o r d u m ] , o ilk adıma kadar ...

kapa

Hadi abi [k a p a ] gözünü , demeden açmak yok ha ! ..

dükkandan

Siz [d ü k k a n d a n ] çıkıp onların arasına gireceksiniz ve yürümeye başlayacaksınız .

gireceksiniz

Siz dükkandan çıkıp onların arasına [g i r e c e k s i n i z ] ve yürümeye başlayacaksınız .

başlayacaksınız

Siz dükkandan çıkıp onların arasına gireceksiniz ve yürümeye [b a ş l a y a c a k s ı n ı z ] .

İnanmayacaksın

[İ n a n m a y a c a k s ı n ] ama bana hafif topuk lu ayakkabı alındı .

bitmeyecekmiş

Hiçbiri , hiçbiri , [b i t m e y e c e k m i ş ] gibi geliyordu bana .

bulmalıyım

Kağıt kalem [b u l m a l ı y ı m ] , bir de zarf .

Dümdüz

[D ü m d ü z ] , soğuk bir sesle karşılık verdi .

kırmızının

N de [k ı r m ı z ı n ı n ] bana yakıştığını yineledi .

yakıştığını

N de kırmızının bana [y a k ı ş t ı ğ ı n ı ] yineledi .

Tutkuyu

[T u t k u y u ] anlattın oğlum , dedi Şakir .

Singapur'dan

Cumartesi günü de [S i n g a p u r ' d a n ] dönmüştü .

Muhaliflerin

[M u h a l i f l e r i n ] kışkırtmasıyla karışıklık çıkabilir .

Günahların

[G ü n a h l a r ı n ] bağışlandığı durumlar var .

bağışlandığı

Günahların [b a ğ ı ş l a n d ı ğ ı ] durumlar var .

Kapıda

[K a p ı d a ] ki gürültüler kesilmişti .

gürültüler

Kapıda ki [g ü r ü l t ü l e r ] kesilmişti .

Celal'le

[C e l a l ' l e ] karşısına geçtik .

geçtik

Celal'le karşısına [g e ç t i k ] .

kızımız

Üç [k ı z ı m ı z ] olurdu .

Anlatırım

[A n l a t ı r ı m ] tabii Ayhan .

ydin

nerede [y d i n ] .

Çalışamaz

[Ç a l ı ş a m a z ] olmuş .

taksitlerini

Değişiklik tasarısı tüketici kredisi kullanan lara [t a k s i t l e r i n i ] vadesinde ödeyememeleri durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi faizinin yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde sınırlandırıyor .

vadesinde

Değişiklik tasarısı tüketici kredisi kullanan lara taksitlerini [v a d e s i n d e ] ödeyememeleri durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi faizinin yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde sınırlandırıyor .

ödeyememeleri

Değişiklik tasarısı tüketici kredisi kullanan lara taksitlerini vadesinde [ö d e y e m e m e l e r i ] durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi faizinin yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde sınırlandırıyor .

faizinin

Değişiklik tasarısı tüketici kredisi kullanan lara taksitlerini vadesinde ödeyememeleri durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi [f a i z i n i n ] yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde sınırlandırıyor .

sınırlandırıyor

tasarısı tüketici kredisi kullanan lara taksitlerini vadesinde ödeyememeleri durumunda uygulanan gecikme faizi oranını , kredi faizinin yüzde elli fazlasını geçmeyecek biçimde [s ı n ı r l a n d ı r ı y o r ]

çök

Diz [ç ö k ] karşısında , okşa saçlarını , özür dile , bağış dile , ne dilersen dile it herif , ağla hatta elinden

okşa

Diz çök karşısında , [o k ş a ] saçlarını , özür dile , bağış dile , ne dilersen dile it herif , ağla hatta elinden geliyorsa ...

dilersen

Diz çök karşısında , okşa saçlarını , özür dile , bağış dile , ne [d i l e r s e n ] dile it herif , ağla hatta elinden geliyorsa ...

ağla

Diz çök karşısında , okşa saçlarını , özür dile , bağış dile , ne dilersen dile it herif , [a ğ l a ] hatta elinden geliyorsa ...

girebilirdim

Yine bahse [g i r e b i l i r d i m ] ki , Kemal de bunları düşünüyordu ; hem de i ) ler , ii ) lerle .

toplusözleşmeye

Unakıtan hükümeti , işçilerin yasal zorunluluktan kaynaklanan ve [t o p l u s ö z l e ş m e y e ] konulması şartıyla ödenen iki ikramiyeden ikisini ödememe konusunu değerlendirecek .

ikramiyeden

Unakıtan hükümeti , işçilerin yasal zorunluluktan kaynaklanan ve toplusözleşmeye konulması şartıyla ödenen iki [i k r a m i y e d e n ] ikisini ödememe konusunu değerlendirecek .

ödememe

Unakıtan hükümeti , işçilerin yasal zorunluluktan kaynaklanan ve toplusözleşmeye konulması şartıyla ödenen iki ikramiyeden ikisini [ö d e m e m e ] konusunu değerlendirecek .

Fezlekede

[F e z l e k e d e ] , Almanya'da ki bazı Türk vatandaşlarının " dolandırıcılık " iddiasıyla Akgündüz hakkında suç duyurusunda bulundukları belirtildi .

Akgündüz

Fezlekede , Almanya'da ki bazı Türk vatandaşlarının " dolandırıcılık " iddiasıyla [A k g ü n d ü z ] hakkında suç duyurusunda bulundukları belirtildi .

alışmıştım

Çok [a l ı ş m ı ş t ı m ] Kahve'ye belki vazgeçersin almaktan , annem de alıştığı için kalır diyordum kendi kendime .

Kahve'ye

Çok alışmıştım [K a h v e ' y e ] belki vazgeçersin almaktan , annem de alıştığı için kalır diyordum kendi kendime .

vazgeçersin

Çok alışmıştım Kahve'ye belki [v a z g e ç e r s i n ] almaktan , annem de alıştığı için kalır diyordum kendi kendime .

alıştığı

Çok alışmıştım Kahve'ye belki vazgeçersin almaktan , annem de [a l ı ş t ı ğ ı ] için kalır diyordum kendi kendime .

diyordum

Çok alışmıştım Kahve'ye belki vazgeçersin almaktan , annem de alıştığı için kalır [d i y o r d u m ] kendi kendime .

Resmine

[R e s m i n e ] bakıp bir parça gözyaşı döküyorsak eğer , onu da aşkımızın imkan sız lığına verin ...

döküyorsak

Resmine bakıp bir parça gözyaşı [d ö k ü y o r s a k ] eğer , onu da aşkımızın imkan sız lığına verin ...

aşkımızın

Resmine bakıp bir parça gözyaşı döküyorsak eğer , onu da [a ş k ı m ı z ı n ] imkan sız lığına verin ...

lığına

Resmine bakıp bir parça gözyaşı döküyorsak eğer , onu da aşkımızın imkan sız [l ı ğ ı n a ] verin ...

belinde

Anne buna itiraz edince adam [b e l i n d e ] ki kayışı çıkarıp anne ile kızı öldüresiye dövmüş .

kayışı

Anne buna itiraz edince adam belinde ki [k a y ı ş ı ] çıkarıp anne ile kızı öldüresiye dövmüş .

öldüresiye

Anne buna itiraz edince adam belinde ki kayışı çıkarıp anne ile kızı [ö l d ü r e s i y e ] dövmüş .

dövmüş

Anne buna itiraz edince adam belinde ki kayışı çıkarıp anne ile kızı öldüresiye [d ö v m ü ş ] .

hipotezlere

Yeni ilişkiler yeni [h i p o t e z l e r e ] ve bu hipotezler temelinde yükselen yeni kuramlara götürür .

kuramlara

Yeni ilişkiler yeni hipotezlere ve bu hipotezler temelinde yükselen yeni [k u r a m l a r a ] götürür .

Gelirlerinin

[G e l i r l e r i n i n ] bir bölümünü bütçeye aktaran kuruluşlara Kıyı Emniyeti ile TPAO da eklendi .

Emniyeti

Gelirlerinin bir bölümünü bütçeye aktaran kuruluşlara Kıyı [E m n i y e t i ] ile TPAO da eklendi .

TPAO

Gelirlerinin bir bölümünü bütçeye aktaran kuruluşlara Kıyı Emniyeti ile [T P A O ] da eklendi .

yüküm

Benim [y ü k ü m ] bana yetiyor , Hülya , halimi görmüyor musun ? dedim .

yetiyor

Benim yüküm bana [y e t i y o r ] , Hülya , halimi görmüyor musun ? dedim .

halimi

Benim yüküm bana yetiyor , Hülya , [h a l i m i ] görmüyor musun ? dedim .

yakalayınca

Onu bir [y a k a l a y ı n c a ] her şey birden tutuşur , ateş gibi yakar .

susmuyordum

Ben [s u s m u y o r d u m ] : Hayır ! Hayır ! Tavandan üstüme kan damlıyordu .

Tavandan

Ben susmuyordum : Hayır ! Hayır ! [T a v a n d a n ] üstüme kan damlıyordu .

üstüme

Ben susmuyordum : Hayır ! Hayır ! Tavandan [ü s t ü m e ] kan damlıyordu .

damlıyordu

Ben susmuyordum : Hayır ! Hayır ! Tavandan üstüme kan [d a m l ı y o r d u ] .

okuttum

Onu en iyi okullarda [o k u t t u m ] diyerek kendisini rahatlatma yollarını arıyordu .

rahatlatma

Onu en iyi okullarda okuttum diyerek kendisini [r a h a t l a t m a ] yollarını arıyordu .

dayanabilirim

Bu heyecana nasıl [d a y a n a b i l i r i m ] . diye mırıldandı Celal .

ettin

Beni ziyan [e t t i n ] , diyor , ziyan ettin .

Beni ziyan ettin , diyor , ziyan [e t t i n ] .

Ayhen

Ayhan bizim Van li [A y h e n ] .

Çitin

[Ç i t i n ] girişini hızla kaldırdı çoban .

artıracağız

Uçak seferlerini de [a r t ı r a c a ğ ı z ] .

Giremeyecek

[G i r e m e y e c e k ] , dedim umutsuzlukla .

umutsuzlukla

Giremeyecek , dedim [u m u t s u z l u k l a ] .

Dinleniyorum

[D i n l e n i y o r u m ] bu odada .

Parkı'ndan

Erkekler [P a r k ı ' n d a n ] geliyorum .

evlenmişlerse

Hele bunlar [e v l e n m i ş l e r s e ] ...

anımsatmak

Sonra , patron olduğunu [a n ı m s a t m a k ] için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla paçavra

soymakta

Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , [s o y m a k t a ] olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla paçavra gibi olmuş gazeteyi

patatesleri

Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu [p a t a t e s l e r i ] bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla paçavra gibi olmuş gazeteyi eline aldı

bakıla

Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri [b a k ı l a ] bakıla paçavra gibi olmuş gazeteyi eline

Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla [b a k ı l a ] paçavra gibi olmuş gazeteyi

paçavra

Sonra , patron olduğunu anımsatmak için , soymakta olduğu patatesleri bırakıp , bir çay doldurdu , masalardan birine geçti , sabahtan beri bakıla bakıla [p a ç a v r a ] gibi olmuş

Linn

[L i n n ] Johannes , planın uzun vadede Türk toplumunun ortadan kalkmasına neden olacağını belirtirken , Türklerin yaşadığı yüzde 28 'lik nüfus alanının

Paketin

[P a k e t i n ] salı gün Bakanlar Kurulu toplantısında ele alınacağını ifade eden IMF , " Aynı gün ' sevk etmeye çalışacağız "

rehberimden

Artık [r e h b e r i m d e n ] utandığım için bağırıp kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden tırmanıyordum .

utandığım

Artık rehberimden [u t a n d ı ğ ı m ] için bağırıp kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden tırmanıyordum .

durdurmasını

Artık rehberimden utandığım için bağırıp kervanı [d u r d u r m a s ı n ı ] istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden tırmanıyordum .

planjonlarla

Artık rehberimden utandığım için bağırıp kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı [p l a n j o n l a r l a ] , kızağa yeniden tırmanıyordum .

tırmanıyordum

Artık rehberimden utandığım için bağırıp kervanı durdurmasını istemiyor , hızlı planjonlarla , kızağa yeniden [t ı r m a n ı y o r d u m ] .

Çalıştığımız

İşçiler şöyle karşılık verdiler : [Ç a l ı ş t ı ğ ı m ı z ] fabrikalarda , yararlı olmayan şey yok tur .

Mebrure'nin

[M e b r u r e ' n i n ] tarif ettiği gibi bıyık , kara yağız bir adam .

yağız

Mebrure'nin tarif ettiği gibi bıyık , kara [y a ğ ı z ] bir adam .

köpeğimizin

Bir de Esin [k ö p e ğ i m i z i n ] erkek olacağını duyunca biraz üzülür gibi oldu .

Genelgede

[G e n e l g e d e ] oy kullanılacak sandıklar ile kilitlerinin gözden geçirilmesi istendi .

sandıklar

Genelgede oy kullanılacak [s a n d ı k l a r ] ile kilitlerinin gözden geçirilmesi istendi .

kilitlerinin

Genelgede oy kullanılacak sandıklar ile [k i l i t l e r i n i n ] gözden geçirilmesi istendi .

içiyorlardı

Her yaştan , her kesimden insanlar konuşarak içki [i ç i y o r l a r d ı ] .

hocalarına

Bizim din [h o c a l a r ı n a ] çok yer ler derlermiş .

üzer

Bazen beni [ü z e r ] , sonra birdenbire sevindirir .

sevindirir

Bazen beni üzer , sonra birdenbire [s e v i n d i r i r ] .

notayı

İlk birkaç [n o t a y ı ] duyan çocuğun gözleri ışıldadı .

ışıldadı

İlk birkaç notayı duyan çocuğun gözleri [ı ş ı l d a d ı ] .

hissettiklerimi

Ama benim [h i s s e t t i k l e r i m i ] hissedemezler ! diye bağırdım .

hissedemezler

Ama benim hissettiklerimi [h i s s e d e m e z l e r ] ! diye bağırdım .

bağırdım

Ama benim hissettiklerimi hissedemezler ! diye [b a ğ ı r d ı m ] .

duruyorsunuz

Sürücü : Ne itişip [d u r u y o r s u n u z ] ?

Kabloda

[K a b l o d a ] güç birliği yaptılar .

Vaktin

[V a k t i n ] var sa görüşelim .

görüşelim

Vaktin var sa [g ö r ü ş e l i m ] .

birbirimizi

Çoğu konuda [b i r b i r i m i z i ] anlamıyoruz .

anlamıyoruz

Çoğu konuda birbirimizi [a n l a m ı y o r u z ] .

Pekiyi

[P e k i y i ] ne oldu .

Sormayı

[S o r m a y ı ] unuttum .

unuttum

Sormayı [u n u t t u m ] .

Yokuş

[Y o k u ş ] çıkacağız .

çıkacağız

Yokuş [ç ı k a c a ğ ı z ] .

Birbirimize

[B i r b i r i m i z e ] bakarız .

bakarız

Birbirimize [b a k a r ı z ] .

Anlatamadım

[A n l a t a m a d ı m ] .

yönelsem

Nereye [y ö n e l s e m ] arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk

arkamdan

Nereye yönelsem [a r k a m d a n ] yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur

yetişiyordu

Nereye yönelsem arkamdan [y e t i ş i y o r d u ] , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur ,

sobasını

Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür [s o b a s ı n ı ] beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur , en iyisi yattığım odanın

beceremezsin

Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını [b e c e r e m e z s i n ] , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur , en iyisi yattığım odanın

zamazingoyu

Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li [z a m a z i n g o y u ] al , dolapta ki rakı çok soğuk tur , en iyisi yattığım odanın kapısını , bak hemen kapının arkasında

dolapta

Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , [d o l a p t a ] ki rakı çok soğuk tur , en iyisi yattığım odanın kapısını , bak hemen kapının arkasında , kap gel

yattığım

Nereye yönelsem arkamdan yetişiyordu , Sen kömür sobasını beceremezsin , yan odadan elektrik li zamazingoyu al , dolapta ki rakı çok soğuk tur , en iyisi [y a t t ı ğ ı m ] odanın kapısını , bak hemen

Hala'nın

Dışarıdan bakınca her şey ne kolay görünür , hatta Zübeyde [H a l a ' n ı n ] komünist oğluna , aslında pek de sevimli dir ya , bu oğlana kalsa her zenginliğin altında biraz gözyaşı , hatta

oğlana

Dışarıdan bakınca her şey ne kolay görünür , hatta Zübeyde Hala'nın komünist oğluna , aslında pek de sevimli dir ya , bu [o ğ l a n a ] kalsa her zenginliğin altında biraz gözyaşı , hatta kan var

artmışken

Hazır , Irak krizi patlamış , petrol fiyatları da [a r t m ı ş k e n ] bu tür araçlara karşı olan lar , seslerini " avazları çıktığı kadar " duyurmaya başladılar .

avazları

Hazır , Irak krizi patlamış , petrol fiyatları da artmışken bu tür araçlara karşı olan lar , seslerini " [a v a z l a r ı ] çıktığı kadar " duyurmaya başladılar .

kardeşlerimin

Ben de o gece [k a r d e ş l e r i m i n ] yatma saati gelen e kadar uzun uzun köpeğimizi anlattım onlara , ne de olsa o artık evimizin köpeği ydi .

köpeğimizi

Ben de o gece kardeşlerimin yatma saati gelen e kadar uzun uzun [k ö p e ğ i m i z i ] anlattım onlara , ne de olsa o artık evimizin köpeği ydi .

evimizin

Ben de o gece kardeşlerimin yatma saati gelen e kadar uzun uzun köpeğimizi anlattım onlara , ne de olsa o artık [e v i m i z i n ] köpeği ydi

edecektik

Yedi saat lik yolculuk boyunca - ki yetmiş kilometre kat [e d e c e k t i k ] - bir tek eve rastlamanın mümkün olmadığı bir coğrafya .

rastlamanın

Yedi saat lik yolculuk boyunca - ki yetmiş kilometre kat edecektik - bir tek eve [r a s t l a m a n ı n ] mümkün olmadığı bir coğrafya .

alışacak

Böylece o da ismine [a l ı ş a c a k ] , çağırdığım zaman gelecek , bir bakıma yavaş yavaş bizim dilimizi öğrenecekti .

çağırdığım

Böylece o da ismine alışacak , [ç a ğ ı r d ı ğ ı m ] zaman gelecek , bir bakıma yavaş yavaş bizim dilimizi öğrenecekti .

dilimizi

Böylece o da ismine alışacak , çağırdığım zaman gelecek , bir bakıma yavaş yavaş bizim [d i l i m i z i ] öğrenecekti .

zannettiğim

İnsanlara özgü [z a n n e t t i ğ i m ] bir çok özelliğin hayvanlar aleminde de geçerli olabileceğini daha önce hiç düşünmemiştim .

düşünmemiştim

İnsanlara özgü zannettiğim bir çok özelliğin hayvanlar aleminde de geçerli olabileceğini daha önce hiç [d ü ş ü n m e m i ş t i m ] .

rakıyla

Kimi bir şişe [r a k ı y l a ] öldürüyor , kimi üç gram kokainle , kimi beş gram eroinle .

eroinle

Kimi bir şişe rakıyla öldürüyor , kimi üç gram kokainle , kimi beş gram [e r o i n l e ] .

şuuru

Ayhan , tüm gururu ve de onuru ve de mühendislik [ş u u r u ] ile cevapladı .

cevapladı

Ayhan , tüm gururu ve de onuru ve de mühendislik şuuru ile [c e v a p l a d ı ] .

Mutluluğu

[M u t l u l u ğ u ] ararsan bulursun , mutsuzluğun geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz olursun , der .

ararsan

Mutluluğu [a r a r s a n ] bulursun , mutsuzluğun geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz olursun , der .

bulursun

Mutluluğu ararsan [b u l u r s u n ] , mutsuzluğun geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz olursun , der .

mutsuzluğun

Mutluluğu ararsan bulursun , [m u t s u z l u ğ u n ] geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz olursun , der .

beklersen

Mutluluğu ararsan bulursun , mutsuzluğun geleceğini [b e k l e r s e n ] kendi kendine mutsuz olursun , der .

olursun

Mutluluğu ararsan bulursun , mutsuzluğun geleceğini beklersen kendi kendine mutsuz [o l u r s u n ] , der .

Gördüğünüz

[G ö r d ü ğ ü n ü z ] gibi , hiçbir zaman kurtulamayacak , özgür olamayacak bir tutsak ım ben .

kurtulamayacak

Gördüğünüz gibi , hiçbir zaman [k u r t u l a m a y a c a k ] , özgür olamayacak bir tutsak ım ben .

Sveta

Yura'nın ablası [S v e t a ] ve görümcesi Şura ellerinde birer fincanla daldılar geyiklerin arasına .

görümcesi

Yura'nın ablası Sveta ve [g ö r ü m c e s i ] Şura ellerinde birer fincanla daldılar geyiklerin arasına .

fincanla

Yura'nın ablası Sveta ve görümcesi Şura ellerinde birer [f i n c a n l a ] daldılar geyiklerin arasına .

daldılar

Yura'nın ablası Sveta ve görümcesi Şura ellerinde birer fincanla [d a l d ı l a r ] geyiklerin arasına .

geyiklerin

Yura'nın ablası Sveta ve görümcesi Şura ellerinde birer fincanla daldılar [g e y i k l e r i n ] arasına .

şişmişti

İyi ce hasta ydı , diyor , karnı davul gibi [ş i ş m i ş t i ] .

Israr

[I s r a r ] etseydin bize , daha güzel bir isim önerseydin ! ..

etseydin

Israr [e t s e y d i n ] bize , daha güzel bir isim önerseydin ! ..

önerseydin

Israr etseydin bize , daha güzel bir isim [ö n e r s e y d i n ] ! ..

süz

Sonra , gözlük [s ü z ] olduğunu da iyi ce anımsıyorum .

anımsıyorum

Sonra , gözlük süz olduğunu da iyi ce [a n ı m s ı y o r u m ] .

Girme

[G i r m e ] suya oğlum , gidiyoruz .

Bağımlılar

[B a ğ ı m l ı l a r ] için daha da zor .

Biliyorsun

[B i l i y o r s u n ] baleyi ne kadar sevdiğimi .

baleyi

Biliyorsun [b a l e y i ] ne kadar sevdiğimi .

sevdiğimi

Biliyorsun baleyi ne kadar [s e v d i ğ i m i ] .

Uydurma

- [U y d u r m a ] .

Sürünür

[S ü r ü n ü r ] şimdi .

bırakmıyorlar

Rahat [b ı r a k m ı y o r l a r ] .

Alışmak

[A l ı ş m a k ] lazım .

perukla

Bir akşam üstü de başında ki o komik [p e r u k l a ] fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle yattığın günlerde ) çalıştığın markete girdin .

sevgilinle

Bir akşam üstü de başında ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan [s e v g i l i n l e ] yattığın günlerde ) çalıştığın markete girdin .

yattığın

Bir akşam üstü de başında ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle [y a t t ı ğ ı n ] günlerde ) çalıştığın markete girdin

çalıştığın

akşam üstü de başında ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle yattığın günlerde ) [ç a l ı ş t ı ğ ı n ]

markete

de başında ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle yattığın günlerde ) çalıştığın [m a r k e t e ]

girdin

ki o komik perukla fahişe olmadan önce ( sadece basım evinde çalışan , mürekkep kokan sevgilinle yattığın günlerde ) çalıştığın markete [g i r d i n ]

dalgın

O sırada , dönüşü yorgun ve [d a l g ı n ] adımlarla geçip giden lerden bir ikisinin gözleri takılır kenarda kilere .

kilere

O sırada , dönüşü yorgun ve dalgın adımlarla geçip giden lerden bir ikisinin gözleri takılır kenarda [k i l e r e ] .

tabakta

Çocuğun [t a b a k t a ] kileri bir solukta silip süpüreceğini biliyordu artık .

kileri

Çocuğun tabakta [k i l e r i ] bir solukta silip süpüreceğini biliyordu artık .

solukta

Çocuğun tabakta kileri bir [s o l u k t a ] silip süpüreceğini biliyordu artık .

süpüreceğini

Çocuğun tabakta kileri bir solukta silip [s ü p ü r e c e ğ i n i ] biliyordu artık .

ayağım

Tabii bir [a y a ğ ı m ] Ankara'da idi .

zorluyor

Nasıl da [z o r l u y o r ] kapıyı ...

korkuyordum

Ben se [k o r k u y o r d u m ] .

Yüzünün

[Y ü z ü n ü n ] solukluğu gitti .

solukluğu

Yüzünün [s o l u k l u ğ u ] gitti .